17 Ağustos 2019 08:00

Örgütlü sömürü

Paylaş

Umuyorum son Türk-İş toplusözleşmesinden ders alırız!

Türk-İş öyle bir sözleşme yaptı ki, hem işveren cephesi mutlu, hem hükümet cephesi olağanüstü mutlu. Kim bilir, belki bizzat Türk-İş cephesi de, emekçi dostlar da kısmen mutludur. Gerçi bazı sendika başkanları arasında “Bugün bu sattı, yarın o da satar” gibilerinden kayıkçı kavgası, biraz da kurumu kurtarma adına sürdürülüyor. Bence durumu en iyi özetleyen başkanın mikrofondan süzülen ifadesidir. Doğrusu böyle bir anlaşma masasında ne sendika başkanı olarak, ne de hükümeti temsilen ilgili bakan olarak oturmak isterdim! Büyük ihtimalle o akşam biri geleceklerini kendisine teslim ettiği emekçi dostlarının(!) yanına biraz yüzü düşük olarak gidecekti, diğeri ise hesap vermekle sorumlu liderinin yanına gururla çıkacaktı. Bir süre birkaç eleştiri ya da “başkan istifa” sloganları ufukta dolaşıp, zamanla sönecekti, çünkü sönmeye mecburdu. 

Anlaşmanın sayısal hükümlerine hiç girmeden, genel hükümleri ile son anlaşmanın bir öncesinden geride olduğu saptamasını yapıp, yorumlarımıza geçelim. Yorumlarımıza geçerken şu verileri gözden uzak tutmayalım. Enflasyon TÜİK’e göre yüzde 16.65 dolaylarında, T.C. Merkez Bankası tahminine göre ise yüzde 19.8’e dayanmış, anlaşma hükümleri ise, diğer hükümler dışında, yüzde 8+4. Bir de can yakan işsizlik verilerimiz var ki, son verilere göre yüzde 13’den yüzde 12.8’e gerilemiş. Olağanüstü başarı! Oysa bir yılda 1 milyon 112 bin yeni işsiz üretmişiz; sanayi ürünü yerine değişim değeri sıfır olan işsizlik üretiyoruz. Toplam işsiz sayımız 7 milyona dayanmış.   

Mikrofondan süzülen söze başkan mecburdu. Peki, bu anlaşma hak ve hukuka uygun mu idi? Tabii ki hayır. Hak ve hukuk yan yana gelebilir mi! Hak nasıl belirleniyor, hukuk kimin emrinde? Nasıl oldu da, bir zamanların hak sözcüğü zamanla yerini çıkar sözcüğüne bıraktı? Bu değişim acaba büyük reklam şirketlerine sermaye çevrelerince ihale edilen siparişin olağanüstü sonucu mudur? Evet, anlaşma açıkça bir örgütlü sömürü anlaşmasıdır, çünkü anlaşma enflasyonun altında kalmıştır. Eğer toplu görüşme sonucunda varılan anlaşma doğru saptanmış enflasyonun üzerinde bağlanmış olsa idi, hatta ondan birkaç puan da üzerinde olarak bağlanmış olsa idi bu gürültü kopacak mıydı? Diğer bir ifadeyle, görüşme yüksek puanla bağlansaydı emekçiler sömürüden kurtulacak mıydı?

Hukuk zedelenince hukuk fakültelerinin niçin sessiz kaldığını sorguluyoruz. Bu alanın alimleri de çalışma ekonomisi (ÇEKO) üstatları olduğuna göre, sömürüyü önlemeyi değil, gerileterek sürdürülebilir konuma çekmede görevli bu zevattan niçin hiçbir ses yükselmiyor. Acaba bu zevat “barış imzacıları” gibi önce yargıya “süpürülmek”ten, sonra da AYM uygun karar verse de, görevli rektörlerin ve 1453’e ulaşamamakla beraber, şimdilik patinaj yaparcasına ancak 1071’i bulmaya çalıştıkları anlaşılan zulme karşı direnen fedakarların(!) tepkisinden mi korkuyorlar? Sistemi net algılayamadan yürütülen sözde mücadele, mağarada gölgelerle oyalanmaya benziyor. Oysa her şey gerçek ve sermaye fevkalade bilinçli, biz ise gerçeği kavramaktan çekindiğimiz, belki de korktuğumuz ya da ideolojik baskılarla durumu anlayamadığımız için gerçeğin dışında savruluyoruz. Kah olanla yetiniyoruz, kah tam göremediğimiz bir gerçeğe yönelircesine asıl olguyu değil de, somut yansımasını eleştiriyoruz, ama arkayı göremiyoruz.

Mesele bir sistem meselesidir. Ekonomi çökerken üst kattakilerin rahatının bozulmaması için alttakilerin daha derine gömülmesi sistem dayatmasıdır. Enflasyonla toplu sözleşme hükümlerinin paralel olması, refah payı dışında, üst kattakileri rahatsız ederdi. Alt kattakileri orada tutan bir faktör enflasyon ise, diğer faktör de toplu sözleşme hükümleridir. Bu iki ölçüt birbirini dışlayıcı olamaz. Sistem kaldığı sürece, alt kattakilerin bir süre orta kata çıkmalarına izin verildiğinde ne olduğunu görmedik mi? Neoliberal dönem öncesi yaşanan pembe dünyanın nasıl karar(tıl)dığını yaşamıyor muyuz? Peki, basiret sahibi bir insan kaç kez aldanır. Hadi bir kez aldanılır, ikinci kez aldanışa ne demeli ki!

Ben bugünden yarına sistemi değiştirelim demiyorum. Bunun böyle olmayacağını ben de, hepimiz de biliyoruz. Ben sadece üretimden daha yüksek pay taleplerimizin yanında,  eleştirilerin nereye yönelmesi gerektiğini zorlamak istiyorum. Lütfen sistemin dayattığı uçtaki meseleler yanında, asıl meselenin emekçilerle sistemi tartışmak olduğunu görelim. Emekçilerle tartışacağımız meseleler arasında mutlaka sistem, sistemin devlet yapısı ve kime hizmet ettiği, kârın anlamı, niçin farklı sendikaların oluştuğu, sendikalarda niçin demokratik yönetim biçiminin sağlanamadığı, sendika başkanlarının gelir durumu, sendika liderlerinin siyasete girmeyi hedeflemelerinin mücadele üzerindeki etkileri vb. konular olmalıdır.

Umuyorum son Türk-İş toplusözleşmesinden ders alırız!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa