10 Ekim 2019 00:27

Fetih politikası; handikap ve yıkım

Paylaş

Suriye'nin savaş arenasına çevrilmesinin hikayesi altı yıla yakın süredir, yüzlerce kalemden yazılıyor. Hikaye yazarları bulundukları saflardan silahların gücüne eşlik ediyorlar. Uzunca tekrarlara ihtiyaç bırakmayacak denli açıklık kazanmış bir durumdur: Suriye'de iç harp örgütleyenler, Suriye'ye saldıranlar, uluslararası alanda devşirdikleri terör çetelerini silahlandırıp sahaya sürenler, bu ülkede sözümona "istikrar ve barış tesis etmek isteyen"ler, hepsi, ama hepsi, bölgede daha fazla söz sahibi olmaya soyundular ve kendi çıkarlarının kavgasını verdiler. Ve "son gelişmeler"le sınırlı tutularak belirtilirse, sürecin başında, Suriye yönetimini alaşağı edip "Emevi Camii'nde namaz kılma" rüyasına yatanlar, o gün bugündür, büyük güçlerin emperyal stratejilerinin yedeğinde petrol, toprak, nüfuz ve etki peşinde koşturup, en güçsüz saydıkları kim varsa nefesini kesip "bölgenin etkin gücü" olmayı hakettiklerini kanıtlamaya çalışıyorlar.

"Ecdat"a öykündükleri de oldu; ABD ve Rusya'yı "birbirine çarptırıp" çıkan elektrikten yararlanıp yol almaya soyundukları da. Hiç ama hiç başarı sağlamadıklarını düşünenler aldanırlar. Fetih topraklarında kendilerine bağlı askeri güç oluşturma, il idaresi kurma, ve şimdi son bir manevrayla G. Antep Üniversitesi'ne bağlı üç fakülte kurma kararnamesi çıkarma, sonrasında gelecek felaketlerin "belirsiz"liği bir yana bırakılırsa, mevcuttaki ganimetler hanesindedir. Şimdi bu ganimet artırılmak isteniyor.

Bir yandan "kimsenin toprağında gözümüz yok!" diye açıklamalar sıralamak, diğer yandan komşu bir ülkenin topraklarında "alan fethi" gerçekleştirip kendine bağlı idari birimler oluşturma naralanmalarının savaş literatüründeki adını ananları "vatan haini" ilan etmek, burjuva politikası hanesinde dahi zor entrika sayılır. Peşi sıra "naralanan" MHP, "Vatan Partisi" ve "İYİ Parti"yle birlikte "komşu ülkeler topraklarında savaşma" yetkili tezkereye onay vermeyi "asker ölmesin" gerekçesiyle kabullendiğini söyleyen Kılıçdaroğlu ve CHP'nin de, öldürülen ve öldürülecek olan Kürtlerin sayısı üzerinden AKP-MSB ve Genelkurmay tarafından yazılan "zafer destanları"yla teselli bulması için, "ulu" ve "yüce" devletin gücü yeter de artar! 

Ama neylersin ki, bir de şu masal kuşunun ötüşüyle tekrarlanan "bütün alemin son Türk devletine düşmanlığı" var!  Baksanıza Trump'tan AB'nin, Almanya'nın, Fransa'nın, İngiltere'nin ve hatta ve hatta Rusya ve İran'ın yöneticileri sıraya girmişler gibi, birbiri ardına açıklamalarla, "Sakın ha!" diye fetih ordularının "Barış Pınarı"ndan zemzem suyu akıtmasını engellemeye çalışıyorlar! Ama ne gam, bilmezler mi ki, "yedi düvele meydan okuyan büyük Türk yöneticileri" tehditlere boyun egmez ve asker sözüyle dile getirildiği üzere, "bir ucundan girip diğerinden çıkacak" kudrete sahip silahlı güçlerle devşirilmiş ve her nasıl oluyorsa "milli ordu"nun gücü olarak övgüye boğulmuş "ÖSO" karşısında "dayanacak güç yok"tur!

Rantiye ve din bezirganlığı militarizmle koltuklanmış gidiyor. Sefer marşları çalınırken Kürtlerin "içeride" ve "dışarıda"ki kitlelerinin, varolmayla bağlı haklara sahip olma istemiyle giriştikleri mücadelenin tank paletleri, mitralyözler ve uçaklardan bambardımanlarla kana boğulması ihtimali karşısında, burjuva dışı kesimlerin dönüp kendilerini de vuracağı belli bu militarist "kararlılık"ın, sonraki on yılları da "cehenneme çevireceği"ni görememesi, ne büyük kayıp!

Oysa yapılması gereken bellidir: Yıllardır sürdürülen savaşın işçi ve emekçilere en küçük bir yararı olmamıştır; bundan sonrasında da bu türden bir savaşın yararlı olacağını, ancak halk kitlelerini aldatmak isteyenler ileri sürebilirler. ABD, Rusya, AB, Alman-Fransız ve İngilizler, İran, Mısır, İsrail devletleri "ne derler, ne yaparlar" hesabıyla zaman öldürmeksizin, Saray iktidarı dahil burjuva devletlerinin tekelci sermayenin çıkarları doğrultusunda bölgenin tüm halklarını birbirleriyle düşmanlaştıracak politikalara "oynadıkları"nı görüp her bir bölge ülkesindeki tüm milliyetlerden emekçiler olarak dayanışmak ve bir dönemler gerici işgal ve hakimiyet savaşlarına karşı yapıldığı üzere milyonlarla karşı çıkışı gerçekleştirmek tek doğru politikadır. Kürt, Türk, Arap, Fars ve diğerleri tüm halklar, emperyalistlerle burjuva tekelci sermaye iktidarlarının kendilerine dost olmayacaklarını görüp buna göre tutum almazlarsa eğer, yanılgılarının ve burjuvazi tarafından felakete sürüklenmelerinin cezasını çok daha ağır şekilde ödemeye mahkum olacaklardır.

Özgür ve bağımsız yaşama olanağı, bütün halkların hakkı olmak üzere vardır. Ancak bu olanak yalnızca bütün milliyetlerden işçi sınıfı ve halkların sermaye iktidarlarına karşı mücadelesiyle yaratılabilir; onlara yedeklenerek, onların çıkarları için ölerek değil. Böylesi zamanlar bu muhasebeyi daha akıllıca yapma zamanlarıdır. ABD-Rusya gibi büyük güçlerin açacakları alanda ve çizdikleri sınırlar dahilinde olası yeni bir fetih harekâtı nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, kaybedecek olan halk kitleleri olacaktır. Kaynakların yıkmaya ve yok etmeye seferber edildiği ülke emekçileri, sonuçlarının kendilerine yeni büyük zam ve vergi yükleri, ekonomi ve kültürel tahribat, sosyopsikolojik yıkım, başka halklarla düşmanlaşma vb. olarak döneceğini bilmelidirler. Sınıfının toplumsal kurtuluşu bilinciyle hareket etme durumundaki ileri işçi ve emekçilerin tarihsel örneklerden de yararlanarak kitlelere gerçekleri daha açık, daha net ve anlaşılır biçimde açıklamaları, sosyalist sorumlulukları gereğidir. Burjuvazinin handikaplarının cezasını çekmemek ve yeni yüzyıllara uzanacak düşmanlıkların kurbanı olmamak için, bütün ülkelerde burjuva devlet iktidarlarına karşı mücadeleyi yeniden yükseltmek, işçi sınıfı ve emekçilerin önündeki ivedi bir ihtiyaç ve gerekliliktir. Emperyal çıkar ve politikalarca yönlendirilen savaşlar reddedilmelidir!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa