11 Eylül 2019 04:17

JİTEM unutulabilir bir gerçek değildir!

Paylaş

"Jandarma Genel Komutanlığı reddetse de JİTEM’in varlığı unutulabilir bir gerçek değildir. JİTEM kaldırılmış, tasfiye edilmiş, personeli başka birimlerde görevlendirilmiş, evrakları arşive gönderilmiş olabilir. Ama JİTEM’de görev yapan pek çok görevli hayattadır. Ayrıca JİTEM’in mevcudiyeti bir kusur da oluşturmamaktadır. Aslında JİTEM bir ihtiyaçtan doğmuştur.”

Dönenim Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş, 1997 yılının ortasında hazırlamaya başladığı ve 1998’in ocak ayında tamamladığı Susurluk Raporu’nun yayımlanan bölümünde JİTEM’i tarife bu cümlelerle başlıyor ve özetle, ‘PKK ile mücadelede mevcudiyeti bir kusur olmasa da, faaliyetlerinin vardığı noktanın sorgulanması gerekir’ diye bağlıyordu.

Raporun ‘devlet sırrı’ olduğu gerekçesiyle kamuoyu ile paylaşılmayan 9 numaralı ekindeki şu bölüm ise Savaş’ın, sorgulanması gereken pratikler olarak işaret ettiği noktayı oluşturuyordu: “Nitekim Musa Anter’in öldürülmesinden -tüm olayları tasvip edenlerin dahi- pişman olduğu tespit edilmiştir. Musa Anter’in silahlı bir eylem içinde olmadığı, daha çok işin filozofisi ile meşgul olduğu, öldürülmesinin yarattığı etkinin, kendisinin gerçek etkisini geçtiği ve öldürülme kararının hatalı olduğu söylenmektedir.”JİTEM’in ve benzer yapıların icraatı olduğu bilinen, ancak hep örtülü bırakılan binlerce ‘faili meçhul’ cinayet, sadece devlet arşivlerinde değil, o yıllar boyunca gazetecilik yapan bizlerin de hafızasında duruyor. Örneğin İHD’nin kurulduğu günden 2002 yılına kadar öldürülen 14 üyesi ve yöneticisi ‘faili meçhul’ bırakılan cinayetlerin aydınlatılması için mücadele etmiş isimlerdi.

İHD ve TTB genel merkezleriyle çok sayıda kitle örgütünün ortak imza ile yayımladıkları 25 Şubat 1993 tarihli açıklama şöyle başlıyordu: “Gözaltında kaybolmaların son örnekleri Elazığ’da 21 Şubat 1993 günü İHD Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya olmuştur. 21 Şubat’tan bu yana kendilerinden haber alınamamış, ancak aileleri telefonla aranarak işkence sesleri dinletilmiştir. Her ikisinin de öldürüldüğü söylenmiştir. 23 Şubat 1993 günü Metin ve Hasan’ın ayakkabıları bir poşet içerisinde Metin’in bürosunun yakınına bırakılmıştır.”

26 yıl sonra ise, Tahir Elçi’nin avukatlığını üstlendiği ve öldürüldüğü güne kadar takip ettiği Kızıltepe JİTEM davasında, sanık Abdurrahman Kurga hakkında açılan davanın zaman aşımı nedeniyle düşmesine ve sanıklar Eşref Hatipoğlu, Hasan Atilla Uğur, Ünal Alkan, İsmet Kandemir, Mehmet Emin Kurğa, Ahmet Boncuk, Mehmet Salih Kılınçaslan, Ramazan Çetin’in beraatine karar verildi.

1992-1996 yılları arasında 22 kişinin ölümünden sorumlu 4’ü asker 5’i korucu toplam 9 kişinin yargılandığı bu dava, büyük uğraşlar sonucu açılmıştı ve ‘faili meçhuller’ tarihini temsil ediyordu.

Günümüz yargısının tercihleri bakımından bu kararın göstere göstere geldiğini de özellikle belirtmek gerekiyor. Tüm sanıkların “Silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçlarından beraat ettiği ‘Ergenekon’ davasının ardından, JİTEM davasının da benzer bir kaderi paylaşması, dönemin yargı diyalektiğinin ruhuna uygundu.

Zamanın da teyit ettiği bir gerçek olarak, Ergenekon davası AKP açısından, gündeme getirildiği dönemde, generallere karşı elini güçlendirmek ve hükümet olduğu halde, iktidar olamama halini aşmaya yönelik bir manivelaydı. Gülen Cemaati kadroları ile AKP’nin ittifak halinde hareket ettiği bu dönemde, demokrasiden yana güçlerin, kontrgerilla ile hesaplaşma ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması gibi talepleri de bu dava bağlamında istismar edildi. ‘Ergenekon’ ile ilgisi olmayan ancak iktidarın rahatsız olduğu isimlerin de dahil edilerek cezaevine konulduğu bu süreçte, dezenformasyon da sık sık devreye sokuldu. İşlevi dolduğuna inanıldığı an nokta konulan ‘Ergenekon’ davası, haksız yargılananların dışındakilerin de sonradan aklandığı bir davaya dönüştürüldü.

İktidar, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen başarısız darbe girişiminin ardından ise, bu sefer tersini yaparak, ‘Ergenekon’ cenahı ile ittifaka girerek, Gülen Cemaati ile hesaplaşmaya girişti.

Atilla Uğur’un Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı olarak, iktidar ile ittifak halinde hareket ettiği bir dönemde, JİTEM davasında beraat etmiş olması, bu ittifak siyasetinin doğasına uygundur.

Ancak unutulmasın ki, JİTEM’in cezasız bırakılan infazları, o cinayetlerin mağdurlarının hafızalarındaki yerini korumaya devam edecek. Bu dava onlar açısından bitmiş olmayacak.

O yıllara tanıklık eden, haberini yapan, o süreçte meslektaşlarını, arkadaşlarını yitiren, dönemin gazetecileri olarak bizler de ne unuturuz, ne de peşini bırakırız!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa