16 Kasım 2019 03:50

Pamuk ipliğiyle bağlı...

Paylaş

Gaziantep’te kendisini bir apartmanın altıncı katından atarak intihar eden Sözleşmeli Öğretmen Saadet H. bıraktığı mesajda “Ben yapamadım mobbinge uğramaktan” diye yazıyordu, “Her gün pamuk ipliğine bağlısınız sözünden bıktım, usandım.” Mobbing bir işyeri şiddeti. Yöneticilerin veya rekabet halindeki bir grup insanın, çalışanı ortamda güvensiz hissedeceği biçimde, kanıtlanması zor, organize kötülüğe maruz bırakması anlamına geliyor. Tecritten yok saymaya, görmezden gelmekten muhatap almamaya, yeteneklerinin altında çalıştırmaktan angaryaya kadar bir dizi yöntemle insanı bezdirerek uzaklaştırmayı amaçlıyor. Kişinin öz saygısını ve benliğini yıkan psikolojik bir kuşatma.

Saadet Öğretmen işyerindeki mobbingin kurbanı olmuştu. Ne var ki pamuk ipliğine bağlı yaşamanın işyeri mekanının ve ilişkilerinin dışına çoktan taştığı bir vasat çoktan kuruldu. Devletin holding yönetim kurulu biçiminde bir ekiple yönetildiği, nüfusun ofis çalışanı muamelesi gördüğü bu vasatta mobbing bina içi bir kötülükten daha fazlası artık. Yurttaşların devletle ve birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen prensiplerin göz göre göre aşınması hayatı, üzerinde dengede durabilmek için olağanüstü efor sarf etmek gereken, pamuk ipliğinden bir sırat köprüsüne çevirmiş durumda. Kayıp düşmemek için kendisini bir ilkeye sabitlemeye çalışan, ama bunun yokluğundan bunalmış nüfusun payına ağır bir yorgunluk düşüyor. 

Son zamanlarda cezaevinden salındıktan sonra yeniden gözaltına alınıp tutuklanan insanların; dörder dörder kayyum atamalarının, ertesi gün geri çekilen kararların, sık sık değişen fikirlerin peşinde sadece bozuk çarkı düzeltmek için değil, bir saat sonra, bir gün sonra güvende olacağından emin olmak için çabalayanların yorgunluğundan beslenen bir sistem bu. Her kararın bozulabileceği, her yasanın delinebileceği, yokların varmış gibi yapıldığı, varlara yok denildiğinde yok oluyormuş sanıldığı böyle bir iklimde durumların adını iktidar o anda ne koyarsa o. Kriz, savaş, zafer, seçim, demokrasi gibi yaşamsal kavramların bir tanımı yok. Olabilmesi iktidarın o anki kararına bağlı.

Yurttaşlar ise her durum için yeni bir sözleşme alanı açmaya çalışmak zorunda. Eşiyle kızının yüzüne naylon poşet damlatarak işkence yapan adam serbest bırakıldıktan sonra, sosyal medya barometresinde yükselen tepkiye göre adam yeniden gözaltına alınıyorsa buna bağlı oluşan kendiliğinden bilinç, her münferit olaya bir yasa yaratmak için ısrar etmek gerektiği oluyor. Aynı ve benzer konular için devletle kitlesel köşe kapma oynamak, yerinde sayabilmek için tırnak tırnak ilerlemek, canını koruyabilmek için mevzi mevzi direnmek yinelenen bir refleks halinde. Ekonominin ne kadar kötü gittiğini izah eden akademisyenleri ve medya mensuplarını teröristlere benzeten damat Bakan’ın söylediklerini geri alması için, bir bakanı böyle konuşmaktan men edecek kural yokluğunda yükselen bir tepki gerekmiştir mesela. Ancak bu geri alma da hiçbir zaman kesin değildir.

Örneğin önceki gün Özgür Özel’in ifşa ettiği dijital hizmet vergisini düzenleyen yasaya iliştirilen “Termik santrallerin havayı kirletmesine olanak sağlayan” yasasının dördüncü kez yasamanın önüne getirilmesinde olduğu gibi iktidar da yurttaşla köşe kapmaca oynamaktadır. Geri alınan yeniden punduna getirilir, ertelenenin zamanı beklenir, intikam soğuk yenir. 

Richard Sennett, Karakter Aşınması kitabında esnek ve kuralsız çalışmanın emekçilerin karakterini nasıl bozuşturduğunu anlatır örneklerle. Bu kitabı yazdığı zamanlarda henüz emaresi görünmeyen şey, bugün bir realite haline gelmiş durumda. Esnekleşme ve kuralsızlaşma bir işyeri düzeni olmaktan çıkmıştır ve buna bağlı olarak aşınma da toplumun karakteristiği olmuştur. Bizde, hem dış hem de iç politikada ısrarın, inadın, yasa, töre tanımazlığın ekmeğini yiyen iktidarın kendi suretine benzer yurttaş şekillendirme pratiği yakınlara, eşe-dosta ve partidaşlara nepotizm kıyağı ile diğerlerine yönelik mobbing arasında yürütülüyor artık. Mobbing bir istisna değildir, milyonlarca insana genelleştirilen aşındırma aracıdır.

Kitle mobbingi yaşam tarzından, kültüre, yasadan koruyucu mekanizmalara, mülksüzleştirmeden hayatta kalma imkanlarının tasfiyesine kadar ağır bir yoksunlaştırmayla sürer. Sonunda elde kalan incecik bir pamuk ipliği olacaktır. Öldürülürken “Yaşamak istiyorum” diye haykıran Emine Bulut ile pamuk ipliği lafını duymaktan bıkıp usanan Saadet Öğretmen her yerdedir aslında. İnsanların sadece yaşamak için olağanüstü çaba harcamak zorunda kalarak mecalsizleştirdiği hükmetme biçimi ağır bir mobbingden başka nedir ki?

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa