14 Ekim 2019 04:00

İşçilerin birliği halkların kardeşliği

Paylaş

Çölde bir vaha gibi, şu saya işçilerinin grevi. Savaş davulları işçi sınıfının taleplerini duyulmaz hale getirirken, sahneye çıktılar. İğneden ipliğe, doğalgazdan elektriğe zam yağmuru altında çalışacaksın, nereye kadar?  

İlk iş bırakma eylemi, 9 Eylül’de Kayseri’de gerçekleşti. O zaman ortada daha sınır ötesi operasyon yoktu. Herkes ekonomik krizi konuşuyordu. Büyük ayakkabı firmaları, krizden etkilendiklerini söyleyerek parça başı dikim fiyatına zam yapılmayacağını ilan etmişti. Kayserili sayacılar buna karşı çıktılar. Evrensel’e konuşan sayacı Gökhan Kıraç şöyle demişti: “Patronların derdi Mercedes, biz bulgur pilavını yapmak için yağ bulamıyoruz. Ekonomi iyi olacaksa, patronlar taşın altına elini koymasını bilecek.”

Kayseri’de grev olduğunda, “Suriyeliler güvenli bölgelere gönderilecek” söylemi de bugünkü kadar güçlü değildi. Üstelik Kayseri’deki iş bırakma eylemine Suriyeli sayacılar da katılmıştı. Suriyeli sayacı Abdullah gazetemize aynen şöyle demişti: “Türklerle birlikte neredeyse bedavaya çalışıyoruz. Onlar nasılsa biz de öyleyiz. Masraflara biz de yetişemiyoruz.” Bir diğer Suriyeli sayacı da “Türk, Suriyeli fark etmiyor, el ele olduk” demişti.  

Sonuçta Kayserili sayacılar kazandı. Yılbaşına kadar yüzde 12,5, yılbaşı sonrası için yine yüzde 12,5’lik zam talebini kabul ettirdiler.

Bu arada Antep’teki sayacılarda da huzursuzluk artmıştı. Kırk güne varan görüşmelerden bir sonuç çıkmayınca onlar da iş bıraktı. Ne var ki Antep’te iş bırakma eylemi başladığında sınır ötesi operasyon da başlamıştı. Buna rağmen sayacılar taleplerinden geri durmadılar ve büyük savaş gürültüsü altında eylemlerini kazanımla sonuçlandılar. Antepli sayacılar egemen medyada hemen hiç yer bulmadı. Oysa halklar arasında düşmanlığın körüklendiği, sosyal medya paylaşımlarında ırkçılığın tavan yaptığı bu dönemde; Türk, Kürt, Arap ya da Türkiyeli Suriyeli sayacılar Antep’te el ele vererek hak aramanın güzel bir örneğini vermişti. Buradaki ayrım halklar arasında değil ayakkabı tekelleri ile sayacı üreticiler/işçiler arasındaydı. Buradaki ayrım, savaş ve militarizm propagandası eşliğinde üzeri örtülmeye çalışılan emek-sermaye ayrımıydı.

Sınır ötesi harekat 6’ncı güne girerken sayacıların eylem zincirine bugün Adana katılıyor. Büyük Saatin etrafındaki atölyeler yüzde 50 zaman talebiyle iş bırakma kararı aldı. Adana deyip geçmemek lazım. Çünkü 2017’deki iş bırakma eylemlerinin fitilini de Adanalı sayacılar çakmıştı. Diğer illere yayılan eyleme 16 büyük kentte 50 bin civarında sayacı katılmıştı. Adana’yı önemli kılan bir diğer şey de Türk, Kürt, Suriyeli bütün işçilerin ortak komitelerde örgütlenmiş olmasıydı. Halklar arasında ön yargıyı kıran, kardeşliği pekiştiren o muazzam güç esas olarak işçilerin birliğine dayanmaktaydı.

Açık ki, emekçilerin ekonomik krize, işsizlik ve yoksulluğa dair yaşamsal öneme sahip dertleri, silahların gölgesinde daha az duyulur hale geliyor. Sayacılar kadar, tazminat hakkı için Ankara yoluna çıkan ama önleri jandarma barikatı ile kesilen Somalı madenciler de bunun örneği. Grev, miting, basın açıklaması, sendikal örgütlenme gibi işçi sınıfına ait olan temel mücadele araçları da yasaklarla karşı karşıya.

Savaşın gölgesi, her zamanki gibi emekçileri baskı altında tutarken, patronların sığındığı, kârlarını katlayacakları bir serinlik sunuyor. “Ekonomik daralma” ile birlikte sektörün durma noktasına geldiğini söyleyen inşaat patronlarının gözlerini Suriye’ye çevirmeleri boşa değil. Silah tekelleri borsada yükselirken yıkılan kentler, bu kez demir-çelik ve çimento tekelleri için yükselişe geçecek. Ola ki bu arada “güvenli bölgeler” kurulur ve bu hayal bir toplu konut projesine dönüşür, o zaman değmeyin keyiflerine gitsin!

***

Bir de şu var: Sınır ötesi operasyonun ardından 1 ya da 2 milyon Suriyeli mültecinin “güvenli bölge”lere gönderileceği söyleniyor. Bu hem uluslararası hukuk, hem etik, hem de mültecilerin tercihi bakımından (iş, aş, can güvenliği sorunu vb nedenlerle) gerçekçi değil.

Tersine gerçek tablo şu: Her gün 450 mülteci bebeğin doğduğu ve doğan mülteci çocuk sayısının yarım milyona ulaştığı Türkiye’de Suriyelilerin önemli bölümü kalıcı. Ve tıpkı sayada olduğu gibi sömürülen, hak arayan Suriyeli işçiler artık işçi sınıfımızın bir parçası. Dolayısıyla işçilerin dikkatlerini “geri gönderme” söylemine değil, ortak hak mücadelesine vermesi gerekiyor.

***

Özetin özeti…

Ekonomik kriz, savaş ya da operasyonlarla bitmez, ötelenmez; tersine daha da derinleşir. Savaş iklimlerinde halklar birbirine karşı daha çok düşman hale gelir/getirilir. Bu karanlık iklimden çıkış yolu ise; işçilerin birliği, halkların kardeşliğinden geçmektedir. İşçilere düşen şey “savaş ve fetih” masalları karşısında teklemek değil; “iş, ekmek ve barış” talepleri için birleşmektir: Türk, Kürt, Suriyeli demeden.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa