23 Mayıs 2020 04:53

Yüreğir ve yardım kavgaları

Kayyum yönetimindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ekipleri yardım dağıtırken

Fotoğraf: MA

Paylaş

Yüreğir Kaymakamlığının önünde, kaymakamın refakatinde saat 22’de yardım dağıtımı yapan Vefa Sosyal Destek Grubuna ‘saldırdığı’ iddia edilen CHP İlçe Gençlik Kolları Başkanı Eren Yıldırım’ın, yanındakilerle birlikte gözaltına alındıktan sonra tutuklanması herhangi bir durumla ancak onu kriminalize ederek baş etmeye çalışan bir yönetim aklının son icraatı.  ‘Saldırı’, ‘saldırganlar’, ‘PKK’, ‘terörist’, ‘engellemek’ gibi sözcüklerle çatılmış haberlerin ötesinde ve içyüzünde ne olduğunun önemi yok, olayın hangi rafa kaldırılarak sınıflandırıldığının anlamı var. Son kanıtlar orada bir saldırının olmadığını, ‘saldırgan’ ekibin Yıldırım’ın annesi, babası, kardeşi ve kendisinden ibaret olduğunu gösteriyor zaten.

Son zamanlarda insanlara daha baştan potansiyel suçluymuş gibi davranıldığı uygulamalarda artış var. Sokağa çıkma yasağı sırasında yapılan teftişlerden otobüste kimlik kontrolüne kadar sıradan tedbirlerin bile inzibati müdahaleler eşliğinde yapıldığı, yurttaşların neredeyse rahat/hazır ol nizamı içinde davranmaya zorlandığı günlerden geçiyoruz. Düşmanı olarak  kodladığı bir kesimin en organize halinden darbeye teşebbüs, en münferit halinden ise sözlü ya da fiziksel saldırı beklentisi içinde olan irade, inzibati tedbirlerdeki artışı bu beklentiyle mazur gösteriyor.

Ancak Yüreğir’deki hadise Türkiye’de bir tür bölüşüm mantığı olan ‘yardım’ dağıtımının da çoktan beri iki ucu keskin bıçak haline geliş sürecinin özgün bir kesiti sayılır. Bu minderde uzun süre tek başınayken yoksulların bağlılığını ve bağımlılığını partinin yerel örgütleri, belediyeler ve kendisine bağlı çeşitli sivil yapılar aracılığıyla dağıttığı yardımlarla satın alan partinin piyasadaki tekeli kırılmış durumda. CHP’li belediyelerin yardım dağıtma/toplamasını devlete paralel icraat yapmakla suçlayan iktidarın gard aldığı, tansiyonunun yükseldiği konu haline geldi yardım.

İktidar, kendine mahsus bir iyilik yapma becerisi olarak pazarladığı ama aslında uğruna devlet ve yerel yönetimlerin olanaklarını sömürdüğü ‘Yardım’ın siyasi kenetlenme aracı olarak iş görmesini önemli ölçüde muhalefete borçluydu aslında. Yardıma muhtaç hale getirilen yoksulları makarnacı, kömürcü, hüloğ diye aşağılamaktan başka bir şey yapmayan ve sosyal politikaların altı oyulurken abesle iştigal eden bir muhalefetin bugün yardım dağıtır hale gelmesi bu bakımdan hayatın cilvesi sayılır. Bu bildik döngüye kendisini koruma ve sürdürme adına hâlâ, esas olarak şimdi, ihtiyacı olan iktidar ise yardım tekelinin parçalanmasına rıza gösterecek durumda olmadığını her fırsatta kanıtlıyor. 

Uluslararası işçi ve emekçi hareketlerinin, komşuda pişip bize de düşen nimetlerinin üzerine ’60’lı yılların grevlerinin çektiği cila sayesinde uygulanmaya başlanan sosyal politikaların ’90’lardan itibaren zamana yayılmış tasfiyesinin telafisi olarak görülmüştü yardımlar. Hem altlarındaki zemin kayarken emekçilerin muhtemel reaksiyonunu önlüyor hem de yoksulluğu ‘Sürdürülebilir’ bir düzeyde tutuyordu. AKP istikrarsız, gelip geçici, kurala bağlı olmayan yardımları bir seçim yatırımı, propaganda materyali olarak da görüyordu. Okullar özelleştirildi ama kitaplar ‘hayrına’ parasız verildi, Sağlık özelleştirildi ‘Yeşil kart’ basıldı, sağa sola paralar, yandaş yurttaşa iltimas dağıtıldı. Soysal politikalar devletin ihtiyari ve ilkesiz yardımlarıyla yer değiştirirken sosyal hizmetler gayet ilkeli bir biçimde piyasalaştı. Emekçilerin kayıplarından hiç bahsedilmiyordu ama bu lütuflar o kadar kafaya kakıldı ki bu küçücük iyilikleri kaybetmekten korkan emekçilerin oyları iktidar partisine aktı. Önce tasfiye eden sonra kayıpların yerini yardımla kapatmaya çalışan AKP, himmetin başka bir hükümet geldiği taktirde kesileceğini iddia ediyordu. Kimse onun gibi iyilik yapamazdı!

Aynı yoldan şimdi CHP geçiyor. Üstüne basa basa iyilik olarak adlandırılan yardımlar sayesinde kalıcı, istikrarlı, ilkeli sosyal politikaları değil de iğreti, gelip geçici bir lütfu konuşuyoruz gene. Belediyeler, halkı da bu çevrime dahil ettiler. İster askıda yiyecek bırakarak, ister fatura ödeyerek, para göndererek katılabilen katılıyor bu akışa.

Askıdaki ekmeğe, onu oraya bırakan halden anlar emekçiden geçen dayanışma duygusu kıymetlidir de bunun toplumsal dayanışmanın fevri ve münferit olmayan kurumsal yapıların telafisi olduğunu unutmamak gerekir. Toplumsal yardımlaşma örneğin vaktiyle sınıf dayanışmasıyla SSK’leri, kurmuş emekçilerin oluşturduğu ve yaptırıma bağladığı kurumlardır. Komşunun komşunun külüne muhtaç olduğu bireysel dayanışmalar çevrimi böyle bir kamusallığın yerine geçmez. Bunu sürekli hatırlamakta yarar var.

Yardımın hangi parti tarafından yapıldığının, bu bakımdan çok önemi yok. Yoksulluğa geçici ve rahatlatıcı çözümler bu konuda önde giden partiye oy kazandırabilir, yoksulluğun ‘Sürdürülebilir’ düzeyde kalmasını kolaylaştırabilir ama, ne her gün yeni yoksullar doğuran sistem yerinden oynar ne de kalıcı bir dayanışma doğar.

İşsiz sayısı 16 milyona ulaşmış durumdayken nüfusun yüzde 34’ü sosyal yardım alır haldeyken halktan yardım toplamak için verilen IBAN numaraları ile 10 TL talep edilen SMS’ler iktidarın kendi elleriyle tahrip ettiği, ana muhalefetin de pek sesini çıkarmadığı kamusal hizmetlerden kalan boşlukta mümkün olan bir parodi gibi duruyor. Madalyonun bir yüzündeki tahribatın diğer yüzündeki ‘iyilik’le telafi edildiği rejim her durumda kazanıyor.

Nihayet yardım dağıtımının siyasi ve ekonomik rantla ilişkilendiği bölüşüm sisteminde en kârlı çıkmak isteyen iktidar ibretlik bir Yüreğir fotoğrafı veriyor. Yakında yardım alan yurttaşın kriminalize edildiği bir noktaya gelmek de mümkün.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...