05 Eylül 2019 04:00

Gençleri HDP mi dağa çıkarıyor?

Paylaş

Medyada bir süreden beri önce 1 ve sonra da 3 annenin “HDP’nin çocuklarını dağa kaçırdığı” iddiasıyla HDP Diyarbakır il binası önünde yaptıkları eylemle ilgili haberler yayımlanıyor.

Öncelikle bu konunun gündeme geliş biçimi ve zamanlamasının dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekiyor.Öte yandan HDP’lilerin attığın her adımın BBG evi gibi gözlendiği bir ortamda “Dağa eleman kazandırma” iddiasının ciddiye alınır hiç bir tarafı bulunmuyor.

Düşünün ki, HDP’li üç Büyükşehir Belediye Başkanı; Ahmet Türk, Selçuk Mızraklı ve Bedia Özgökçe haklarında alınmış hiçbir hukuki karar olmadığı halde “Terörle ilişkili oldukları” iddiasıyla İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Ağustos’ta görevden alınıyor. Sonra seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran, hukuk ve demokrasinin en temel ilkelerini yok sayan bu karara karşı toplumun geniş çevrelerinde tepkiler yayılmaya başlıyor. Derken 22 Ağustos’ta H.A. isimli bir kadın “HDP’nin çocuğunu dağa kaçırdığı” iddiasıyla HDP Diyarbakır il binası önünde eylem yapmaya başlıyor.

İçişleri Bakanlığının HDP’li belediye başkanlarını “Terörle ilişkili oldukları” iddiasıyla görevden aldığı günlerde “HDP’nin çocuğunu dağa kaçırdığı” iddiasıyla eylem yapan bir kadın…

Verilmek istenen mesaj çok açık: “Bakın, HDP çocukları/gençleri dağa çıkarıyor. Biz de zaten bu terör faaliyetlerinin önüne geçebilmek için HDP’li belediyelere kayyum atadık.”

İktidar yanlısı medyada o günden bugüne böylesi haberler döndürülüyor. Öyle haberler ki bunlar H.A’nın 2010’da PKK’ye katılan oğlu Fırat’ın HDP yöneticileri tarafından “Irak’ta inşaatta çalışacaksın” denilerek Kandil’e götürüldüğünü yazıyor. Oysa 2010’da HDP diye bir parti bile yoktu-ki, HDP 2012’de kuruldu. Ancak bu gerçekler bile, dertleri haber değil, kara propaganda yapmak olan bu medya organlarını durdurmaya yetmiyor.

Burada şunu da söylemek gerekiyor: Elbette çocuklar hangi biçimde dağa çıkmış olursa olsun annelerin çocukları için kaygı duymaları, acı çekmeleri insani bir durumdur ve kimsenin buna söyleyebileceği bir şey yoktur. Ancak şurası da kesindir ki, annelerin bu duyguları iktidar tarafından istismar edilip HDP’nin terör parantezi içine alınmasının ve HDP’ye yönelik baskı politikalarının gerekçesi haline getirilmek isteniyor.

Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bugün Demirtaş ve arkadaşlarının cezaevlerinde tutulmasının nedeni “Terörle ilişkili olmaları” değil, 7 Haziran 2015 seçimlerinde demokrasi ve barış isteyen geniş toplum kesimlerinin desteğini alarak Erdoğan’ın başkanlığının ve AKP’nin tek başına iktidar olmasının önüne geçmeleridir. Yani baskıcı tek adam rejimine karşı demokrasiyi savunmalarıdır.

Burada sorulması gereken soru şudur: Acaba hangi siyasi ortam demokrasi dışı arayışları teşvik eder?

 6-7 milyon oy alan bir partinin demokratik siyasete sorunsuz bir şekilde katılabildiği bir siyasi ortam mı, yoksa halkın seçtiği belediye başkanlarını bile tanımayan, baskı ve şiddete dayalı bir siyasetin dayatıldığı bir ortam mı?

Bu sorunun yanıtı dünyanın birçok ülkesindeki deneyimlerle de sabittir. Demokratik siyaset kanallarının açık olduğu süreçlerde toplumlarda sorunların demokratik çözümüne dair beklentiler ve sorunun şiddetten arındırılmasına dair arayışlar artmaktadır.

Türkiye’de 2013-2015 arasındaki “çözüm süreci”nde iktidarın dağdan inişleri yasal bir dayanağa kavuşturma konusunda gerekli adımları atmamasının yarattığı güvensizliğe rağmen o dönem tartışılan dağa çıkışlar değil, dağdakilerin nasıl ineceği/indirileceği idi.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu ve CHP’yi kayyum atanan belediye başkanlarına dayanışma ziyaretleri yaptıkları için tehdit ediyorlar. Bir halkın seçtiği temsilcilerini kabul etmediğini/etmeyeceğini açıkça ilan eden ve dahası bu demokrasi ve hukuk dışı uygulamaya itiraz edenleri de tehdit etmekten geri durmayan bir siyasi rejimde acaba sorunların demokratik çözümü mümkün olabilir mi? Böylesi bir siyaset hem Kürt sorunundaki çözümsüzlüğü derinleştirmekten ve hem de demokrasi dışı arayışları güçlendirmekten başka işe yaramaz. Açıktır ki, bugün bu ülkenin ihtiyaç duyduğu siyaset bu değildir.

Özetle dağdaki çocukların sağ salim inmesi sadece annelerin değil, bu ülkede demokrasi ve barışa inanan herkesin temennisidir. Ancak bunun yolu demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasından ve Kürt sorununun baskı ve şiddet yöntemleri yerine demokratik-barışçıl çözümü yönünde adımların atılmasından geçmektedir. Oysa HDP Diyarbakır il binası önünde oturan annelerin eylemleri, iktidarın HDP’yi terör parantezine alıp baskı politikalarını arttırmasına ve çözümsüzlüğü derinleştirmesine hizmet ediyor.

Bugün çatışmalı sürecin başlamasının üzerinden 35 yıl geçtikten sonra bile hâlâ dağa çıkışları tartışıyorsak, öncelikle sorgulanması gereken ülkeyi yönetenlerin bu sorunun çözümü adına ısrarla uyguladıkları yanlış politikalar olmalıdır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa