24 Ağustos 2019 08:05

Kıssadan hisse: Bu uçağın motoru yok

Paylaş

Kaz Dağlarında altın çıkarmak için yüzbinlerce ağaç kesen Kanadalı şirkete ve ona izin veren Hükümete karşı ortaya çıkan halk seferberliğinin gündemde birinci sırada olan yerini, bir süre, günlerce söndürülemeyen yangınların alması garip bir tecelli. Rol çalan afete Kanadalı şirket de müteşekkir olmalı! Ama asıl fırsat, THK’nın yangın söndürme uçaklarından şikayetini dillendirecek imkanı bulan Bakan Pakdemirli’nin ayağına gelmiş sayılır.

THK’nın elindeki yangın söndürme uçaklarının motorlarının olmadığını, personelin de bu uçaklara binmek istemediğini söyleyen Pakdemirli’nin “15 orman, 8 de kırsal olmak üzere 23 yangınımız çıktı…  Bugün İzmir’de eklenen yangınlarımız da oldu” diye açıklama yaparken yangınla kurduğu yakınlığın herhalde bir anlamı vardır. Bir musibetle, ondan bir lütuf devşirilmeyecekse nasıl bir aidiyet ilişkisi kurulabilir.

Orman bakanlığının ihalesiz, sorgusuz sualsiz araç-cihaz alma yetkisini çıkarmak için söndürme uçaklarındaki olmayan motorlara tam zamanında abanması mıdır bu? Maliye Bakanlığına şirketlere iştirak etme yetkisi tanıyan kararın çıkmasıyla birlikte bakanlıkların gerçek birer şirkete dönüşmesinin yolu açılmışken Orman Bakanlığı’nın nesi eksik mi denmiştir. Sırada başka bakanlıklar da var mıdır?

Sayfiye alanlarındaki orman yangınlarından boşalan arazilerin arsalaştırılması gibi rutin bir uygulamaya gelemeden daha, bakanlıkların yandaş ya da yabancı sermaye kalkındırma ajanslarına dönüştürülmesini konuşmak zorunda kalıyoruz böyle. Zorlu bir ekonomik krizin ortasında sermaye kurtarma operasyonu, devletin kendisinin bakanlıklar gibi parçaları aracılığıyla dev bir şirkete dönüşmesi her kaosun ve küçük krizlerin bağlanacağı hedef haline getirilmiş görünüyor. Tek adam rejimine geçişteki beka, bürokrasi vb. gibi gerekçeleri bir de bu yönüyle düşünelim. Kimin bekası? 

Kaos ve kriz ikbal ve iktidar tutkunları için, enkazdan ganimet toplanan yaratıcı bir süreç. Bunu hem siyasete hem ekonomiye teşmil edilen bir vizyon olarak düşünürsek içinde yaşadığımız dönemde, büyük yıkımdan sağlanacak rantı kestirmek zor değil. Milyonlarca emekçinin hayatını cendereye alan kriz, tuzu kuruların can simidi.  

Zaten bu sağda solda çıkan bizim “yangınlarımız” sadece ormana, kıra bulaşmıyor. Aslına bakılırsa memleketin tamamı bir yangın sahası. Siyasetinden ekonomisine, iç politikasından dış politikasına kadar söndürülmesi mümkün olmayan irili ufaklı ateşlerin içinde debelenen bir coğrafyanın rezervlerinde saklı, ortalığı serinletecek araçların da motorları kasten çalışmıyor/çalıştırılmıyor.

Kaybettiği büyükşehir belediyelerini topal ördeğe çevirmeye azmetmiş, HDP’nin kazandığı belediyeleri daha önce atanmış kayyımların ne hale getirdiği ortadayken elinden alan iktidar, “belediyeler kaynaklarını… terörörö” demeye devam ediyor. Önceki kayyımdan tonlarca baklava veya milyonlarca liralık fincan biçiminde kaydedilerek aktarılan belediye servetinin nereye gittiği sorulamaz. Çünkü tertemiz olması için AKP’ye verilmesi gereken oyların bekçisi devlet güvenliği/bürokrasisi binmez o motora.

Devlet kuşu ise konacağı yeri 10 Ekim Katliamından sonraki gibi  -oyumuz arttı diyen Davutoğlu’nun kulakları çınlasın- bulmaya çalışır. 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye batıdaki ilginin, operasyonlar dursun diye 10 Ekim barış mitinginde buluşan cümle muhalefetin dağıtılmasında işe yaramıştı bu katliam. İmamoğlu’nun kazandığı seçimlerde, ufaktan Gezi’yi hatırlatan Kaz Dağları seferberliğinde yeniden görülen bir, ortama toplaşma eğilimi iktidarın ezeli korkusudur. Böyle durumlarda, kendisine göre demokrasinin çalışmayan motorlarına karşı faşizmi, despotizmi satın almanın yolunu açar.

Ne var ki tarih bazen tekerrür eder. Roma’nın harap mahallelerini yaktıran, yoksul Hıristiyanlar üzerinde terör estiren Neron’un son büyük eseri Roma yangınını balkonundan seyrettiği Saray da bu yangından muaf kalamamıştır.

Üç HDP belediyesine kayyım atanması AKP’li kimi milletvekillerinin, yandaş köşe yazarlarının, partiden koparak partileşmeye çalışan Gül ve Davutoğlu’nun da sessizlikle geçiştireceği bir durum olmadı. Süleyman Soylu’nun nötr kalmasını garanti etmek için Ankara ve İstanbul için böyle bir şey düşünmüyoruz mesajı verdiği CHP’nin kitlesinde, genel başkana rağmen teyakkuz duygusu gelişiyor. Aynılar ile ayrılar AKP’nin istediği raflara yerleşemiyor artık.

Yangın çoktan bacayı sarmış bulunuyor. ‘Yeni ittifaklar bulmalıyız’, ‘Alevilerin oyuna talibiz’ diyen Bülent Arınç; İyi Parti’deki ülkücüleri geri çağıran Bahçeli bünyeyi sarmış metal yorgunluğu yüzünden kendisini ciddiye aldırmak için iki kat çaba harcamak zorunda kalan bir aparatı elde tutmaya boşuna uğraşıyorlar. Bu aparatı çalıştırmak için gaza bastıkça iktidar motoru sadece su kaynatıyor.

Ne krizden ne yarattığı kaostan kendisi için yaratıcı bir şey çıkarabilecek mecale sahip olmadığı halde tahtırevana kurulmaya çalışan, bindiği motorun gazını da kesemiyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa