01 Şubat 2020 03:43

Çelişkiler aydınlığın öncüsüdür

Paylaş

Tarih, üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkilerle yol almaktadır. Çelişkiler tarihsel yürüyüşün dinamikleridir. Bu yürüyüşte emekçiler daima ön saftadır. Aynı sürecin başka açıdan görüntüsünü de emekçilerin mücadelesi oluşturur. Emekçilerin masum hak mücadelesi ateşinin halk katmanlarına yayılmasıyla tüm halk kesimlerinde kutsal mücadele ateşi yakılır ve bu ateş siyasete sıçrar.

Ekonominin en kırılgan olduğu dönemde metal işçilerinin hak arayış mücadelesi Türkiye’nin sosyal ve siyasal hareketliliği açısından olduğu kadar, toplumda geniş yankı bulması açısından da önemlidir. Yaygın işsizlik ve hayat pahalılığının giderek yoğunlaştığı ve geniş halk kesimlerine yayıldığı bir dönemde metal işçilerinin makul düzeyde hak araması kuşkulu karşılanabilir. Sürecin toplum üzerindeki ilk etkisi ile sürecin yol açacağı toplumsal oluşumun uzun vadeli sonucu birbirini tamamlayıcı niteliktedir ve böyle bir sonuç tüm halk katmanları için fevkalade olumludur.

Günümüzün çelişkili görülebilen sürecin uzun vadede olumlu sonuç vereceğinin kanıtı sistemin mantığından kaynaklanmaktadır. Kapitalist sistemde hukuk sermayenin yanında, hak ise tereddütsüz güçlünün alanındadır. Sistem uygulamaları uzun dönemler boyunca insanları böylece tetiklemiş olduğundan, davranışların doğa verisi mi, yoksa öğrenilmiş süreçler mi olduğu halk kesimleri tarafından anlaşılamamaktadır. Oysa sosyolojik deneyler göstermektedir ki, çıkarcılık ve diğer insanlar üzerinde baskı kurma eğilimi doğal insan davranışı olmayıp, baskıcı kapitalizmin uzun uygulamaları sonucunda öğrenilerek oluşmuş davranışsal patolojidir. Marks’ın sosyoekonomik sistem için ileri sürdüğü, dıştan sakin görüntülü içsel çatışmalı baskıcı düzen ile, Freud’un insan psikolojisi için savladığı yüzeysel sakin görüntülü iç çatışmalı psikolojinin simetriğidir. Sosyoekonomik sistem kamusal baskı ile tutulmaktadır, insan psikolojisi ise sosyal baskılarla denetim altına alınmaktadır. Baskılar ne denli güçlü olsa da iç patlamalar baskıları aşmaya eğilimlidir. İşte, emekçi mücadeleleri sakin görünümlü iç çatışmalı sistemlerin su yüzüne vuran dalga kabarcıklarıdır. Bu kabarcıkların fazileti ise, siyasetle birleşmiş sermaye tahakkümü karşısında emek gücünün değerini korumak olduğu kadar, insan haysiyetinin sermaye gücü tarafından ezilmesinin önlenmesine ve insanın özgürleşmesine hizmettir.

Emekçinin içine itildiği bu mücadele iki cephelidir. Birinci cephe, bizzat ancak örtülü şekilde sermaye tarafından başlatılıp, denetlenerek, belirli ödünler karşılığında emekçilerin mücadele ile haklarını elde ettikleri görüntüsü altında, sistemin ve sermaye hakimiyetinin korunmasına yöneliktir. Bu mücadelenin sonu başından itibaren denetimlidir ve sonu belli bir mücadeledir. Emekçilerin örgüt sorunları ve bazı durumlarda yanlış bilinçlenme sonucu olarak bu mücadeleye tav olmaları emekçilere değil, sermayeye alan açan ve güç katan sonuçlar doğurur. Kısacası, her emek mücadelesini sisteme yönelik mücadele olarak görmek ve böylece olumlamak söz konusu olamaz.

Emek mücadelesinin kısa süreli ücret mücadelesinden ve sermaye denetiminden kurtarılması, bir yandan tüm potansiyel emekçilerin mücadeleye katılmaları, diğer yandan da mücadelenin sistemin algıladığı şekliyle ücret talebi olmaktan çıkartılıp, gerçek hak talebine dönüştürülmesi ile olanaklıdır. Bir yandan tüm potansiyel emekçilerin mücadele tarafı olmaları, diğer yandan da talebin ekonomik niteliğinin siyasi niteliğe büründürülmesi gerçek bir mücadele için gereklidir. Bu bağlamda yürütülen mücadelede çalışan emekçilerle işsizler bir araya gelmelidir. Yine bu bağlamda yürütülen mücadelede tüm iş kollarında örgütlenen emekçiler bir araya gelmelidir. Aksi halde, emekçiler cephesi bölünmüş ve denetlenebilir düzeye indirgenmiş olur ki, sermayenin ve siyasetin tek amacı budur. 

Talepler açısından bakıldığında da, ücret talebi kapitalist sistem içi bir taleptir. Oysa emekçiler tüm sömürü koşullarının kaldırılması ve gerçek haklarının talepçisi olmalıdırlar. Ücret talebi sistem içi taleptir, gerçek hak talebi ise, sömürünün kaldırılmasına yönelik siyasi taleptir. Günümüzde henüz böylesi genişletilmiş mücadele ortamı gözükmemekle beraber, her mücadelenin yaygınlaşarak bilinç düzeyini ve halk katmanlarını etkileyebileceğini düşünmek ve eylem planlarının ona göre yapılmasına yönelmek her toplumsalcı düşünür ve aydının görevidir.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...