27 Temmuz 2019 07:54

Merkez Bankasının siyasi uyumu

Paylaş

Tek adam siyasetinin Merkez Bankası üzerindeki baskısı yanında, biraz da iç ve dış ekonomik koşulların etkisiyle sert faiz indiriminin piyasalara yansıma etkisini anlamak için henüz erken. Beklentiler malum; toprağa gömülen paraların bir miktarını belki satışlarla tahsil etmek, yatırımları canlandırmak vs. Bunun anlamı mali açığın müteahhitten müşteriye transferi ve bankaların kârlarının yükseltilmesidir. Ama siyaset açısından bu süreç ancak kısa vadede görüntüyü kurtarmaya yetebilir. Zaten, “dava” her ne ise, onun dışında uzun vadeli-istikrarlı siyasete tanık olduk mu?

Faiz üzerinde yapılan siyasi operasyon sonucunda kur ve fiyat hareketleri önemlidir. Çünkü bu süreçte faiz aracıdır. Kur ve fiyatlar birlikte hareket eden göstergelerdir. Fiyat yükselince kur da yükselecektir. Kısmen aynı, kısmen farklı yönde hareket eden bu iki göstergenin tek ayarlayıcısı ise Merkez Bankasının faiz politikasıdır. Ancak, faiz politikası iki göstergeyi aynı anda denetlemekten acizdir, çünkü kurun ve fiyatların faize vereceği tepki farklı ve zıt yönde olabilir. Bu ilişki teknik yönü ile faizlerin siyasetçiler tarafından emir-kumanda zincirinde hareket ettirilebilecek mekanizma olmadığını göstermektedir.

Faiz politikası ekonomideki açığı kapatmaz, fakat açığın konumlanmasını bireyler ya da kurumlar arasında değiştirir ve yayar. Faiz indirimi tüketici kredilerine bir süre sonra yansıyor olacaktır. Bu aşamaya gelindiğinde tüketiciler geçmişte doyuramadıkları taleplerini karşılayabilmek için kredi alarak piyasaya girebilirler. Bu işlem, aynen konut alımında olduğu gibi, tüketiciyi borçlandırıp, piyasanın canlanmasına da yol açabilir. Canlanan piyasa devlete bir miktar vergi geliri sağlar, birikmiş stokların eritilmesine destek olur, vs.

Görülüyor ki, faiz indirimi ekonomiye bir miktar can suyu vermek demektir. Asıl olan bu can suyunun yatırımları ve istihdamı tetikleme etkisinin ne olacağıdır. Faiz yatırımcılar için bir maliyet unsuru olduğundan, teoriye göre faiz düşük olursa yatırımlar artar. Bu ilişki kitaplarda böyle anlatılır, fakat bu anlatımın temelinde çok önemli varsayımlar vardır. Varsayımlardan biri yatırım ortamının huzuru ve ileriye olan güvendir. Yatırım ortamı huzuru ve güveni siyasilerin davranışı ve maliye politikası gibi diğer alanlarda uygulanan politikalarla birlikte, bizzat Merkez Bankasının da tahmin ve kararlarındaki istikrara bağlıdır. Kısacası, yatırımlar üzerinde etki açısından faiz tek faktör değildir.

Siyasilerin faiz indirimi baskısını işveren iki bakımdan olumlu algılar. Birincisi, diğer faktörler sabit kalarak, yatırım maliyeti düşmüş olacağından yatırım olanakları yükselmiştir. Diğer yandan, yoksullaşan emekçilerin ikinci sömürülme kapısı da bankalardır; işverenin vermediği ücretin ikamesi bankalardan faiz karşılığında temin edilen kredilerdir. Kağıt paranın plastik kartla yer değiştirmesi, işverenin vermediği hak ediş bedelini emekçi istikbalinden yiyerek karşılamaya çalışmaktadır. Böylece işlerin sürüp gittiğini düşünen siyasetçi, faizler üzerinde baskı kurarken sermaye yandaşı, fakat emekçi karşıtı olmaktadır.

Müzmin cari açık veren bir ülke olarak, son onyedi yılda har vurup harman savuran ekonomi olarak, alacaklı kapıya dayanınca, hem faiz insin, hem fiyatlar çok yükselmesin, hem de kârlar fazla erimesin. Peki de, tüm bu borçları kim ödeyecek? İktisatta bir kural vardır: yiyen, yediğini öder. Kapitalist sistemde dahi bu kural fazla böyle çalışmaz, hele de yağma- rüşvet ekonomisi olan ekonomimizde bu iş hiç böyle çalışmamaktadır. Bugün de yazımı aynı şekilde bitirmek durumundayım: Faiz-döviz-fiyatlar biz emekçileri tabii ki etkiler, fakat bu değişkenlerin farklı yönde ve şiddette değişmeleri bizim durumumuza çare olmadığına göre, biz biraz da dönüp kendi siyasi davranışlarımıza baksak, kendimize ve ülkemize daha büyük bir iyilik yapmış olmaz mıyız!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa