17 Ekim 2019 04:24

Yıkım seferberliği neyi çağırıyor?

Paylaş

Türk devlet yönetimi, Suriye topraklarında sürdürdüğü “harekât”ın “hedefe ulaşıncaya dek devam edeceğini” açıklarken, “savaş arabasına koşulmuş” basın-yayın organlarının “öğretim üyesi, gazeteci, spiker, muhabir, yorumcu” etiketli yıkım goygoycuları, Suriye’nin “derinine inme operasyonu”yla “terör örgütüne indirilen ağır darbeleri” gösterme hazzıyla kendilerinden geçerken, ülkede ve bölgede yaşananların yol açtığı ve açacağı büyük yıkımlar salt bugünü değil geleceği de esaret zincirleriyle daha fazla bağlamış bulunuyor. Sorunlar arttı, çözümsüzlük derinleşti; açmazlar büyüdü.

Savaş uçakları, tanklar ve toplar tam kapasiteyle bombardımanı sürdürüyor. “Belirlenen hedeflerin imhası” sürüyor. “35x480 kilometre” derinlik ve uzunluktaki bir alanın fethiyle oluşturulacak “güvenli bölge”ye nüfus yerleştirimi yapılacağı açıklandı. Devlet yöneticileriyle iliştirilmiş gazeteci ve bilim katili şovenist akademisyenler bunun “bir savaş olmadığını” söylüyorlar. Yapılana “savaş” demek “suç” hanesine alındı ve iddiaya göre, savaş uçaklarıyla tankların devreye girmesinin Kürt sorunuyla “herhangi alakası yok!” Yasak(lar) ise, “devlet büyüklüğü”nün “şanından” sayılıyor! Şimdilerde yaşananları geçmişte olanlardan ve yarınlarda yaşanacaklardan bağımsız gösterip kazanç ve kayıp muhasebesi çerçevesine alanlar, bütün “ahali”yi peşleri sıra seferberliğe çağırırken, kendi taraflarını “vatansever”; “diğer tarafı topyekün hain terörist” göstererek yıkımın “envanteri”ni tek yana kurmuş durumdalar.

Söylenenlere bakılırsa, “bütün dünyaya Türk devletinin gücü gösterilerek” fethedilecek alanlara(“güvenli bölge”) Türkiye’nin himayesinde yerleştirilecek “2 milyon Suriyeli”, Nusra-El Kaide artığı ÖSO’nun1 aktif görev üstleneceği yeni bir yapılanmayla Suriye’de yönetimi değiştirme ve “ata toprağı” olarak görülen bu ülkenin var olan doğal kaynaklarıyla “yeniden imarı” pastasından pay alma “garanti edilecek”, stratejik, coğrafi, askeri-politik ve ekonomik “kazanç” hanesine yazılacak, rakamlar büyütüldükçe büyütülecek!

Oysa, sömürülüp ezilen on milyonlarca emekçiyi burjuva devlet iktidarının ekonomik ve askeri kazançlar-kayıplar cetveline adapte etme manipülasyonu “günü kurtarma” işlevini yerine getirse bile, sorunların ağırlığı ve bu tür “harekâtlar”la daha da ağırlaştırılıp daha geniş sahalara yaygınlaştırılmasının yol açtığı daha büyük deprem dalgaları ortadan kalkmayacaktır. “Terör örgütünü bitirme” propagandası on yıllardır devam ediyor. 50-60 bin askerinin olduğu ve yüz binlerce kişi tarafından desteklendiğinin açıklandığı Suriye Kürtleri Kantonal idaresinin “bitirilmesi” operasyonunun “başarıyla sonuçlanacağını” bekleyen “akıl”ın ne türden bir akıl olduğu ayrı bir tartışma gerektirir. Rusya’nın, İran’ın, Arap Birliği’nin, ABD’nin, AB’nin büyüklerinin “saha oyunu”na bir biçimde-ve gerektiğinde ekonomik-askeri güçleri oranında katıldıkları bir çelişkiler-çatışmalar-savaşlar yumağında, ipin ucunun hangi güç tarafından tutulup ne yöne çekileceği, önceden kestirilip temin edilemez. İşte, birbirleriyle rekabetlerinin “yerel oyuncular” bağlantılı sahnelerinde taktik hamlelerle durum yenilemesi yapan ABD ve Rusya’nın “çekilme” ve “girme” kararlarıyla bağlı yeni gelişmeler; Suriye ile SDG’nin Rusya’nın koordinatörlüğünde anlaşması ve Suriye ordusunun Türkiye sınırına yürümesi; işte Çin’den, AB’nin büyüklerinden yinelenen “çekilin!” çağrıları, ABD’nin yaptırımları vs, vb. “At pazarı”nda küheylan kaçırmaya benzemiyor bu. Ok atıcılığında ustalık gösterisi de hayli gerilerde kalmış bir “iptidai gelenek!” Herkese “meydan okumak”, herkesten dayak yemeyi göze almayı gerektirir. Araya oynamanın, büyük oyuncuları birbirine karşı kışkırtmanın da bir sınırı var. Bir dönemler Özal’ın “kazan-kazan” oyunuyla yanaşmaya çalıştığı “paylaşım masası”, aynı masa değil! “Kırım’ı, Osetya’yı aldılar, ben de alırım!” hesabı tutmaz; arada dayak yeme olasılığı da var!

Türkiye ve Ortadoğu pratiğiyle de kanıtlanmış olan şudur: Hak gaspında ısrar, eşitsizlikleri dayatma, zor ve kuvvetle boyunduruk altında tutma politikası başkaldırı nedenidir ve başkaldırıların kuvvet yoluyla bastırılması mümkün olsa dahi, sorunları kangrenleştirici rol oynamıştır. Kürtlerin kendilerini yönetecek şekilde ulusal haklarına sahip olmaları istemiyle “sınır içi ve dışı”nda sürdürdükleri mücadeleyi hedef alan bu türden “askeri harekâtlar”la sorunun çözülemediği; aksine daha da ağırlaşmasının yanısıra, emperyalist müdahalelere daha fazla açık hale geldiği çok nettir. Türk devlet gücü “Suriye’nin fethi”yle kanıtlansa bile-ki bu mümkünsüzdür-Kürt sorunu çözülmüş ve bitirilmiş olmayacaktır. Kürt ulusal istemleriyle “terör” ü aynı gösterme kurnazlığı ve manevrası da artık tutmuyor! Yıkım seferberliğine kalkmış ve “mehmetçiğin zaferi”ne odaklanmış politikacı, gazeteci, öğretim görevlisi, din adamı etiketli savaş propagandacıları, NATO’cu ve Amerikancı kafalarına “ay yıldızlı kask” geçirerek halklar arasına uçak benzini döküp kibrit atmayı marifet sayarken, gelecek zamanlara da alev topları atmaktalar. Kin ve nefret dopingiyle yaşamları cendereye alınmak istenen emekçiler bu tuzağa düşerlerse eğer, bugünleriyle birlikte geleceklerini de karartmış olurlar. Çok yönlü, çok  taraflı  karmaşık ilişkilerin girift hale geldiği; emperyalist güçlerle emperyal politikalar izleyen devletlerin, halkların bugünü ve geleceğini burjuva çıkarları için esaret zincirleriyle bağlama operasyonlarının ivme aldığı  bugünkü koşullarda, halklar için tek doğru seçenek bu zincirlerden kurtulma mücadelesidir.

Günün acil hale getirdiği, Suriye’ye her tür dış müdahalenin son bulması, tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesi; Kürt sorununun Türk, Arap ve diğer uluslarla eşit haklar temelinde çözüme bağlanması için bütün bölge halklarının kendi burjuva yönetimlerine karşı mücadeleyi yükseltmesidir. Burjuvazi, bölge politikalarıyla daha büyük ve geniş savaşlara davetiye çıkarıyor. Bu politika başarısızlığa uğratılmalıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin yararına olan budur. ABD ile tüm anlaşmalar iptal edilmeli, NATO’dan çıkılmalı, yabancı  askeri üsler kapatılmalıdır. Kahrolsun emperyalizm, emperyal politika izleyenler ve halklara boyunduruk dayatanlar! Yaşasın halkların mücadeleyle kazanacakları kardeşçe birliği!

1 Türk ordusunun harekâtı öncesinde, Suriye devlet ordusuna ve yönetime alternatif oluşturma politikası çerçevesinde, bu ordunun adı “Suriye Milli Ordusu” olarak değiştirildi.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa