‘Ücretler enflasyonu artırır’ teziyle çok feci ütüldük!
Önce tezimizi ortaya koyalım! Sonra da bunu verilerle somutlayalım.
Enflasyon emekçiler için gizli bir vergidir; sadece alım gücünü eritmekle kalmaz, erittiğini alıp devletin kasasına, bir kodamanın cebine koyar.
Bu yüzden enflasyon büyük bir gelir ve servet transferi aracıdır; ücretliden, sabit gelirliden, yoksuldan alır, sermayeye ve zengine verir. Bu sürecin kaybedenlerini de devlet belirler! Şayet güçlü bir işçi emekçi muhalefeti ve karşı duruşu yoksa!
Özetle: Enflasyon legal bir soygun aracıdır; bu soygun ancak sınıf kavgasıyla durdurulabilir.
***
Demir yollarında, kara yollarında, madenlerde, hastanelerde, termik santrallerde, tersanelerde, askeri fabrikalarda çalışan 600 bin kamu işçisinin de…
İzmir merkez ve ilçe belediyelerinde çalışan işçilerin de…
Ücretlerine yüzde 90 zam istemesi, gerçekleşmiş büyük soyguna karşı bir talepti; birileri tarafından ‘abartılı’ ve ‘fazla’ bulunsa da aslında cepten çalınanı geri istemekti.
Asgari ücretliye, emekliye verilmediği gibi kamu ve belediye işçilerine de verilmedi.
Sebep: ‘Ücret artışı enflasyona sebep olur’ ezberi!
Ezberin sahiplerine göre ücret artışı iki koldan enflasyona sebep olur. Birincisi, talep üzerinden. ‘Ücret artarsa talep artar, talep artınca da fiyatlar artar’ yaklaşımı. İkincisi, maliyet üzerinden. ‘Ücret artışı üretim maliyetini artırır bu da fiyata yansır, enflasyonu tetikler’ yaklaşımı.
‘Ücretlerin alım gücünü azalt, enflasyonu düşür’ diye özetlenebilecek bir tez!
Gelin şimdi iki yıldır uygulamada olan bu tez ne sonuçlar doğurmuş ona bakalım.
Talep kimin, tüketim kimin?
Türkiye’de kişi başı yıllık milli gelir 15 bin 500 dolar. Ama dünyanın gelir dağılımı en bozuk ülkelerinden biri olan Türkiye’de, kişi başına gelir dağılımları ortalamadan çok farklı.
Şöyle ki… Ülke nüfusu 85 milyon. Bunun en yoksul yüzde 20’lik kesiminin yani 17 milyon insanın, kişi başı milli geliri 4 bin 500 dolar. Aylık 375 dolar. Başka bir ifade ile (1 dolar kuru 40 TL olarak kabul edersek) 15 bin TL.
Bu grupta yer alan 17 milyon kişi zaten eve ekmek götürmekten başka bir şeye harcayacak para bulabilecek durumda değil.
Ekonomik olarak biraz daha iyi ikinci yüzde 20’lik grup için kişi başı milli gelir yıllık 7 bin dolar, aylık 600 dolar bile değil. Bu gruptaki 17 milyon kişi de eline geçen aylık 23 bin 500 lira ile hiçbir ekstra harcama yapamaz.
Üçüncü grupta yer alan için de durum iç açıcı değil. Anlayacağınız ülkedeki 50 milyon kişi, zorunlu ihtiyaç dışında, fazladan tüketim yapacak tasarruftan yoksun. Bu 50 milyon şu an talep ettiklerini de cebinde para olsa da olmasa da zaten talep edecek; ama borçla ama kredi kartıyla ama ek iş yaparak.
Buna mukabil en zengin yüzde 10 yani 8.5 milyon insan ise deli gibi tüketiyor. Ellerinde korkunç bir servet ve gelir biriken bu zenginler, Türkiye’deki toplam harcamaların yüzde 50’sini yapıyor. Her 100 liralık harcamanın 50 lirası bu kesime ait.
Hükümet emekçilerin ümüğünü sıkıyor ama en alttaki yüzde 20’nin (17 milyon kişinin) tüketimdeki payı sadece yüzde 7.5! Hiç harcamasalar, tüketim etkilenmez o derece düşük yani.
En alttaki yüzde 60’lık kesim (50 milyon kişi) toplam harcamaların hepi topu yüzde 20’sini gerçekleştiriyor.
Şimdi bunların talebi enflasyon yaratıyor denebilir mi?
***
Peki enflasyonu kimin talebi yaratıyor?
2024 servet raporuna göre Türkiye, dolar milyoneri sayısındaki artışta dünya birincisi. Ülkedeki bir kesimde hızlı bir servet büyümesi var. Bu kesimler bolca konut, gayrimenkul, altın vs. alıyorlar. Yıllık 1.5 milyon adet konut satılıyor ama ev sahipliği oranı düşüyor. Çünkü satın almalar oturum amaçlı değil, yatırım ve kiraya vermek için!
Yüksek konut fiyatları yüksek kira demek. Şu anda resmi verilere göre enflasyon yüzde 35, kira artışı yüzde 70. Emekçilerin gelirinin büyük kısmını kiralar yutuyor! Harcayacak bir şey kalmıyor.
Lüks ithalat artıyor! Boğaz’da tanınmış balık lokantalarında kişi başına 7-8 bin lira harcamalar sürüyor. Etiler ve benzeri lüks semtlerdeki lokantalar dolu. Alıcısı belli değil mi?
Yüksek faiz vurgununa ne demeli?
Faiz de yüksek meblağı bulunan 2 milyon hesap şu an her ay 400 milyar TL faiz geliri elde ediyor. Hesap başına aylık ortalama 300 bin TL. Fonlarda parası olanlar aynı şekilde, ortalama ayda 165 bin TL gelir elde ediyor.
Bu kişiler doğal olarak harcıyor! Eğer enflasyon talepten kaynaklı yüksek seyrediyorsa, bu üst gelir grubunun yüksek faiz ve rant kazançlarından kaynaklı bir talep etkisidir.
İlle de bir talep aranıyorsa zenginler dışında yabancı turiste bakılsın. 2024 yılında Türkiye’ye 62 milyondan fazla turist geldi ve 61 milyar dolar para harcadı. Yurt içi talebe eklenen bu harcama ülke emekçilerine yazılamaz.
‘Ücret arttı, maliyet arttı, sus’ mu!
Talebi geçelim. Gelelim maliyet vurgusuna.
Otomobil başta olmak üzere yüksek teknolojili firmalarda toplam maliyet içinde işçilik maliyeti yüze 3 bile değil! Bu mu kuzum enflasyona mal olacak maliyet?
Emek yoğun sektörlerde ücretlerin maliyet içindeki payı elbette daha fazla. Ama bu ücretlerin arttığı anlamına gelmiyor. Ücretler konusunda bastırılmış, neredeyse sabit kalmış dolar kuru üzerinden bir çarpıtma yaşanıyor: Asgari ücret 550 doların üzerinde, tarihi zirvelerde!
Sözüm ona ücret artmış ama asgari ücretli, 15 yıl öncesine göre daha çok gıda alamıyor, Türk-İş’in açlık sınırı araştırmasına göre. Mehmet Şimşek göreve başladığında ailenin gıda harcaması için 300 dolar yetiyordu. Şimdi açlık sınırı 25 bin TL, yani gıda için 640 dolar gerekiyor.
15 yıl önce İstanbul’da 100 bin dolara, lüks olmayan bir ev alınabilirdi. O tarihte 535 dolar seviyesinde olan asgari ücret ile asgari ücretin kuruşuna dokunulmasa, 15.5 yılda o ev satın alınabiliyordu.
Şimdi asgari ücretin dolar karşılığı 554 dolar! O evin fiyatı ise artık 220 bin dolar! O evi 15.5 yılda almak mümkün değil, 33 yıl gerekli.
İşçinin, emekçinin alım gücü yüzde 50 azalmış. Sizce ücretler artmış mı yoksa emekçi soyulmuş mu?
Birincilikler
Eurostat verilerine göre Türkiye son bir yıldaki elektrik fiyatları artışında (yüzde 87.7 ile) ilk sırada. OECD verilerine göre Türkiye, konut ve kira fiyatlarında son on yılda açık ara dünya birincisi.
Bir birincilik daha var: Eurostat verilerine göre 20 milyonu aşan yoksul nüfusla Avrupa’da lider.
Bu şartlarda enflasyon düşse de pahalılık düşmeyecek. Gelir dağılımı bozukluğunun faturasını emekçiler ödemeye devam edecek. İlacı belli: Servet vergisi koymak, rantın ve müteahhitlerin bütçe soygununu durdurmak ve ücret-maaş artışına gidip gelir adaletsizliğini dengelemek.
Asgari ücretliler temmuzda ara zam istemeli. 600 kamu işçisi kendisine dayatılan yüzde 27’ye itiraz etmeli, metal işçileri önümüzdeki döneme güçlü hazırlanmalı.
14 milyon işçinin 6 aylık kaybı 65 milyar TL
Türkiye’de 14 milyon emekçinin bu yılın ilk 6 ayında reel olarak kaybı 65 milyar TL’yi aştı. 2025 yılı ilk 6 ayında resmi enflasyon yüzde 15.09 olarak gerçekleşti. Enflasyon karşısında kamu işçileri, memurlar, asgari ücretliler ve metal işçilerinin yaşadığı ortalama ve toplam reel ücret kayıpları ise şöyle:
| Grup | Ortalama Ücret | Kişi Sayısı | Ortalama Kayıp (TL) | Toplam Kayıp (TL) |
| Kamu İşçileri | 37.500 TL | 600.000 | 5.353 | 3.211.800.000 |
| Memurlar | 45.000 TL | 3.400.000 | 6.790 | 23.086.000.000 |
| Asgari ücretliler | 22.104 TL | 8.000.000 | 3.337 | 26.696.000.000 |
| Metal işçileri | 40.000 TL | 2.000.000 | 6.036 | 12.072.000.000 |
| TOPLAM | 14.000.000 | — | 65.065.800.000 |
Not: Hesaplamalar yüzde 15.09 resmi TÜFE oranı esas alınarak yapılmıştır. Bu tablo, ücret gruplarının herhangi bir zam almamaları durumunda 6 aylık dönemde uğradıkları satın alma gücü kaybını yansıtmaktadır.
Evrensel'i Takip Et