18 Ekim 2019 04:35

‘Barış Pınarı’nda 10. gün: Kim kazanıyor, kim kaybediyor?

Paylaş

Türk ordusunun Kuzeydoğu Suriye’de yönelik başlattığı “Barış Pınarı” harekatı 10. gününü geride bırakıyor. Bu 10 gün içinde olup bitenlere baktığımızda, 2011’den beri bölge üzerine süren emperyalist paylaşımda bir “kırılma noktası”na gelindiği anlaşılıyor. Bugüne kadar ABD ve Rusya tarafından hassas bir denge üzerinden sürdürülen planlar, Türkiye’nin belirlenen çerçevenin/anlaşmanın dışına çıkmasıyla değişmiş görünüyor.

Olanlar, bu yeni durumdan Türkiye ve ABD’nin zayıflayarak çıkacağını bugünden gösteriyor. Başta uluslararası düzeyde geniş bir destek görmeyi uman Türkiye, tersine, beklemediği kadar tepki topladı, toplamaya da devam ediyor. Türkiye’nin ticari ve askeri açıdan yakın iş birliği içinde olduğu AB’den aldığı tepki dikkate değer. Zira, AB’nin 28 ülkesi uzun aradan sonra Türkiye konusunda geniş bir uzlaşma buldu. Bu geniş uzlaşma şimdi, bölgede bir aktör olmanın, dünya politikasında rüştünü ispatlamanın fırsatı olarak görülüyor.

AB’nin başta silah ambargosu olmak üzere, değişik konularda aldığı kararların ne kadarının hayata geçirilip geçirilmeyeceği ise muğlak. Belirtmek gerekiyor ki; silah ambargosu konusunda alınan kararların birçoğunun gerçekte karşılığı henüz yok. Örneğin, Türkiye’ye en çok silah satan ülkeler arasında yer alan Almanya’nın aldığı karar “Yeni silah satışının onaylanmamasını” içeriyor. Önceki gün Bild gazetesinde yer alan habere göre, Almanya’nın AB dışişleri bakanları toplantısında silah satışı konusunda sert kararların alınmasının önüne geçtiği anlaşılıyor. Ne de olsa Almanya, bu yılın ilk sekiz ayında sattığı silahların üçte birini Türkiye’ye gönderdi. Toplam değeri ise 250 milyon avro. Bu nedenle kesenin ağzının kapanmasını istemiyor.

ABD çekilmeyle sadece Kürtlere karşı operasyona onay vermedi, aynı zamanda şimdilik bölgeyi dizayn edebilecek güçte olmadığını bir kez daha gösterdi. Suriye’yi istediği gibi işgal edemeyen, Batı iş birlikçisi bir rejim kurmayı başaramayan, bu nedenle de yenilgiye uğrayan ABD’nin dünya üzerindeki gücü bundan sonra daha fazla sorgulanacak. Önceki gün Süddeutsche Zeitung’de “Eskiden dünya polisiydi” başlığıyla yayımlanan yazıda, Trump’ın çekilme kararının “Dört kesime verilmiş hediye” olarak tanımlandıktan sonra bu kesimler şu şekilde sıralandı: “Kimyasal gaz kullanarak insanları katleden Esad, onun koruyucuları Rusya ve İran, terör örgütü İslam Devleti (IŞİD)” (Hubert Wetzel, 16.10.2019).

ABD, şimdi kaybettiği mevzii yeniden kazanmanın hesaplarını yapıyor. Dün Ankara’ya yapılan büyük çıkarmanın asıl nedeni de bu hesaplardı. Pazarlıklardan sonra Türkiye-ABD/NATO/AB ilişkilerinde yeni bir yol haritası belirleyecek gibi görünüyor.

Rusya, Suriye sahasında ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirerek, tereyağından kıl çeker gibi, Türkiye eliyle ABD’yi sahanın dışında itmeyi ve Kürt güçleriyle Şam rejimini bir araya getirmeyi başardı. Bu nedenle Putin’in keyfine diyecek yok gibi... Türkiye’nin hamlesi, Rusya’ya bir taşla birkaç kuş vurmasına imkan tanıdı.

Türkiye’nin bunu bir plan dahilinde yapıp yapmadığı ileride mutlaka ortaya çıkacak. ABD’yi şimdilik sahanın dışına iten Rusya’nın bundan sonraki asıl hedefinin, Suriye rejiminin davet etmediği bütün yabancı güçleri dışarı çıkarma olacağı sır değil. Dolayısıyla, bundan sonraki asıl hamle Türkiye’yi Suriye’den çıkarma üzerine kurulacak.

Bu nedenle yakın gelecekte asıl tartışma ve gerilim Ankara-Moskova hattında olacak. ABD ve AB bu hatta tansiyonun yükselmesi için elinden geleni yapacak. Türkiye’nin Suriye özgülünde dahil olduğu Rusya-İran ekseninden koparılarak yeninden Batı ittifakının verdiği görevleri yerine getiren bir ülke haline gelmesi, temel strateji olarak benimsenmiş görünüyor. Bunun yerine gelmesi için ekonomik, siyasi, diplomatik... açıdan baskı yoğunlaştırılacak.

Bu strateji temelinde, NATO müttefikleri, Türkiye’nin Şam rejimi yerine Kürtlerle diyalog kurmasını sağlayamaya çalışacak. Trump’ın operasyon öncesi Erdoğan’a yazdığı mektup bunun ifadesi. Zira, Suriye sahasında Kürtlerle çatışmasının Batı açısından olumlu sonuç vermediği net olarak görüldü. Kürtlerin Suriye sahasında bir kazanım elde etmemesini temel politika haline getiren Türkiye’nin buna direnmeye devam edeceği anlaşılıyor.

Rusya ise en kısa zamanda Türkiye ile Şam rejimini bir araya getirerek gelişmeleri kontrollü bir şekilde ilerletmeye devam edecek. Kürtlerle diyalog bu planın bir parçası. Kürtlere sıfıra yakın bir kazanımın verilmesi Şam ve Ankara’yı yakınlaştırıyor. Zira her iki rejim de bu kaotik süreçten Kürtlerin güçlenerek çıkmaması için elinden geleni yapıyor.

Kürtler ise dünyanın dört bir yanında büyük bedellerle elde ettikleri kazanımları korumanın mücadelesini veriyor. Bu mücadele masa başında, kapalı kapılar arkasında yapılan planların bir kısmını çöp sepetine atmış görünüyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa