18 Ağustos 2019 08:45

Babacan'ın "Yeni AKP'si" bir ihtiyaç mı?

Babacan'ın "Yeni AKP'si" bir ihtiyaç mı?
PAZAR
Paylaş

Yaşı Cumhuriyet'ten büyük olan ve bir iktidar partisi olarak kurulan CHP ve 27 yıllık tek adam, tek parti iktidarının ardından 17 yıllık AKP iktidarı, Türkiye’nin siyasal tarihinde uzun ömürlülük bakımından ikinci sırada.

Osmanlı’yı tüketen bir büyük emperyalist savaşla Türkiye’nin küllerinden doğduğu Kurtuluş Savaşı’nın ardından, başında zafer tacıyla M. Kemal ve partisinin yeniden kuruluş yıllarının görece uzun süre yönetmesi anlaşılırdır. Gücün tek elde yoğunlaşması zaferin ürünü olduğu kadar buna uygun ulusal ve uluslararası koşullara dayalıdır. Gene de muhalefet olmamış değildir. İkincisi doğrudan görevlendirilmiş belli başlı iki deneme (Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, A. Fuat Cebesoy ve Adnan Adıvar gibi kurucu çok sayıda savaş kahramanıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve “yakınlardan” Fethi Okyar, Nuri Conker gibi kurucularıyla Serbest Fırka) “hayırlı sonuçlar” vermemiş ve hızla güç toplayan partiler kapatılmıştır. Görülmüştür ki, bırakılsa iktidar el değiştirecektir. Hem de iktidar partisi içinden kadrolarca kurulan partiler tarafından...

Çünkü; başında zafer halesine rağmen iktidar ve giriştiği yenilenme ya da siyasal devrimin unsurları durumundaki –bağımsızlık, cumhuriyetin ilanı, Hilafetin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin tasfiyesi, genelde laiklik, Latin alfabesine geçiş, aşarın kaldırılması gibi– reformlar “yukarıdan”dır ve halkta karşılıkları yoktur. Halkın talebi ve mücadelesinin ürünü olmadıkları gibi, halk ikna edilerek böyle bir mücadeleye de kazanılmamıştır. Yenilenme, egemenliği ele geçirmiş üst sınıf durumundaki burjuvazinin, siyasete koşulmuş dinle takviye edilmiş Sultan’ın (Komprador burjuvaziyle merkezi ve yerel feodallerin egemenliği temsil eden) iktidarının yerine geçirdiği iktidarın ihtiyacını karşılamaktadır. Bu nedenle, eskinin savunucusu ya da buradan prim yapmaya yönelen muhalif partilerin hızla güç toplamalarına şaşırmamak gerektir. Tasfiye edilen ama hâlâ belirli siyasal güce sahip olan “eski”nin sonu “yukarıdan” darbelerle getirilememiştir. Milliyetçiliğin yanı sıra din istismarından da güç alarak hükümet eden Menderes, Demirel ve Özal gibi öncekiler ve net biçimde AKP egemenliği bir kez daha gösterdi ki, getirilemezdi.

Buna karşın özellikle iki büyük emperyalist savaş arasındaki özel koşullarda Kemalist tek adam tek parti iktidarı, M. Kemal ve –ölümünden sonra yerini alan– İ. İnönü’yle sürdü. II. Savaş sonrasının Amerikan egemenliğindeki “demokratik hür dünya” koşullarında ise, önü açılan “eski” yeniden başını kaldırırken, artık devam edemez oldu.

*

AKP, bu “eski”nin neoliberal yeni koşullardaki devamı olarak siyaset sahnesine çıktı. Önce, son Halife-Sultan’dan farklı olarak emperyalizm uşaklığından “milli görüş”e yönelmiş ve sonunda Çiller’le koalisyon kurup Erbakan’la iktidara gelmiş olan siyasal İslam saflarında Amerikan emperyalizminin yönlendirdiği bir hesaplaşmaya girişti. 28 Şubat darbesinin Refah Partisini kapatmasıyla ayaklarının altına kırmızı halı serilen “Yenilikçiler Hareketi”, İslamcı parti Refah’ın devamı Fazilet’i –ya da “ümmeti”– böldü. “Yenilikçiler”in dört yıldızı, Erdoğan’la birlikte, A. Gül, B. Arınç ve A. Şener’di. GOP’un ve “Medeniyetler İttifakı”nın eş başkanlığı üstlenildi, uluslararası mali sermaye ve kurumları IMF’yle DB’nin Memuru K. Derviş’in 2001 krizinin ardından uygulamaya koydurduğu “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” benimsenerek yıllar boyu uygulandı.

AKP, hele başlangıçta bir tek adam, tek parti iktidarının başında değildi. Muhalifleri vardı. Ancak ANAP, DSP gibi partileri silen ve MHP’yi baraj-altı eden 2001 krizinin tarumar ettiği elverişli ulusal ve ABD’de yüzde 1’e gerileyen faizlerin “göklerden” “sıcak para” yağdırdığı uluslararası koşullar, AKP’yi yükseltmeye başladı. 2004-07 sendelemesi bir yana emperyalistler düşük faiz politikasını sürdürdü ve 2008 krizi Türkiye ve AKP’yi “teğet geçti”. Dış yatırımlar ve canlanan ekonomi, siyasal İslam’ın hayat suyu oldu. İçeride yolsuzluklar ve beton ihaleleriyle palazlandırıp yenilediği “eski”ye dayanarak güçlendi. Artık yeni-yetme mali sermaye gruplarıyla tekelleri vardı ve devlet hep onlara çalıştı.

Güç gücü davet etti ve giderek tek adam, tek parti egemenliği özlemi baş gösterdi. Kurulmaya girişildi. Gülen Cemaati ile el ele bir öncenin “iktidar odağı” durumundaki –Kemalizmin bozuşarak “yenilenmesi” olan tekellerin neoliberal Atatürkçülüğünün bekçisi– generallerle hesaplaşmadan başarıyla çıkıldı. Birincil silahı durumundaki din istismarının yanında milliyetçi hamasetin de sonucu olarak AKP’nin yükselen oy oranlarının gösterdiği desteği artmaktaydı. Desteği yönlendiren tarikat ve cemaatler ihmal edilmedi, yukarıdan aşağıya maaşa bağlandı.

Muhalefet değil, ama tekçi yöneliş, iç hesaplaşma ve tasfiyelerle ilerledi.

Etle tırnak iktidar ortağı Gülen Cemaatiyle kopuşma, H. Fidan’ın ifadeye çağrıldığı 7 Şubat 2012 MİT kriziyle başladı. Arkası geldi ve 15 Temmuz 2016 kontrollü darbe girişimine varıldı.

Ancak yalnızca Cemaatle kopuşulmadı. Tüm muhaliflerin sindirilmeye girişildiği halka karşı sürdürülen ve giderek tırmandırılan demokratik hakların çiğnenmesi ve yasama ve yargının yürütmeye bağlanması süreci, içeride de tek adam egemenliği hedeflenerek, öncelikle A. Şener’in düşmesiyle başlamıştı, Arınç ve Gül’ün de etkisizleştirilmeleri ve Erdoğan’ın iyice sivrilmesiyle sürdü. Genel Başkanlık ve başbakanlık yapan Davutoğlu tek kalemde gönderilir, “metal yorgunluğu” denip M. Gökçek vb. istifaya zorlanırken, parti yönetiminde neredeyse kurucular ve ilk katılanlardan kimse bırakılmadı. Devlete benzer biçimde AKP de Erdoğan’la özdeşleştirilmeye girişildi. Arta kalanlar, Erdoğan’ın memurlarından fazlası etmez oldu.

*

Ancak AKP’nin önünü açan özel ulusal ve uluslararası koşullar, bu kez sonunu hazırlamaya başlamıştı bile. Reis’in kerametine yorulanların gerçek olmadığı özellikle ekonomik krizin patlak vermesiyle görünür oldukça sihir bozuldu. Çok değil, birkaç yıl önce anında hazır ola geçip selam çakarak söylenenleri tekrarlayanların ayarı bozulmaya başladı. Ortalığı “Fabrika ayarlarına dönüş” talepleri kapladı.

Ve kaçınılmaz sona, ilki 7 Haziran 2015 seçimlerinde yaşanan ama “icabına bakılan” güç kaybı, gerileme ve çoğunluğu kaybetmeyle yüzleşme noktasına gelindi. 24 Haziran 2018’de 7,5 puanlık kayıpla AKP yüzde 49’dan 42’ye geriledi. Son 31 Mart Yerel Seçimleriyse vahim durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi: AKP yüzde 30-35 puandaydı ve tüm büyük kentlerde yenilmişti.

Tasfiyelerle birlikte gören gözler gerileme trendini çoktan değerlendirmeye almış; C.Bşk.’lığının ardından parti ve devlette açıkça önü kesilen Gül, muhalif tutumlar geliştirerek 24 Haziran’da Erdoğan karşısında kendi adaylığını pazarlamaya çalışmıştı.

Şimdiyse A. Babacan’la parti kurmaya girişti. Bir diğer parti kurucusuysa A. Davutoğlu.

Başlangıçta Gül’le Erdoğan birlikte “demokrasi” söylevleri çekmiş, “yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara karşı mücadele” sözü vermişlerdi. Sonuç ortada! Yakın zamana kadar aralarından su sızmadı. Rabıta günlerinden bu yana sınanmış Gül’le birlikte Babacan, biliniyor, emekçi kitleleri iyice yoksullaştırıp işsiz milyonların sayısını artıran K. Derviş programının uygulayıcısı ve uluslararası mali sermayenin “güvenilir adamı”dır.

Gül “tarafsız C.Bşk.’lığı” dolayısıyla zaten AKP üyesi değildi, Babacan geçtiğimiz 8 Temmuz’da AKP’den istifa ederek yeni parti kuruluşunun startını verdi. Uygun fırsatı yakaladıkları düşüncesiyle, ikisi, yeniden “özgürlükler”le “demokrasi”yi hatırladılar, çevreyi bile koruyacaklardı: “İnsan hakları ve özgürlükler konusunda en yüksek standartları hedeflemek, ileri demokrasi için ısrarla çalışmak, hukukun üstünlüğü ilkesini tavizsiz bir şekilde savunmak, itibarlı kurumları ve kuralları esas alan bir ekonomi politikası uygulamak, çevreyi korumada güçlü bir irade ortaya koymak ülkemiz için yeniden önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Biz toplumumuzun hür, müreffeh, mutlu ve barış içinde yaşayan bir toplum olmasını istiyoruz. Halkımızın ve özellikle de gençlerimizin geleceğe umutla ve güvenle bakmalarını arzu ediyoruz. Bu hedeflere ulaşmak için çalışmayı da siyasi ve toplumsal sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz.”

Oysa bir-iki yıl öncesine kadar AKP’yi birlikte getirmişlerdi! Birlikte iktidardılar. C.Bşk.’lığı, başbakanlık ve bakanlık dönemlerinde az hukuk-dışı uygulama olmamış, az hak çiğnenmemiş, az adam öldürülüp gazeteci dahil binlerce insan hapse atılmamıştı. Asgari ve gerçek ücretlerin yerlerde sürünmesi en başta Babacan’ın marifetiydi ki, şimdi, krize getiren neoliberal ekonomi politikaların başındaki yerli ve yabancı tekellerin adamı olarak, yine aynı çıkış yolunu işaret ediyor.

AKP içinden çıkıp gelecek yeni partinin piyasada dolaşmaya başlayan sair isimleri de, sicilleriyle pek bilindik. Çoğu eski bakan. Beşir Atalay örneğin. Sadullah Ergin, Nihat Ergün, Eski AYM Bşk. Haşim Kılıç...

Erdoğan’ın tek adamlığı dışında neyi fark ettirecekler? Farklı ne savunuyorlar? Olumlu yanıtlanma olanağı yoktur! En çok, mali sermaye ve yerli ve yabancı kapitalist tekellerin egemenliğindeki eski siyasal ekonomik düzen! Umut bağlanacak yüzde 0,001’lik bir gelişme olasılığı olamaz!

Ancak gerici burjuva fıtratı gereği tekellerin egemenliğindeki mevcut düzene tek bir itiraz yönetmeyip Erdoğan eleştirisiyle yetinen CHP’nin başını çektiği burjuva muhalefet, zaten kendisinden çok sağ muhafazakar yaklaşım ve politikalara bel bağlamıştır ve iktidarı “ürkütmeme” taktiğinden bile değil fazlasıdır, giderek muhafazakarlaşmaktadır. Sonunda AKP ve Erdoğan eleştirisinde bile frene basmıştır. İmamoğlu AKP kadrolarıyla İstanbul’u yönetmeye yönelirken, CHP kriz gerekçesiyle erken seçime karşı çıkmaktadır. C.Bşk.’lığı seçiminde Gül’ü çoktan adayı olarak benimsemiş olan CHP, bu kez Gül-Babacan ve Davutoğlu’nun AKP’yi bölmesi umuduna bağlanmıştır. Tutumu açıktır: Zaten “Millet İttifakı” vardır ve AKP’den iltihakla kolay iktidar yolu görünmektedir! Varsın, Gül, yeni C.Bşk. olsun. Daha iyisi nereden bulunacaktır?!

Düzen karşıtlığı bir yana, halkı ayağa kaldırma riski taşıyan tek parti yönetimine bile karşı en küçük bir eleştiri ve mücadeleden uzak duran burjuva muhalefetin ufku, Erdoğan’sız AKP’yle koalisyondan çoğunu kaldırmıyor! Hesaba katılmayansa, halkın kendi deneylerinden süzerek giderek gelişmekte ve “yukarıdan” her söylenene kafa sallamamaya yönelmekte olan bilinç durumu. Bu, zorlukları olsa bile, halk örgütlenmesinin ilerlemesiyle de tamamlanacaktır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa