08 Kasım 2019 04:09

Bir ipte iki cambaz olur mu? Neden olmasın?

Paylaş

Türkiye, Suriye sahasında kalabilmek için önce ABD, ardından Rusya ile mutabakat yaptı. İki mutabakata ilişkin belirsizlikler ve sorunlar uzun bir süre gündemi meşgul edecek gibi görünüyor.

Bu duruma paralel olarak Suriye’de yeni anayasayı hazırlayacak komitenin oluşturulması ile birlikte vekalet savaşının siyasi platforma taşındığı yeni süreç de resmen başlamış oldu. Yeni süreç, yeni ve alışılmadık ittifaklar veya en azından uzlaşmalar getirecek gibi görünüyor.

Suriye’deki sıcak gelişmelerin gölgesinde kalan ancak bir süredir Arap basınında da zaman zaman dile getirilen gelişmeler söz konusu olabilir mi? Mesela, Suriye sahasının ve tabii ki bölgenin iki büyük aktörü ABD ve Rusya’nın ‘Ezber bozacak’ cinsten yakınlaşmaları mümkün mü?

ABD köklü ittifakları, askeri varlığı ve dış politikasını şekillendiren çıkarları ile uzun süredir bölgede.

Rusya, 2011 öncesinde bölgedeki her gelişmede çok etkin değildi ancak vardı. Bölgeye girişi, yeni ittifak arayışları, özellikle silah sanayisi üzerinden ilişkilerini derinleştirme hamleleri Suriye’deki sürece dahil olması ile birlikte hız kazandı. Önceki haftalarda zaman zaman aktardığım gibi, Putin ve Lavrov İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri ile ilişkilerini derinleştirmek için dikkat çekici çaba gösteriyor.

Bu durumdan ABD’nin pek hoşnut olmadığı açık. Hatta Türkiye, iki büyük aktörün çekişmesini Suriye sahasında kendi lehine çevirerek Afrin’e ve ardından Fırat’ın doğusuna operasyon yaptı.

Yılan hikayesine dönen ABD’nin Suriye’den asker çekme meselesi ile birlikte ABD-Rusya arasındaki çekişmenin gerginliğe dönüşebileceğine dair çok sayıda senaryo var.

Kısacası; bir ipte iki cambaz olur mu?

Suriye sahasındaki son duruma bir göz atalım;

-ABD’nin Rusya’nın Suriye’de geçici olmadığını artık kabul ettiğini görüyoruz.

-ABD ve Rusya askeri ve siyasi olarak Suriye sahasında karşı karşıya gelmemeye özen gösteriyor. Esad’ın büyük boy posterlerinin önünden geçen ABD zırhlı araçlarını, ABD askeri konvoyuna birkaç yüz metre mesafede ilerleyen Rus askeri konvoyunu görmemizi sağlayan da bu hassasiyet. Zaten geçtiğimiz yıllarda IŞİD ile mücadele sürerken ABD ve Rusya arasında tarafların birbirlerini vurmasına engel olunması amacıyla bir koordinasyon mekanizması da oluşturulmuştu.

-ABD, Suriye’den askerlerinin tamamını çekse bile Suriye sahasından elini çekmeyecektir. Buna karşılık Suriye’de Irak’takine benzer derinlik ve işlevi olan bir varlık oluşturma niyetinde görünmüyor. Rusya’nın ise Irak sahasında oldukça düşük profilli hareket ettiği söylenebilir.

-ABD’nin Suriye’deki varlığının temel hedeflerinden biri bölgesel müttefikleri olan İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin çıkarlarını korumak. Buna paralel olarak Arap ayaklanması döneminde bölgede nüfuzunu derinleştiren İran’ın önünü almak veya mümkünse geri püskürtmek. Rusya’nın Suriye’de İran ile aynı cephede olduğu biliniyor. Ancak sahadaki çatışmaların iyice hafiflemeye başlaması ile birlikte Rusya ve İran arasındaki çatlaklar da gün yüzüne çıkmaya başladı. İran’a yönelik ekonomik yaptırımlar Rusya’nın elini güçlendirirken aynı zamanda Rusya’nın İran’ın İsrail, Suudi Arabistan ve ABD bloku ile bölgede yaşadığı sorunlarda ara bulucu pozisyonunu sağlamlaştırmasını sağlıyor. Rusya’nın İsrail ile ilişkilerini derinleştirdiği, Putin’in son ziyareti ile Suudi Arabistan ile yakınlaşmaya başladığı açık. Rusya’nın bu hamleleri ABD’nin bölgedeki müttefiklik ilişkilerini sarsabilir ancak ABD ve Rusya’nın İran’dan rahatsızlıklarının sebepleri ve İran’a karşı kullandıkları araçlar aynı olmasa da birbirlerine yakın durdukları söylenebilir.

-Hatırlanacağı gibi ABD’nin Suriye sahasına dahil olması IŞİD ile mücadele gerekçesi üzerinden gerçekleşmişti. Bağdadi’nin öldürüldüğünün duyurulmasının ardından bu gerekçenin işlevini yitirdiği ve yeni gerekçenin petrol bölgelerini korumak olarak güncellendiği anlaşılıyor. Ancak petrol gerekçesinin de pek tutarlı olmadığı açık. Diğer taraftan Rusya, İdlip’teki on binlerce El Kaide militanını kendi güvenliğine tehdit saydığını birçok kez vurguladı. ABD’nin Suriye’de az sayıda ancak yüksek nitelikli asker bırakması mümkün. Bu varlığını da Rusya ile uzlaşması halinde mevcut koalisyonun IŞİD ve El Kaide ile mücadele çerçevesinde yeniden güncellenerek formüle etmesi olası.

-ABD ve Rusya’nın Suriye gibi küçük bir bölgede eş zamanlı varlık göstermesi geniş bir çevre tarafından Gerginliğin tırmanması için bir kıvılcım yeterli’ şeklinde değerlendiriliyor. Ancak iki ülkenin de soğuk savaş döneminden bu yana dış politikalarını ve diplomatik yaklaşımlarını epey değiştirdiğini gözden kaçırmamak gerek. Rusya bile Sovyetler Birliği’nin ABD’ye bakışını aynen sürdürmüyorken soğuk savaş döneminde Rusya kampında yer alan Suriye’nin bu mirası devam ettirme konusunda ısrar etmesi beklenemez. Yine savaş sonrası dönemde toparlanmak için bölge siyasetine dönmeye, yatırımlara ve karşı karşıya kaldığı yaptırımların hafifletilmesine hayati derecede ihtiyaç duyan Suriye’nin yeni dönemde ABD’ye daha esnek yaklaşan bir politik zemin oluşturması şaşırtıcı olmaz. Bölgeye yönelik politikalarını hayata geçirmek için artık Suriye’de istikrarın sağlanmasını isteyen Rusya’nın yaptırımlarla boğuşan, kırılgan ve her an kaosa yuvarlanabilecek bir Suriye istemediği açık. Bu durum Suriye sahasında ABD ve Rusya’yı asgari müşterekte uzlaşma arayışına itebileceği gibi doğrudan olmasa da ABD-Şam arasındaki buzların kısmen erimesini sağlayabilir. Ne Rusya ne de Suriye birkaç yıl içinde ABD dostu ülkeler olmayacaklar elbette ancak Arap ayaklanması bütün bölgede olduğu gibi Suriye’de de çok şeyi değiştirdi. Buna karşılık Trump dönemi ABD de ezberleri bozan cinsten gelişmeleri tetikliyor.

-Suriye sahasında ABD ve Rusya’nın karşı karşıya gelmemelerini sağlayacak düzeyde dahi olsa uzlaşma zemini oluşturmaları Türkiye açısından pek de olumlu olmaz muhtemelen. Bugüne kadar iki ülke arasındaki çekişmeleri fırsata çevirerek kendine alan açan Türkiye’nin bu politikasını ne kadar sürdürebileceği mevcut şartlara göre bile tartışmalı. Yine TSK ile birlikte hareket eden ÖSO, Türkiye’nin garantörlerinden biri olduğu İdlip’teki cihatçıların kullanım sürelerinin dolmuş olması, güvenlik gerekçeleri ile dile getirilen ancak ‘Toprak genişletme’ şüpheleri doğuran hamlelerle birlikte Türkiye’nin Suriye politikasının acilen revize edilmesi zorunluluğu iyice belirginleşiyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa