10 Ekim 2019 00:26

Savaşa giderken…

Paylaş

Türkiye'nin Fırat’ın doğusuna askeri operasyon yapmaya başladığına dair haber ve açıklamalar gelmeye başladı.

Daha 2 hafta önce İstanbul’da Suriye konferansı düzenleyen ve hükümetin Suriye politikasına yönelik sert eleştiriler yönelten CHP sınır ötesi tezkereye evet dedi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu tezkereyi destekleme sebeplerini “…Oradaki askerlerimizin burnu kanamasın diye içimiz yana yana evet diyeceğiz” sözleri ile duyurdu.

Askerin burnu kanamasın diye savaşa asker göndermek… Tarih kitaplarında herhangi bir savaş için böylesi bir gerekçe bulmak pek mümkün değil, CHP’ye nasipmiş!

Son yerel seçimlerde rüzgarın muhalefetin lehine esmeye başlaması sadece ülke içi meselelere değil dış politikada değişikliğe dair ümitleri de güçlendirmişti. CHP’nin tezkereden önce dış politikaya yönelik eleştirilerinin bir anlamı kalmadığı gibi tezkereden sonra yapacağı çıkışların da anlamı ve de etkisi pek olmayacak gibi görünüyor.

CHP tezkereyi destekleyerek Türkiye’nin komşusu bir ülkenin toprak bütünlüğüne yönelik saldırıları onaylamış oldu. Ayrıca Türkiye’nin Suriye topraklarında ÖSO veya son adıyla Milli Ordu şemsiyesi altında toplanan gruplarla iş birliğinin ve IŞİD militanlarının Türkiye’ye yaratacağı sorunların sorumluluğuna ortak oldu.

Velhasıl operasyonun önünde pek engel kalmadı ancak birçok önemli detay belirsizliğini koruyor.

Mesela;

- Operasyon Türkiye-Suriye sınırının ne kadarlık kısmını kapsayacak ve Suriye içine ne kadar inilecek? Türkiye’nin niyetinin Fırat Nehri’nden Irak’a sınır Haseke’ye kadar olan bölgeyi kapsayacak ve Suriye içinde 30 kilometreden fazla inecek bir bölge oluşturmak olduğu biliniyor. Bu niyete göre oluşturulması planlanan güvenli bölge şehir merkezlerini ve Kürt siyasi ve askeri yapıların yoğun olduğu yerleşim birimlerini de kapsıyor.

- ABD’nin tavrı ne olacak? Trump’ın birbirleri ile çelişen tweetleri ve ABD içinden Trump’a yapılan itirazlar herkesin malumu. Medyaya detayları ile yansıyan bu süreç ABD’nin Irak’ta nüfuzunu derinleştiren İran’ın önünü kesmek, Suriye’deki ayaklanma döneminde Suriye’de ve bölgede etki alanını genişleten Rusya’yı dengelemek gibi bölgeye dair uzun vadeli ajandasını gölgeliyor. Suriye’de yeni siyasi yapının kurulduğu, yeni anayasa komitesinin oluşturulduğu bir dönemde ABD’nin Suriye’den tamamen çekilmesi pek olası görünmüyor. Son birkaç gün içinde yapılan açıklamalar da ABD’nin yerel müttefik olarak değerlendirdiği Kürt oluşumlardan kolay kolay vazgeçmeyeceğini ortaya koyuyor. Mevcut duruma bakılırsa ABD, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon hazırlığı yaptığını duyurduğu ve 3 maddelik uzlaşma ile sonuçlanan süreçte olduğu gibi bir ara formül bulunması konusunda ısrarlı. Yerel müttefikinden vazgeçmeden ama NATO üyesi bir ülke olan Türkiye’nin hassasiyetini de dengeleyecek bir tavır sergileme çabasında.

ABD, son 2 gün içinde sınıra yakın bölgelerdeki askerlerini daha iç bölgelere çekmeye başladı. ABD askerleri ile TSK’nin karşı karşıya gelmesi olası değil elbette ancak Türkiye operasyona başladığında ABD’nin YPG’ye silah desteğini sürdürüp sürdürmeyeceği, cephe gerisinden savaşa dahil olup olmayacağı belirsiz.

- Güvenli bölge nedir ve nasıl yönetilecek? Aslında operasyon hazırlıkları başlamadan çok önce detayları ile belirginleştirilmesi gereken bu sorunun bir yanıtının olup olmadığı bile şüpheli. Türkiye’den yapılan açıklamalarda güvenli bölgeye Türkiye’deki Suriyelilerin bir kısmının yerleştirileceği belirtiliyor ancak bu bölgede yaşayan mülk sahibi insanlar ne olacak? O bölgedeki binlerce insan evlerinden mülklerinden sürülecek mi? Komşu ülkenin demografik yapısının değiştirilmesi çabalarının doğuracağı sonuçlar hesaba katılıyor mu? Ayrıca bu bölgeye yerleştirilecek Suriyelilerin neye göre seçileceği de belirsiz. Türkiye’nin bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünü tanıdığını tekrarlayıp diğer taraftan kendisine bağlı bir ÖSO’yu destekleyip birlikte hareket etmesi söz konusu kuşağın mültecilerin yerleştirileceği güvenli bölgeden tamamen farklı bir kuşak olacağını gösteriyor. Türkiye’nin hâlâ Suriye’de rejim değişikliği için fırsat kolladığı da söylenebilir.

- Türkiye’nin Kürt sorunu çözülecek mi ve PKK tamamen yok olacak mı? Türkiye 2011 başlarında Suriye’de bir rejim değişikliği hayali ile ayaklanma sürecinin en heyecanlı taraflarından biri olarak safını aldı. Sahadaki dinamikleri hesaba katmadığı gibi gelişmeleri de okuyamadı. Suriye’de rejim değişikliği hevesi yerini Suriye’nin kuzeyindeki Kürt siyasi ve askeri yapıların kurulması ve güçlenmesine karşı duyulan tedirginliğe bırakmaya başladı. Sonuçta Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerle Suriye’nin kuzeyindeki Kürt yerel yönetim modellerinin hayata geçirildiği bölgeler arasında ince bir sınır var. Türkiye’deki barış sürecinin rafa kaldırılması ve itiraz seslerini bastıran güvenlikçi politikalarla bugüne gelindi. Fırat’ın doğusuna yönelik bir askeri operasyonla oluşturulacak kuvvetle muhtemelen Sünni Arap kuşağı sınırın iki tarafındaki Kürt nüfusun birbirinden etkilenmesinin önüne de geçecek mevcut hesaplara göre. Yine buna göre Türkiye’nin kendi Kürt meselesinin Deyr Ez Zor çöllerine uzanarak çözülmesi Ankara’da çözülmesinden daha kolay görünüyor. Ülkenin ekonomik göstergeleri dibi gösterirken, komşu ülke topraklarına üstelik demografi değiştirmeyi de içeren operasyonlar yapmanın hesap edilmeyen birçok sonucu da olacak ki, Türkiye’nin Suriye politikasında bugüne kadar evdeki hesabın çarşıya uyduğu pek olmadı.

- Rusya, İran, Şam ve dolayısıyla İdlip meselesi ne olacak? Türkiye’nin operasyon hazırlıklarını yoğunlaştırması ile birlikte Kuzey Suriye’deki Kürtler Şam ile diyalog kanallarını tekrar açabileceklerini duyurdular. Bu çerçevede Suriye ordusuna da çağrılar var. Suriye Kürtlerinin açık kapı politikasını terk edip ABD’ye iyice yakınlaşmaları, ABD’nin Suriye’deki varlığından memnun olan tek kesim olmaları Türkiye’nin hamlelerini kolaylaştırdı. Rusya, İran ve Şam’ın İdlip sorunu dahil birçok konuyu liste altına iten en önemli tedirginliğinin ABD’nin Suriye’deki varlığı ve kalıcı hale gelmesi olduğu açık. Bu yaklaşım Rusya ve İran’ın Türkiye’nin yapmaya hazırlandığı operasyona nispeten esnek yaklaşmasına yol açtı. Ancak aynı tedirginlik Suriye sahasında Türkiye’nin ABD ile yakınlaşması için de geçerli.

- IŞİD kartı kimin elinde patlayacak? ABD Suriye sahasına IŞİD ile mücadele gerekçesi ile dahil oldu. Kürtlerle müttefiklik ilişkisi de bu gerekçeye dayanıyor. Ancak IŞİD ile mücadele büyük ölçüde sona erdikten sonra ABD’nin Suriye’deki varlığının ve Kürtlerin ABD ile müttefiklik ilişkisinin devamını sağlayacak gerekçe de zayıflamış oldu. Türkiye Fırat’ın doğusuna operasyon yapmasaydı bile IŞİD gerekçesinin ortadan kalkması ABD ile Kürtler arasındaki ilişkinin tartışmaya açılmasına sebep olacaktı zaten. Türkiye’nin operasyonuna itiraz edenler Suriye Demokratik Güçlerinin elinde çok sayıda IŞİD militanı ve ailesinin olduğunu, bu militanların sorumluluğunun da operasyon yapması durumunda Türkiye’ye geçeceğini savunuyor. SDG’nin şimdiye kadar bu militanları neden Şam’a teslim etmediği ve ne zamana kadar, ne amaçla elinde tuttuğu izaha muhtaç. Diğer taraftan Türkiye’yi vazgeçirmek için öne sürülen IŞİD kartının Türkiye’nin elinde bir koza dönüşmesi oldukça mümkün. IŞİD kartı birçok ülkenin ve grubun kullanışlı gerekçesi oldu şimdiye kadar. Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon nedeniyle tepki alan Türkiye’nin operasyon gerekçesini IŞİD olarak güncellemesi ve bu gerekçeyi Trump’ın ve hatta SDG’nin açıklamaları ile desteklemesi mümkün.

O bölgedeki binlerce IŞİD militanı Türkiye açısından tehdit ancak gerek Türkiye içinde IŞİD ile mücadele süreçlerine ve gerekse İdlip’teki on binlerce el Kaide militanına yaklaşım göz önüne alındığında bu tehdidin pek öncelikli olmadığı anlaşılıyor.

Türkiye’nin Suriye politikasının başından itibaren sorunlu olduğu çok açık. Politikanın gözden geçirilmesi Türkiye’yi iyice gömüldüğü bataklıktan çıkarabilir ve hâlâ savaş davullarını çalmadan önce başvurulabilecek çözümler var.

Şam ile iletişim kanalları açılabilir. Operasyonların veya dozajı giderek yükseltilen güvenlikçi politikaların çözüm olmadığını birçok kez tecrübe ettiğimiz Kürt meselesi için barış süreci yeniden başlatılabilir. Bir sorunun bir başka sorunla yamalanması ve slogana varan söylemlerle üstünün örtülmesi kısır döngüleri derinleştirdiği gibi herkesin kaybettiği çıkmazlara itebilir.

En kötü barış en iyi savaştan iyidir…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa