16 Kasım 2019 03:30

Canavara karşı

Paylaş

Sükunetle seyrederken anlaşılamayan kapitalist sistem, krize sürüklenirken tüm dişlerini çıkararak kendisini açık eder. Kapitalizm, krizlerle emekçileri vurarak huzurlu iş ortamından kopuşu gerçekleştirirken olduğu kadar, çarşı ve pazarlarda fiyatları yükselterek aile yapılarını bozarken de çirkin yüzünü gösterir. Kapitalizm canavarı sıkıştığı anda tüm toplumsal birikimlere ve değerlere saldırır. Sömürüyü meşrulaştırmak için de saldırısını gerekçelendirme araçları olarak, devletin verimsiz çalıştığını, israfa ve adam kayırmaya açık olduğunu ileri sürer. Sanki özel sektör çok verimli de, krize sürüklendiğinde devletten destek almaya yönelmiyor da tümüyle, kendi ayakları üzerinde duruyor!

Kamu iktisadi teşebbüsleri, kamu bütçesinden aktarılan fonlarla kurulmuş olup üretim araçlarının kamusal olduğu toplumsal birikimlerdir. Üretim sürecinde emeğin sömürülmesi ile yetinmeyen kapitalizm canavarı uygun zaman kollayarak toplu birikimlere el koyma yoluyla kaynak sağlamaya yönelir. Özelleştirme yöntemiyle kamusal birikimlerin özel kesime devri, kamusal güç karşısında özel sermaye gücünün yükselmesi ve halkın üzerinde giderek ağırlaşan baskı ve sömürü ilişkisi kurması demektir. Kapitalist sistemde devlet de sermaye yanlısı olmakla beraber, yine de sermaye gücü karşısında dengeleyici unsur işlevi görebilir. Özelleştirme politikasının özü şu ki, devletin elinden kamu kuruluşlarını almakla, özel sermaye devlete, emeğe ve tüketiciye karşı olağanüstü güce kavuşmuş olur. Kısacası, özelleştirmenin yüzeyde görünen kamu iktisadi kuruluşlarının özel kesime satışı işleminin arkasındaki asıl ekonomi-politik amaç kaynak aktarımına ek olarak, ekonomi yönetiminde devletin ve toplumun karşısında özel sermaye gücünün pekiştirilmesidir.

Türkiye’de cumhuriyet yönetiminin ilk dönemlerindeki devletçilik ve halkçılık ilkelerinin 1950 politikaları ile çözülmesi aynı anda özelleştirmeleri de gündeme getirdi. Nitekim özelleştirmeyi parti programına alan ilk parti Bayar-Menderes yönetimindeki Demokrat Partidir. Ancak, bir yandan yerleşik özel sermaye birikiminin yetersizliği, diğer yandan bebek sanayi dönemindeki özel sermayenin kamusal girdi desteğine gereksinme duyması KİT satışının gerçekleştirilmesini engellediği gibi KİT’lerin de artmasına yol açtı. Özelleştirmelerde ikinci güçlü hamle 1980 politikaları ile Özal yönetiminden geldi. Çok cılız başlangıçlarla Özal yönetiminde de fazla yol alınamadı. AKP öncesinde de gerçekleştirilmiş olmakla beraber, özelleştirme soygununun asıl aşaması AKP döneminin hanesinde yazılıdır. 2000 IMF-Derviş programı ile de desteklenen özelleştirme süreci bu dönemde tam bir yağmaya dönüşerek neredeyse “sat-kurtul” politikasına büründürüldü.

Özelleştirmeler karşısında sermaye-emperyalist iş birlikçileri satış-yanlısı konumunda yerini alırken, bazı akademik çevreler ve sendikalar da karşıt cephede konuşlandılar. Emekçi örgütlerinin özelleştirmeler karşısında sıra kendilerine gelene dek birleşik cephe oluşturup özelleştirmelere karşı duvar örmemesi kapitalizmin ruhuna uygun, fakat emek mücadelesinin aleyhine tavır olarak tarihe geçmiştir. Ancak bazı emekçi örgütleri ve yöneticileri ise bu konuda ciddi mücadele vermişlerdir. Harb-İş ve Tek Gıda-İş gibi örgütlerin ve yöneticilerinin mücadeleleri unutulamaz.

Söz konusu örgütsel mücadeleye bir destek de, yeterli olmamakla beraber, akademi çevresinden geldi. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz değerli hocamız Profesör Mümtaz Soysal bu mücadelenin hukuksal ve örgütsel ayağında en önde mücadele vermiş olan kişidir. Özelleştirmelere karşı hocanın yönetiminde açılan davaların çoğu başarı ile sonlandırılmış olmakla beraber, kararın siyasi erk tarafından uygulanmaması çoğu mücadeleyi sonuçsuz kılmıştır. Bu mücadelenin örgütsel ayağını da bizzat Soysal Hoca’nın girişimi ile kurulmuş olan KİGEM (Kamu İşletmeleri Geliştirme Merkezi) yürütmüştür. KİGEM’in unutulmaz savaşçısı İlter Ertuğrul da yaşamının büyük bölümünü bu mücadeleye vererek ülkeye çok büyük katkıda bulunmuştur. Bugün aramızda bulunmayan bu iki kahraman insanımıza bizler çok şeyler borçluyuz. Davos toplantısından döndüğünde yabancı çevrelerin satacak neyiniz var gibi sorularını iftiharla anlatan bir bakanın temsil ettiği zihniyet, şuurunu kaybetmiş olarak emperyalizmin pençesinde sürüklenmenin sembolüdür. Soysal Hoca’mızın ve Ertuğrul İlter dostumuzun böylesi güçlü mücadeleleri şimdilik neticesiz kalmış olsa da, salt tarihe iz bırakmak adına değil, fakat tarihin seyrini değiştirmek adına manidardır.     

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa