11 Şubat 2020 04:35

Erdoğan ‘Ergenekon’ çıkışıyla muhalefetin zayıf karnına oynuyor!

Paylaş

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘FETÖ’nün siyasi ayağı’ tartışmasını, kendi iktidarı ile ‘Ergenekoncu’ eski generaller arasında bir çatışma ve gerilim konusu haline getirerek bu tartışmadan kazanımla çıkmak istiyor.

Aslında ‘FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmasını yeniden başlatan MHP Lideri Bahçeli idi. Bahçeli, 8 Ocak’ta ‘Türkgün’ gazetesine verdiği röportajda “Siyaset kurumunun bu illetten kurtarılması elzemdir” açıklamasını yapmış ancak daha sonra bu tartışmanın fiili ortağı olduğu Erdoğan iktidarı ile bir gerilim konusuna dönüşmemesi için FETÖ’nün siyasi ayağını darbeci “Yurtta Sulh Konseyi’nin askeri kanadı dışındaki sivil unsurları” ile sınırlayan bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

Tartışmanın yeni bir boyuta evrilmesi, Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bir televizyon programında söylediklerinden sonra başladı. Başbuğ, bu programda askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının yolunu açan ve 26 Haziran 2009’da kabul edilen yasal düzenlemeyle ilgili önergeyi hazırlayanları ‘FETÖ’nün siyasi ayağı için örnek gösterdi. Ardından Başbuğ gibi ‘Ergenekon’ sanıklarından biri olan eski CHP Milletvekili, emekli Albay Dursun Çiçek de bu önergede imzası olan AKP milletvekillerinin adlarını vererek “FETÖ suç örgütünün siyasi ayağı olarak soruşturulmasını millet adına bekliyoruz” açıklaması yaptı.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5 Şubat’ta partisinin meclis grubu konuşmasında bu açıklamaları ‘FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmalarını kendi lehine dönüştürmek için bir fırsata dönüştürdü. Bu konuşmasında “Bu boru göstermeye benzemez” diyerek Başbuğ’a tepki gösteren Erdoğan, Başbuğ’un açıklamalarının darbeci zihniyetin yansıması olduğunu da söyleyerek milletvekillerine Başbuğ’a karşı dava açmaları talimatını verdi. Ardından bazı AKP milletvekillerinin Başbuğ ve Çiçek hakkında dava açtığı haberi geldi.

Peki, ne oldu da dün ‘Ergenekon’ davası için “FETÖ kumpası” diyen Erdoğan, yeniden ‘Ergenekon’ davasının başlatıldığı günlerde Başbuğ’un gösterdiği boş lav silahını hatırlatıp ‘boru’ ve darbe söylemine geri döndü?

Bu sorunun yanıtını vermek için filmi başa sarıp son 18 yılın kısa bir özetini vermek gerekiyor.

AKP-Erdoğan’ın Gülencilerle yürüyüşü, ABD emperyalizminin bölgeyi (Ortadoğu) “ılımlı İslam” (aslında ABD işbirlikçisi neoliberal İslam) çizgisi üzerinden yeniden dizayn etmek amacıyla ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ni gündeme getirdiği ve “Gülen gibi liberal ve reformist İslamcı güçler”i destekleyeceğini açıkladığı günlerde başlamıştı. Refah Partisi’nden ayrılan “yenilikçiler/gençler” Erdoğan’ın öncülüğünde AKP’yi kurmuş ve AKP, kuruluşundan kısa bir süre sonra 2002’de yapılan seçimleri kazanmıştı. Ancak cumhuriyetin kuruluşundan bu yana önemli bir siyasi aktör olan ordunun başını çektiği ve yüzünü daha çok ‘Avrasya’ya dönmüş olan güçler, siyasetin AKP-Erdoğan ve Gülenciler üzerinden dizayn edilmesine ayak direyen bir tutum takınmıştı.

Bu burjuva-bürokratik güçler arasındaki egemenlik mücadelesi, Genelkurmay’ın Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasının önüne geçmek için 27 Nisan 2007’de ‘e-muhtıra’ yayımlaması ve AKP-Erdoğan ile Gülencilerin bu hamleye Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan silahlar üzerinden ‘Ergenekon’ operasyonunu başlatarak yanıt vermesiyle yeni bir boyuta taşınmıştı. AKP-Erdoğan ve Gülenciler için Başbuğ’dan başlayarak emekli ve muvazzaf askerlerin, mafya liderleri, siyasetçiler ve gazetecilerin aynı torbaya konarak hükümete karşı darbe girişimi içinde olmak iddiasıyla yargılandıkları “Ergenekon Terör Örgütü” davası, bu güçlerin iktidar mücadelesinde tasfiye edilmesi bakımından önemli bir dayanak olmuştu (daha ayrıntılı bir değerlendirme için bkz.www.evrensel.net/yazi/84285/ergenekon-davasi-neydi-ne-oldu). İşte Başbuğ’un, ‘FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmasında gündeme getirdiği askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan düzenleme (ve sonra yapılan 2010 12 Eylül Referandumu) bu tasfiye sürecinin en önemli hamlelerinden biri olmuştu.

Bu dönem boyunca Gülenciler; yargı, ordu ve polis teşkilatı içinde önemli oranda örgütlendiler-ki, bu durumu daha sonra Erdoğan da “ne istediler de vermedik” sözleri ile açıkça ortaya koymuştu. Uzatmadan söylersek, siyasi rakiplerini saf dışı bıraktıkları ve tekelci burjuvazi içindeki dayanakları (MÜSİAD ve TUSKON) arttığı oranda ittifak halindeki bu iki neoliberal İslamcı-muhafazakâr güç arasındaki iktidar mücadelesi de daha görünür hale geldi. AKP-Erdoğan ve Gülenciler arasındaki iktidar mücadelesinin bu kadar hızlı gelişip 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişimine sahne olacak kadar keskin bir hatta ilerlemesinde özellikle 2013’ten sonra AKP-Erdoğan iktidarının bölge politikasının ABD’nin ayağına dolanmaya başlaması ve Gülencilerin bu çelişki/çatışmayı kendileri için bir dayanak haline getirmeye çalışması önemli bir rol oynadı.

Hasılı kelam bu kez Gülenciler “Fetullahçı Terör Örgütü-FETÖ” oldular. Erdoğan, Gülencilerle iktidar mücadelesinde ‘Ergenekon’cuları yanına çekmek için ‘Ergenekon’ davasının “FETÖ’nün milli ordumuza karşı  kumpası” olduğunu söyledi ve ardından ‘bağımsız’ yargı aralarında Kürtlere karşı ‘özel savaş’ suçlarını işleyen generallerin de olduğu bütün ‘Ergenekon’ sanıklarının beraatine karar verdi.

Şimdi Erdoğan’ın neden Başbuğ üzerinden ‘Ergenekon’cuları yeniden hedefe koyduğuna gelebiliriz.

Bugün bir yandan AKP’den Davutoğlu ve Babacan’ın başını çektiği kopuşlar oldu. Öte yandan başta ekonomik kriz olmak üzere uyguladığı halk karşıtı politikalar Erdoğan iktidarına halk desteğinin azalmasına neden oluyor.

Erdoğan, bu erimeyi durdurmak ve muhalefet blokunu parçalamak için ‘Ergenekon’cular ve darbecilik tartışmaları üzerinden yeni bir gerilim ve kamplaşma yaratmak istiyor.

Yaratılmak istenen bu kamplaşma ile muhalefet blokunun neden ve nasıl parçalanmak istendiğini anlamak için Saadet Partisi’nin önceki gün İstanbul’da düzenlediği ‘Kudüs Mitingi’ndeki fotoğrafa bakmak yeterlidir. Mitinge Saadet lideri Karamollaoğlu ile birlikte CHP Lideri Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu ve İP’in Genel Başkan Yardımcısı Berna Sukas da katılmıştı.

İşte Erdoğan, ‘Ergenekon’ ve darbe tartışmasını alevlendirerek ve CHP’yi bu tartışmaya çekerek-ki, CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, Başbuğ’u sahipleneceklerini söyledi-muhalefet blokunu parçalamayı hesaplıyor. Çünkü Erdoğan, İslamcılara ‘28 Şubat’ ve ‘e-muhtıra’yı hatırlatan ‘Ergenekon’ üzerinden sürdürülecek bir tartışmanın CHP ve Kudüs mitinginde yan yana geldiği İslamcı-muhafazakâr partileri karşı karşıya getirebilecek bir potansiyel taşıdığını çok iyi görüyor.

Bunun da ötesinde Erdoğan, ‘FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmasının dönüp dolaşıp kaçınılmaz bir şekilde kendi partisini bulacağını biliyor ve bu nedenle en iyi savunma saldırıdır taktiğiyle bu tartışmayı ters yüz etmeye çalışıyor.

Elbette bize düşen birbirlerini darbecilik ve dikta rejimi (tek adam iktidarı) kurmakla suçlayan bu burjuva-gerici güçler arasındaki çatışmayı çekirdek çitleyerek seyretmek değil. Çünkü bu tartışma bize bu ülkenin darbe ve dikta ikileminden kurtarılması ve halkın söz sahibi olacağı gerçek bir demokrasi için, halk güçlerinin bu sürece müdahalesinden; yani mücadeleden başka bir çıkar yol bulunmadığını gösteriyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...