22 Kasım 2019 05:00

HDP’nin ‘erken seçim’ çağrısı ne anlama geliyor?

Paylaş

HDP’nin, “sineyi millete dönecek mi dönmeyecek mi?” tartışmaları eşliğinde, arka arkaya gelen kayyum atamalarına karşı izleyeceği yol haritasını belirlemek için önceki gün Ankara’da yaptığı toplantıdan “erken seçim” çağrısı çıktı.

Toplantıda HDP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Salim Kaplan, hazırladıkları “Türkiye’de kayyum raporu”nu açıkladı. Kaplan, KHK gerekçesi ile gasbedilen 6 belediye ile birlikte kayyum atanan belediye sayısının 30 olduğunu açıkladı. Kaplan, 31 Mart seçimi öncesinde de HDP’nin 102 belediyesinden 95’ine kayyum atandığına, 93’nün tutuklandığına dikkat çekti.

Görünen o ki, Erdoğan yönetimi, HDP’li belediyelerin tümüne kayyum atamadan da durmayacak!

HDP’nin erken seçim çağrısına, AKP ve MHP tarafından bir yanıt gelmese de; CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden gerekçeleri farklı ifade edilse de, “erken seçimin kaçınılmaz” ve “erken seçime hazırız” açıklamaları yapıldı. Dün bir TV kanalına çıkan Kılıçdaroğlu ise “HDP’nin erken seçim çağrısını kendisi (HDP) açısından haklı bulduğunu” söyledi.

"SANDIK KURULSUN HALK KİMİ İSTİYOR GÖRÜLSÜN" KLİŞESİ ARTIK GEÇERSİZ

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki günlerde ve aylarda “erken seçim” tartışmaları siyaset gündeminin üst sıralarına yükselecektir. Çünkü, “erken seçim” siyasette, “tüpten çıkan macun” benzetmesi yapılan konulardan birisidir. Yani “erken seçim bir kez gündeme geldikten sonra yapılmadan siyasette tansiyon düşmez” denir.

Tek adama yönetiminin inşasında böylesi ilerlendiği bir dönemde bu “siyasi geleneğin” sürüp sürmeyeceği tartışmalıdır. Ama şu tartışmasızdır ki, “erken seçim” tartışması, eskiden olduğu gibi, “Sandıklar kurulsun, oylar verilsin halk hangi partiyi tercih ediyor, hangisini etmiyorsa belli olsun!” anlamına gelen bir erken seçim artık söz konusu değildir.

Eğer bu çizgide kalırsa, “erken seçim” hatta bir “normal seçim” tamamen anlamsızdır.

Bunu;

  • 31 Mart seçimi öncesinde seçilmiş HDP’li 95 belediyeye kayyum atanmasıyla,
  • 31 Mart seçimi sonrasında, seçimin hemen sonrasından başlayarak, seçilmiş belediye başkanlarının 30’unun görevden alınması, tutuklanması ve yerlerine kayyum getirilmesiyle,
  • 31 Mart’ta İBB seçiminde CHP adayı İmamoğlu’nun 13 bin farkla seçimi kazanmasına karşın, “Bir şey olmadıysa da mutlaka bir şeyler oldu” saçma tezini “mantıklı”, “haklı”, “hukuki” ve “doğru” bulan YSK tarafından seçimin sonuçların tanınmaması ve 23 Haziran’da seçimin yenilenmesine karar verilmesiyle,
  • 23 Haziran seçiminde İmamoğlu seçimi 800 bin farkla kazanmasına karşın, fiiliyatta İmamoğlu’nun seçimi kazandığı kabul edilmemesinin ifadesi olan Boğaziçi’nin İBB’nin yetki alanı dışına çıkarılarak Cumhurbaşkanlığına bağlanması,
  • Artık AKP’nin kaybetmeye başladığı yerel yönetimlerin yetkilerinin hükümete devredecek bir yerel yönetimler yasası hazırlığı yapılıyor olmasıyla... da açıkça gördük.

TEK ADAM YÖNETİMİ VE SEÇİM

Ülkemiz, Erdoğan-Bahçeli ittifakı tarafından “tek adam, tek parti yönetimi” inşasında adımlar atıldıkça seçimlerin tamamen göstermelik, sadece kendilerini güçlendiriyorsa meşru, değilse gayri meşru sayılacağı, giderek, muhalefetin seçim kazanamayacağı bir siyasi düzenin kurulması mecrasına sürüklenmiştir.

Nitekim HDP’nin “erken seçim çağrısı” etrafında yaptığı açıklamalar, onun “Hadi sandıklar kurulsun erken seçim yapılsın, halk kimden yana görülsün!” dediği biçiminde yorumlanamaz.

HDP’nin yaptığı açıklama, “...Yerel yönetimler dahil, yaşamın bütün alanlarında kapsamlı, sistemli ve çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıya olan HDP, hiçbir mücadele alanından çekilmeyecek, demokratik ve meşru zeminlerde mücadelesini büyük bir kararlılıkla sürdürecektir” denilerek, bir mücadele çağrısı olarak biçimlenmektedir.

“Erken seçim” çağrısıyla HDP, elbette seçim olursa aynı belediyeleri daha büyük oy farkıyla kazanacağını ve daha fazla oyla, hatta AKP’nin kazındığı pek çok belediyeyi de kazanacağı iddiasını öne çıkarıyor. Ama aynı zamanda HDP demokrasi mücadelesinde yeni mevziler kazanılmasında, halkın iradesine sahip çıkma mücadelesinde yeni adımlar atılmadıkça, sandığın anlamının giderek daha çok yitirdiğini, yitireceğini de herhalde herkesten çok biliyor.

SEÇİMİN BİR DEMOKRASİ MÜCADELESİ HAMLESİ OLMASI

Elbette ki HDP’nin erken seçim kararı alması, “sineyi millete neden dönülmediği”, ya da “parti yönetiminin imkanlarını ne ölçüde kullanılıp kullanmadığı tartışmaları sürecek görünmektedir.

Yine muhalefetin “erken seçim tartışmasını” sürdüreceğini ve siyasetteki sertliğin konuyu daha da alevlendireceğini, Erdoğan’ın muhalif siyasi partilerin iç işlerine müdahalesini artıracağını söylemek abartı olmaz.

Bütün bunların ötesinde, özellikle de yerel seçim sonrasında “topal ördek” durumuna düşen, bu anlamda meşruiyeti tartışılır hale gelen AKP-MHP iktidarının bir erken seçime gitmek zorunda kalacağının belirtileri her geçen gün çoğalmaktadır.

Bu yüzden de “erken seçim mi, zamanında bir seçim mi?” tartışmasıyla oyalanmak anlamsızdır. Çünkü artık seçimin, “oy verme” den öte, “seçimin güvenliği ve sonuçlarının savunulmasını” da kapsayan bir demokrasi mücadelesi hamlesi olarak görülmesi düne göre bile çok önem kazanmıştır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa