02 Ağustos 2019 04:14

'Suriyeliler sorunu' iktidarın Suriye politikasından ayrı düşünülebilir mi?

Paylaş

2017’deki ‘başkanlık referandumu’ öncesinde Urfa’da Samsat Kapı’daki amele kahvesinde bekleyen inşaat işçileri ile görüşmüş, onların ülkenin en önemli sorunu olarak neyi gördüklerini sormuştuk. Kahvede gündelik iş için bekleyen işçiler en önemli sorunlarının Suriyeliler olduğunu söylemiş, onların gelmesinden sonra hem eskisi gibi iş bulamadıklarını ve hem de ücretlerinin düştüğünü anlatmışlardı. Çoğu AKP’ye oy veren bu işçilere iktidarın Suriye politikası hakkında ne düşündüklerini sorduğumuzda ise, önemli bir bölümünden “Erdoğan ne yapsın, orada savaş var. Müslüman kardeşlerimize sahip çıkmasın mı” yanıtını almıştık. “O zaman niye şikayet ediyorsunuz” dediğimizde ise, “Suriyeliler gelsin ama kamplarda kalsınlar” demişlerdi. Böylece destekledikleri iktidar Müslümanlık görevini yapmış olacak ama Suriyeliler de kendileri için ‘sorun’ olmayacaktı!

Urfa’daki işçiler, iktidarı destekleyen ve Suriyeliler sorununu iktidarın politikalarından ayrı düşünen kesimler için tipik bir örnekti.

Ancak iktidar karşıtlarının önemli bir bölümünün de Suriyeliler sorununa yaklaşımı Urfa’daki bu işçilerden daha az çarpık değildi. Kahvelerde sık sık duyduğumuz yaklaşım, “Erdoğan’ın Suriyelileri maaşa bağladığı, hastanelerde onlara ayrıcalık tanındığı” vb. biçimindeydi. “Çünkü Erdoğan Suriyelilere vatandaşlık vererek onları kendi oy deposu haline getirecekti.”

Oysa resmi verilere göre temmuz 2019’da ülkede 3 milyon 630 bin Suriyeli mülteci varken, vatandaşlık verilenlerin, yani oy kullanabileceklerin sayısı sadece 80 bin. Üstelik bu Suriyeliler kendilerine uluslararası hukuka göre haklar tanıyan ‘mülteci’ statüsünde bile kabul edilmiyor ve ‘geçici koruma’ adı altında kendilerine verilen belgelerle Türkiye’de yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Suriyelilere verilen ‘geçici koruma’ öylesine belirlenmiş bir statü değildir ve iktidarın politik hesaplarıyla doğrudan ilgilidir.

Çünkü ‘geçici koruma’ statüsü, Türkiye’ye geçişleri Erdoğan iktidarı tarafından teşvik edilen Suriyelilerin Suriye rejimine müdahalenin aracı olarak kullanılmalarına ve dahası ele geçirilecek bölgelere ‘tampon’ olarak yerleştirilmelerine olanak tanıyordu.

İkincisi; ‘geçici koruma’, Suriyelilere mülteci statüsünün tanınıp bu statünün tanıdığı haklarının verilmesi yerine Suriyelilerin göç tehdidi üzerinden Avrupa’ya karşı bir koz olarak kullanılabilmelerini sağlıyordu.

Üçüncüsü, ‘geçici koruma’ statüsü yaşamlarını sürdürmek için en zor koşullarda ve en düşük ücretlere çalışmaya mecbur olan Suriyelilerin sermaye için ucuz iş gücü olarak kullanılabilmelerinin ve ülkedeki işçi sınıfının çalışma ve ücret koşullarının daha aşağıya çekilmesi için bir ‘tehdit’ haline getirilmelerinin önünü açıyordu.

İktidarın politik hesaplarına bakıldığında bugün gelinen noktada Suriyeliler sorunu, iktidarın Suriye politikasına indirgenemez ise de bu sorunun çözümü Suriye politikasının değişmesinden/değiştirilmesinden ayrı düşünülemez.

Çünkü iktidarın sürdürdüğü Suriye politikası, ülkelerine dönmek isteyen Suriyelilerin dönüş yolunu kapamakta ve ülkede mülteci ya da vatandaş olarak kalacakların böylesi bir statüye sahip olmasının önünde engel oluşturmaktadır.

AKP-Erdoğan iktidarının Suriye’ye müdahalenin öncülüğüne soyunduğu dönemlerde ülkeye mülteci akınının bizzat Erdoğan tarafından yapılan açıklamalarla teşvik edildiği bilinmez değildir. Hatta o zamanlar Angelina Jolie ülkedeki kamplara getirilip bu kampların reklamı bile yapılmıştı. Ülkeye gelen Suriyelilerin iktidar destekli silahlı gruplara katılmaları teşvik edilmiş, bu gruplara katılmayı reddeden büyük çoğunluğa ise, hem batıya karşı göç tehdidi üzerinden Suriye’ye NATO müdahalesinin bir dayanağı haline getirilmek ve hem de kurulması planlanan tampon bölgelerde yerleştirilmek için ‘geçici koruma’ statüsü verilmişti.

Peki, iktidarın bu politikası bugün değişmiş midir?

Son MGK toplantısında Fırat’ın doğusu için yapılan ‘barış koridoru’ vurgusu bu politikanın değişmediğini gösteriyor. Çünkü Erdoğan iktidarının ‘barış koridoru’ dediği şey, Fırat’ın doğusunda 30-35 kilometrelik derinlikte bir alana ülkedeki Suriyelilerin yerleştirilmesini amaçlıyor. Başka bir deyişle ülkede bulunan yüz binlerce Suriyelinin Fırat’ın doğusundaki Kürtler ile Türkiye arasında bir ‘tampon’ olarak kullanılması amaçlanıyor.

Bunu da geçelim.

Bugün ülkedeki Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşleri için iki koşul gerekiyor.

Birincisi, böylesi bir sürecin işleyebilmesi için Türkiye’deki iktidarın Suriye’deki rejimle iş birliği yapması, yani onu muhatap alması.

İkincisi ve daha önemlisi ise, Suriye’de barışçıl çözümün önündeki engellerin kaldırılması.

Oysa Türkiye’deki iktidar, gerek İdlib’de radikal İslamcı gruplara verdiği destek ve gerekse Fırat’ın doğusundaki Kürtlere yönelik müdahale girişimleri üzerinden bugün barışçıl çözümün önündeki en önemli engel durumundadır.

Böylesi bir tabloda Fırat’ın doğusundaki Kürtlere karşı Suriyelileri ‘tampon’ olarak kullanma politikasını sürdüren ve Suriye rejimini tanımayan Erdoğan iktidarının son günlerde gündeme getirdiği kaçak göçmen/Suriyeli avı ne anlama geliyor?

Tam da uyguladığı politikalarla Suriyeliler sorununu yaratan iktidarın kendisine yöneltilen tepkileri yatıştırmaya ve sorumluluğu üzerinden atmaya yönelik bir hamlesi olarak anlam kazanıyor.

Toparlamak gerekirse, Suriyeli mülteciler bugün ülkedeki ‘Suriyeliler sorunu’nun sorumlusu değil, mağdurları durumundadırlar. Bu sorunun ortaya çıkmasının ve sosyal, siyasal, ekonomik farklı boyutlarda böylesine ciddi bir sorun haline gelmesinin nedeni ülkeye gelen/getirilen Suriyelileri Suriye’ye müdahalenin bir dayanağı olarak kullanmak üzere ‘geçici statü’de tutan ülkedeki iktidardan başkası değildir. Dolayısıyla Suriyeliler sorununun çözümü için atılması gereken ilk adım, ülkedeki iktidarın Suriye politikasının değişmesidir. Bu temelde Suriye rejimi muhatap alınmalı, cihatçı gruplarla sürdürülen iş birliğine son verilmeli ve Kürtlerin demokratik Suriye’nin bir parçası olmasına yönelik tehdit ve müdahale girişimlerinden vazgeçilmelidir.

Suriye’de barışçıl çözümün sağlanması ve ülkelerine dönmek isteyen Suriyelilerin dönüşü önündeki engellerin kaldırılmasından sonra Türkiye’de kalmak ya da başka ülkelere gitmek isteyen Suriyeliler için mültecilik ve/veya vatandaşlık yönünde adımlar atılarak kalıcı çözümün önü açılmalıdır.

Sonuç olarak Suriyeliler sorununun çözümü, Erdoğan iktidarının Suriye politikasından, bu politikanın değişmesi/değiştirilmesi zorunluluğundan bağımsız düşünülemez. O bakımdan bugün bir yandan Fırat’ın doğusuna müdahale girişimlerine ya da İdlib’deki cihatçıların hamiliğine alkış tutup öte yandan ‘Suriyeliler sorunu’nun çözümünü istemek, aslında iktidarın bugüne kadar sürdürdüğü politikaların devamına hizmet etmekten öteye geçmez!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa