29 Haziran 2025 06:03

Uğur’u öldüren gemi Gazze katliamının lojistik taşıyıcısı

İsrail, dört yıl önce 23 yaşındaki Genç Denizci Uğur Kır’ı bir iş cinayetinde öldüren gemiyle bugün Gazze’deki soykırımın lojistiğini yürütüyor. Uğur, Erkul S adlı gemide üçüncü kaptan olarak çalışıyordu. Cinayet, geminin ambar vincine müdahale ederken gerçekleşti. Vincin bağlama düzenini çözmeye çalışırken küpeşte ile vinç arasına sıkıştı. İlk müdahalenin ardından kaldırıldığı hastanede “Sadece doku zedelenmesi” teşhisiyle gemiye geri gönderildi. Ardından Liberya’dan Çin’e doğru yol aldı.

Yıl 2021... Bu bir “kaza” değil, bir zincirin, göz göre göre gelen bir cinayetin sonucu oldu. Yaralanmasının üzerinden 9 gün geçti. Uğur’un ağrıları arttı, durumu ağırlaştı. Yakıt ikmalinden sonra ilk limanda ayrılmak istediğini söyledi. Fakat bu istek dikkate alınmadı. Gemi yakıt ikmali yapmadan seyrine devam etti. Yaralanmasından 13 gün sonra, Atlantik Okyanusu’nun ortasında hayatını kaybetti.

Annesi Nurgül Kır, “O benim ilk evladım, daha 23 yaşındaydı. Ben onu nasıl büyüttüm, bir daha gelmeyecek, beni öpmeyecek” demişti o gün. Bugün, “Evlat geri gelmiyor, her gün ağlıyoruz” diyor, “Acım hâlâ aynı. Kimin suçu varsa Allah’a havale ediyorum. Türkiye’de adalet yok.” Çünkü ceza yok, cezasızlık var.

Uğur’u öldüren gemi, bugün İsrail’in Gazze’de yürüttüğü katliamın taşıyıcısı. Söz konusu gemi, İsrail’in meşhur Hayfa Limanına -özellikle kimyasal madde terminaline- defalarca yanaştı. Aynı şekilde, ABD’deki Lockheed Martin tesislerinden alınan F35 parçalarını İsrail’e taşıyan Maersk Detroit ve Nexoe Maersk gemileri de Mersin Limanına elini kolunu sallayarak girip çıkabiliyor. Bu gemiler, soykırımın lojistik damarlarını oluşturuyor.

Bu nedenle Uğur’un ölümüyle Gazze’de öldürülen on binlerin kaderi arasında görünmeyen ama kanlı bir bağ var. Uğur’u öldüren güdüyle Gazze’de çocukları, sivilleri, doktorları öldüren güdü aynıdır: Emek sömürüsünden ve insan hayatını maliyet kalemi olarak gören birikim iştahından beslenir.

Kapitalizmin bize “doğal bir sistem” gibi anlatılması, kan dökmeden doğmuş bir yükseliş masalıdır. Oysa kapitalizm ‘steril’ bir büyüme süreci değildir. Her teminatlandırılmış borcun, her tahvilin, her borsa hissesinin, her faiz oranının arkasında ter, kan ve gözyaşı vardır. Bu karmaşık finansal araçların ve sermaye akımlarının ardında limanlarda parçalanan bedenler, fabrikalarda yitirilen canlar, maden ocaklarında göçük altında kalan emekçiler yatar.

Marx’ın deyimiyle parasal güç bir vampirdir. Sessizce, sinsice insanların bedenine sızar; onların emeğini, yaşamlarını emer. Bu yüzden para, emeğe ve insan bedenine bağlıdır. Emeği görmeden, onun çektiği zahmeti, uğradığı şiddeti, uğruna ödenen bedelleri görmeden kapitalizmin gerçek yüzü anlaşılamaz.

Bugün bir gemi, dün bir insanı ölüme sürükleyip, bugün bir halkı açlığa, susuzluğa ve yıkıma mahkum ediyor. Ve sistem bunu sürdürülebilir bir model olarak sunuyor. Bu düzende ölüm sıradan, kâr olağan, adalet ise yalnızca kelimeden ibaret.

Adalet, ancak geleceğin temizlenmesiyle gelir. Uğur Kır’ı ve Gazze’deki on binleri unutmamak, bu kanlı düzenin çarklarına bir çomak sokmaktır.

Uğur Zengin

Uğur’u öldüren gemi Gazze katliamının lojistik taşıyıcısı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et