01 Haziran 2020 00:00

Eyvallahı olmayan asiler*

ABD'de polis şiddeti protestosu

Fotoğraf: Steel Brooks/AA

Paylaş

Kaderimi belirlemesi için devleti bekleyemem, o yüzden bu sözleri yazdım.” (Public Enemy, Welcome to the Terrordome)

1980’lerde “siyah Amerika” eski liderlerini dinlemiyordu. Ülke, büyük bir dönüşümden geçerken bu dönüşümün en büyük kaybedenleri emekçiler ve onların içerisinde de siyahlardı. Yurttaş Hakları Hareketinden kalma liderler yeni kuşağa hitap edemiyordu ve 1990’ların kanlı isyanları öncesi gettolar hip-hop aracılığıyla gençliğin yeni öncülerini çıkardı. Doğu Yakası’nda New York’tan Public Enemy, Batı Yakası’nda Los Angeles’tan Niggaz Wit Attitudes bu grupların başında geliyordu. Müzikleri politik ve sistem karşıtıydı. “Fight the Power”(P.E.) ve “Fuck tha Police”(N.W.A.) etkili birer marş ve slogan oldu.

“Benim kahramanlarımın resimleri pullarda yer almıyor.” (Public Enemy, Fight the Power)

1990’larda müzisyenler gençliğin sesi olurken 20 yıl öncesinin aksine sporcular ortalıkta görünmüyordu. Artık “süper yıldız” ve “süper zengin” olma fırsatı yakalayan, kendilerini dev malikanelere kapatan sporcular toplumdan izole, toplumsal olaylara duyarsızdı. Yoksul mahallelerde siyah çocukların ayakkabıları uğruna birbirini öldürdüğü Michael Jordan bu tipin sözlük karşılığı oldu. Milyonlarca beyaz hayranı olan sporcuların platformlarını yalnızca kendi çıkarları için kullanmaları, 1992’de Los Angeles’ta olduğu gibi katliamların sessizlikle geçiştirilebilmesinin önünü açıyordu. Hip-hop zaten “siyah” ve “marjinal”di.

“Sonunun Craig Hodges gibi olmasını istemezsin.” (2000’lerden anonim bir NBA özdeyişi)

2000’lerin başında, Jordan ruhunun tartışılmaz hakimiyeti altındaki spor dünyasında makbul sporcunun nasıl olması gerektiği de bir tartışma konusu değildi. Politik çıkışları nedeniyle kariyeri sona erdirilen Craig Hodges, diğer sporcular için bir ibret vesikasıydı ve Hodges’ı hiç tanımayan genç sporcular dahi “Sonunun Craig Hodges gibi olmasını istemezsin” şeklindeki özdeyişten haberdardı. Herkes susup işini yapacak, kazandığı paraya bakacaktı.

#ICantBreathe (2014’ten bir sosyal medya hashtag’i)

2010’larla birlikte sporcular bu elbiseye sığmamaya başladı. Kıvılcımı yakan halktı. Sürekli kötüye giden ekonomik şartların arka fonu oluşturduğu koşullarda siyahların polisler tarafından “avlanması”na gösterilen tepkiler hem sokakta hem de sosyal medyada gündemi hakimiyeti altına aldı. 2012’de Trayvon Martin kapüşonlu kıyafetiyle öldürüldüğünde Miami Heat takımı kapüşonlarla poz verdi ve “Hepimiz Trayvon Martin’iz” dedi. 2014’te Los Angeles Clippers’ın Eski Sahibi Donald Sterling’in ırkçı açıklamaları medyaya sızdığında NBA oyuncuları Sterling’in NBA’den kovulmasını sağlayacak kadar güçlü bir kamuoyu oluşturdu. Ferguson İsyanı’nın patlak verdiği aynı yıl Eric Garner’ın öldürülmesi ve katil polisin tutuklanmamasıyla sporcular bu kez parkelere “Nefes alamıyorum” tişörtleriyle çıktı.

Artık sporculuk ve aktivizmin yeniden birbirinden ayrı düşünülemeyeceği bir döneme girilmişti. Spor yıldızları sosyal medya çağında artık konuşmak zorundaydı. Kaçacak bir yer yoktu, özellikle de sokakta insanlar sistematik şekilde öldürülürken.

Sokakta cansız insan bedenleri var ve ölümlerin sorumluları işledikleri cinayete rağmen cezalandırılmıyor… Ezilenlere destek olmayı sürdüreceğim. (Colin Kaepernick, ulusal marş protestoları sırasında)

Aktivistleşen NBA yıldızları ve kadın sporcuların istikrarlı hak mücadeleleri, 2016’da NFL Oyuncusu Colin Kaepernick’in başlattığı ulusal marş esnasında ayağa kalkmayarak diz bükme eylemleriyle yeni bir aşamaya ulaştı. Aynı dönemde Trump’ın başkanlığa gelmesi, ırkçı Amerika’yı iyice cesaretlendirmesi, tepkilerin içeriğini daha da politik hale getirdi.

Mesele elbette sporculardan çok daha büyük ve şu an kimse sporculara bel bağlayarak sokağa çıkmıyor. Ancak onların varlığı ve desteği hareketin burjuva medya tarafından “marjinal” denilerek etkisizleştirilmesinin önüne geçiyor. ESPN’in gün boyu isyanları konuşmak zorunda olması sporcu aktivizminin sonucu.

“Maalesef sistem, gerçek sorunu çözmüyor. Eğitim, şiddet, ırkçılık… Bu sorunlar sokakta çözülmeli.” (LeBron James)

LeBron James bu sözleri 2 hafta önce, henüz George Floyd’u dünya tanımıyorken sarf etti. Pandemi nedeniyle mezuniyet partisi yapamayan lise son sınıf öğrencileri için internet üzerinden bir gece düzenleyen James, gençlere “Dünyayı değiştirmeye kendi çevrelerinden, mahallelerinden başlamaları” ve sisteme değil kendilerine ve komünitelerine güvenmeleri gerektiğini söylüyordu. Yazının ilk alıntısında Chuck D’nin söylediği gibi yani.

ABD’de olan bitene dair çokça yorum yapılıyordur muhakkak ama şunlar kesin: Sisteme değil kendilerine, komünitelerine güveniyorlar. Adalet ve değişim için sokaktalar. Sporcuların gölge etmemesi, hareketin bir parçası olmaya çalışmaları ’60’ların geleneğinin güçlü bir şekilde ayakta olduğunu gösteriyor.

*Başlık, Public Enemy’nin “Rebel Without a Pause” şarkısına ve ABD’de haklarını sokakta arayanlara atıftır.

Sonnot: Türkiye’de polis şiddetine, ırkçılığa ses çıkaramayıp davulun sesi ABD’den gelince oynamaya başlayan medyamız ve kulüplerimize yazdıkları bu ikiyüzlülük kitabı için teşekkürler.

Reklam
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...