26 Aralık 2019 04:16

İstanbul'u bitirecekler

Paylaş

Bir dedem Fatih’te doğdu. Karagümrük’te. Onun babası da. Diğeri Sultanahmetli. Babam, Bakırköy’e taşınmak isteyen anneme “Ben İstanbul dışına çıkmam” diye epey bir direndi, ama sonunda annem kazandı. 10 yaşımda sahilinden denize girdiğimiz Bakırköy’e göçtük. Her cumartesi annemin “İstanbul’a gidiyoruz” komutuyla güzel giysilerimizi giyinip önce Sultanhamam’a alışverişe, oradan Sultanahmet’e babaannemi ziyarete giderdik. Babam mahallenin muhtarı olduğu için esnafı iyi tanırdı. Bizim berber, terzi, kasap, bakkal, manav, hepsi Sultanahmet’teydi. Tam Sultanahmet cezaevinin ana kapısının karşısında. Akşama doğru işler biter sonra Cankurtaran İstasyonundan, şimdi bize yeni bir şeymiş gibi “Marmaray” diye yutturulan banliyö treni ile Bakırköy’e dönerdik. O treni “Marmaray yapacağız” diye on yıllarca hizmet dışı bıraktılar. Genç kuşaklar unuttu. Oysa benim, kardeşimle birlikte 2’nci mevkide uyuya kalıp, Halkalı’ya kadar çok gitmişliğim ve son tren olduğu için sabaha kadar trende yatmışlığım vardır. “Allah sevdiği kuluna fazladan bir şey vermez. Önce kaybettirir sonra buldurur” dedikleri için, şimdi Marmaray’a seviniyoruz.     

Ben hatırlamam ama büyüklerimin dediğine göre İstanbul’a ilk ihaneti Menderes Hükümeti yapmış. İstanbul’un en güzel tarihi eserlerini, köşklerini yıkıp üzerini asfaltla kaplayıp önce Vatan Caddesi’ni açmış. Şimdi aklı evveller, “İyi ki açmış. Bakın o bile yetmiyor” diye savunuyor. Oysa Millet Caddesi, Vatan Caddesi açılmasaydı Londra’ya, Münih’e Amsterdam’a ne olduysa o olurdu. Kent nüfus ve göç patlaması yaşamaz, kültür ve sanat başkenti olarak kalırdı. Bu güzelim kentin sanayi merkezi olarak seçilmesi de ikinci büyük hataydı. Bu tarafta Kazlıçeşme, Rami, Gaziosmanpaşa, karşıda Sultanbeyli, Ümraniye, Dudullu, küçük ve orta boy işletmelerle dolunca bu işyerlerinin ucuz iş gücü Anadolu’dan desteklenen göçle sağlandı. Gelenler surların hemen dışında gecekondu mahalleleri kurdular. Zeytinburnu, damları tenekeden, akşam hava karardıktan sonra sabahın ilk ışıklarına kadar tamamlanan derme, çatma evlerle doldu. “Taşı toprağı altın” diyen ikinci ihaneti yapıyordu. Sonra ihanetler çığ etkisiyle arttı. Gören, duyan geldi. Çocukluğumuzun Yeşilköy düzlükleri, Haramidere ormanları bir bir betonlaştı. Haramidere’de ormanın giriş kapısı duruyor. Arkası yok.

Hatta bazıları çıkıp, “İhanet ettik yahu” bile dedi.

Sonra.

Sonra aynı tas, aynı hamam. At ortaya bir saçmalık, millet uğraşsın dursun. Deprem, uluslararası savaş nedeni olması, barış ve hamsi denizi Karadeniz’in savaş gölü olması, Marmara Denizi’nin ölmesi, Terkos Gölü’nün tuzlanması, İstanbul’un susuz kalması gibi birçok sorun kanalın yapılmaması için tek tek sayılıyor. Kanal isteyenlerin tek savunması para. Gemi başı şu kadardan bu kadar dolar. Kazaymış, yangınmış hepsi hikaye. Tanker kanalda patlarsa sadece Katarlılar mı zarar görecek.

Hele yaşı 70’e yaklaşmış insanların sanki sonucu göreceklermiş gibi hevesle projeyi savunmaları yok mu? Ulan size ne. Burada sizden sonra gençler yaşayacak. Bari onlara sorun.

Babam hep “Yiye yiye bitiremediler İstanbul’u.” derdi. Bu gidişle ya bitecekler ya bitirecekler İstanbul’u.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa