02 Ekim 2019 23:30

Lübnan’ı kim kurtaracak?

Paylaş

Lübnan bugünlerde yine huzursuz. Yıllar içinde kronikleşen ekonomik kriz iyice hissedilir hale geldi. Zaten pahalı olan ülkede temel gıda maddeleri, barınma ve ulaşım başta olmak üzere birçok temel ihtiyacın maliyeti periyodik olarak yükseliyor. Büyük ölçüde ithalata bağımlı olan ülkede bu gidişat en çok genç nüfusu etkiliyor. İşsizliğin tırmanışta olduğu ülkede başka ülkelere gidebilmenin yollarını arayan gençlere sık sık rastlamak mümkün.

Arada bir Beyrut başta olmak üzere ülke içinde protesto gösterileri yapılıyor. Akademisyenler, memurlar, emekli askerler ve hatta merkez bankası çalışanları bile birkaç günlük veya birkaç aylık iş bırakma, grev gibi eylemler yaptı seslerini duyurabilmek için. 

Lübnan dünyanın en borçlu ülkelerinden biri. Borcunun gayrisafi milli hasılanın yüzde 150’sine ulaştığı belirtiliyor. Ekonominin çöküşte olduğunu cumhurbaşkanından sokaktaki esnafa kadar herkes söylüyor. Ancak ülke ekonomisi kısır döngü içinde bir başka kısır döngüye düşmüş durumda.

Siyasetçiler birbirlerine güvenmiyor, aynı masa etrafında toplanıp bir yol haritası belirlemeleri ve bunu hayata geçirmeleri çok zor. Halk da siyasetçilere güvenmiyor. Bu nedenle, zaman zaman protesto gösterileri yapılsa da katılım birkaç bini geçmiyor. Ülkedeki şartların ağırlığı düşünüldüğünde neden kitlesel eylemlerin yapılmadığını anlamak zor. Gerçi özellikle son 7-8 ayda yoğunlaşan grevler, iş yavaşlatma veya bırakma eylemleri de pek işe yaramış görünmüyor.

Lübnan’da bütün bunlar olurken gündeme Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Güney Afrikalı bir mankenle ilişkisi olduğuna dair haberler düştü. Birkaç gündür yabancı basında yer bulan haberlere göre ilişki, Hariri’nin mankene 16 milyon dolar aktarması ve kadının banka hesabındaki bu büyük sıçramanın dikkat çekmesi ile ortaya çıktı. Gelişmenin magazinel yönünü törpüler gibi görünen “Lübnan’da ekonomik kriz yaşanırken…” gibi ifadeler mankenin seksi fotoğrafları eşliğinde okunduğunda pek anlam ifade etmiyor tabii.

16 milyon dolar büyük bir miktar. Hariri ile manken arasındaki ilişkinin boyutlarını veya bu paranın ne karşılığında ödendiğini bilmiyoruz. Bir ülkenin evli ve 3 çocuk babası başbakanı ile bir manken arasında ilişki olması elbette birçok insanın onaylamadığı bir durum ancak Lübnanlılar açısından bu gelişmenin bir başka boyutu daha var; söz konusu 16 milyon dolar kimin parası?

Hariri ailesi Lübnan’ın köklü ve en zengin ailelerinden biri. Zaten Lübnan’daki birçok siyasetçi Lübnan’ın, bölgenin veya dünyanın en zengin isimleri arasında.

Yolsuzluğun, adam kayırmacılığın, herkesin kendi mezhebinin-grubunun çıkarlarını öncelikli görerek hareket etmesi Lübnan’ın gerçeklerinden biri. İç savaş yıllarından itibaren köklü ailelerin daha da zenginleştiği, günümüzde öne çıkan siyasi figürlerin bir kısmının da bu dönemde güçlenmeye başladığı herkesin bildiği sırlardan. 

Ülkedeki ekonomik kriz artık geçici çözümlerle örtbas edilemeyecek hale geldiğinden beri cumhurbaşkanından gazetecisine kadar herkes krizin temel sebeplerinden birinin yolsuzluk olduğunu, yolsuzlukla mücadele edilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak her fırsatta diğerini zayıflatmak için elinden geleni yapan iki blokun yönettiği ülkede kim kimi yargılayacak? Ayrıca iç savaş yıllarından kalma korkular halkın belli isimler, gruplar etrafında toplanmasına yol açmış. Günümüzde hâlâ devlet-vatandaş ilişkisinin cemaat lideri-siyasetçi vs. üzerinden yürüdüğü ülkede insanlar çocuğuna okul, hastasına hastanede yer bulmak veya işe girmek için bir lidere bağlı görünmek zorunda. 

İnsanlar ekonomik durumdan, yolsuzluktan şikayetçi olsa dahi “Yolsuzlukla mücadele başlasın tabii ama önce diğerini, karşıdakini mercek altına alsınlar” şeklinde bir temkinlilik hatta şüphe eğiliminde.

Hem zaten hemen hemen herkesin az ya da çok yolsuzluk çarkına bulaştığı ülkede yolsuzlukla mücadele sorumluluğunu üstlenecek kadar temiz olan bir kesim nasıl bulunacak? Bulunsa bile siyasi, dini, mezhebi yapılar güçlerini zayıflatacak olma pahasına “adamlarını” feda ederler mi?

Zaten bu kısır döngü halkı da yıldırmış durumda. Bu nedenle sokak gösterileri en fazla birkaç bin kişi ile sınırlı kalıyor. İnsanlar bir şeylerin değişebileceğine inanmıyor ama aynı zamanda bu ekonomik ve siyasi yapının sürdürülebilir olmadığını düşünüyor. 

Lübnanlıların bir kısmına göre ise, geçmişte olduğu gibi bir kez daha Suudi Arabistan ve İran Lübnan’ın toparlanmasını sağlayacak kadar para aktarır ve mevcut kriz bir sonraki krize kadar ertelenir. Bu ihtimal de mümkün. Sonuçta Lübnan’ın bol krizli, çalkantılı dönemleri yeni başlamadı.

Lübnan, 1975’te başlayıp 1990’ kadar süren iç savaş yıllarından beri siyasi krizlerin sıradan hale geldiği ülkelerden biri. 1990’da savaş durdu ancak ülkenin yönetiminin birbirinden pek hazzetmeyen iki siyasi blokun idaresine geçtiği dönem başladı. Savaş sonrası dönemden beri siyasi istikrar oldukça kırılgan bir zemin üzerinde yükseliyor. Gerçi Lübnan’da siyasi istikrar kavramının anlamı dünyanın geri kalanından biraz farklı. Lübnanlılar için yeni bir iç savaş çıkmaması istikrarın varlığından söz etmek için yeterli çoğu zaman. İki yıldan fazla cumhurbaşkanı seçilemeyen, 9 yılın ardından parlamento seçimi yapılabilen, seçimin yapılmasına rağmen yaklaşık 1 yıl hükümetin kurulamadığı Lübnan’da siyasetçiler arasında yüksek perdeden atışmalar, suçlamalar günlük hayatın bir parçası.

Lübnan’ın bu ince buz üstünde kaotik yapısı iç huzursuzluklarla sınırlı değil. Ülke içindeki çok başlılık, huzursuzluk, siyasetçilerin birbirleri ile çekişmekten temel kamu hizmetleri sorunlarına bile vakit ayıramaması, herkesin şikayet ettiği ancak aynı zamanda parçası olduğu yolsuzluk, iç savaşta yerle bir olan ekonomiye hâlâ el atılmamış olması Lübnan’ı ülke dışından etkilere açık hale getiriyor. Lübnan İsrail-Hizbullah gerginliğinden İran-Suudi Arabistan çekişmesi gibi bölgedeki dalgalanmalara kadar her gelişmede az ya da çok sarsılıyor. Bu dış etkiye açık olma hali bir taraftan Lübnan’ı sık sık krize sokarken diğer taraftan çöküşüne engel olacak müdahaleleri de garanti altına alıyor. Suudi Arabistan ve İran başta olmak üzere Lübnan’da veya bölgede çıkarları olan ülkeler Lübnan’ın tamamen çökmesine engel olmak için birçok kez devreye girdi. 

Ancak bölgede şartlar hızla değişiyor. Haliyle bölge ülkelerinin çıkarları, öncelikleri ve bunları koruma yöntemleri de değişiyor. 

Lübnanlı yetkililer son 3 yıldır dış destek, yardım bulmak için çaba gösteriyor. Bu amaçlarla Cedar konferansları adı verilen ve birçok ülkenin, uluslararası para kuruluşunun katıldığı toplantılar gerçekleştirildi. Bazı ülkeler Lübnan’a düşük faizli kredi vermeyi kabul etti ancak kredilerin serbest bırakılması için paranın harcanacağı projelerin hazırlanması ve sunulması gerekiyor. Elektrik, alt yapı, çöp, hastane, eğitim gibi birçok temel hizmetin düzenli bir şekilde sağlanamadığı Lübnan için bu krediler hayati önemde ancak siyasiler çekişmelerini bir tarafa bırakıp projeler, yol haritaları hazırlayabilecek mi?

Son gelişmelere bakıldığında bunun pek kolay olmayacağı anlaşılıyor. Nitekim Lübnan hükümeti ekonomik krizle mücadeleye emekli maaşlarında ve kamu kurumlarının bütçelerinde kesintilerle başladı. 

Velhasıl Lübnan’ı çok zor bir dönem bekliyor ve bu defa yardım eli/elleri kolay kolay uzanmayacak gibi görünüyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa