20 Temmuz 2019 03:58

Dört eğilim bir çatıya sığmaz

Paylaş

Özal’dan bu yana sağ siyasetin en büyük uhdesi ve çabası dört eğilim denen şeyi birleştirmekti. Özal bunun propagandasını yapmaya başladığında muhalefeti baskı ve şiddetle ezmekte olan cunta partisi tek eğilimdi. Özal’ın da yapmak istediği, sağ siyaset varyasyonlarını tek çatı altında toplayarak toplumun rızasını almak, demokratik süreçleri bunun için işletmekti. 

Cunta muhalefeti sindirmişken ANAP pekala kendisinin bütün siyasi eğilimleri kucakladığını iddia edebiliyordu.

Halbuki yurttaş birincisi; 12 Eylül’den bir an önce kurtulmak ve normal siyasi hayata dönebilmek için Özal’a oy vermişti. İkincisi; Özal DİSK’in bile 1991’e kadar kapalı kaldığı bu koşullarda kendisini alttan zorlayan hiçbir talep olmadan, siyasi sorumluluk hissetmeden devlet kaynaklarını yağmalayabilme imkanı buldu. Üçüncüsü sermaye birikim rejimi tıkır tıkır işlemeye devam ediyor, krizsiz sorunsuz yol alabiliyordu. İşleri tersine çeviren, “Çankaya’nın Şişmanı İşçilerin Düşmanı” diye yollara düşen emekçi eğilimiydi; ki ANAP’ın dört eğiliminin bu hareket karşısında çok dayanıklı olmadığı da görüldü.

Dört eğilimi birleştirmek AKP’nin de bir gündüz düşüdür. Gelgelelim hem dünya hem de eğilimler değiştiği için görülen tıpatıp aynı rüya olmamıştır. Özal’ın liberal ve milliyetçi sağ, ‘ılımlı’ sol, İslami kesim olarak tanımladığı eğilimlerin toplaştığı çatı, AKP’nin, içinde kimlik çokluğunu eriterek tek bir ürün elde etmeye çalıştığı potaya benzemez. Bu siyasetin yan ürünü geriye kalanların, yani muhalefetin kimlik grupları olarak şekillenmesiydi. Ana muhalefet partisi de Altı Ok’un kavramlarını bu süreçte bir kimlik okumasından geçirerek güncelledi.    

AKP tarzı kimlik siyasetinin sınandığı ilk yer Gezi Direnişi'dir. Kimlikleri ve siyasi tercihleri daha o zaman illet-zillet çerçevesine hapsedilmeye çalışılan kesimler, kimliklerin düşmanlaşmadan nasıl bir arada bulunabileceğini göstermişlerdi. Üstelik AKP tabanına da bir sürtünme kuvveti uygulayarak etki alanını genişletmeye adaydı bu hareket.

İkinci sınanma noktası kimlik siyasetinin tıkanma noktasıdır aynı zamanda. AKP projesinin miadı 7 Haziran seçimlerinde dolmuştur. Sandıktan iktidar işleyişinin hiçbir kombinle sürdürülemeyeceği  görünen dört kimlik grubunun çıkması rejimin esneme imkanlarını koruyan mekanizmaların da çalışamaz hale geldiğinin ilanıdır. Bundan sonra iktidarın ihtiyaç duyduğu motivasyon tıkanıklığın şiddet yoluyla açılmasına bağlı olmuştur ki bunun toplumsal maliyeti bir hayli ağırdır.

AKP kimlik siyasetini piyasadaki bol paranın nimetlerinden, rant ekonomisinin kırıntılarından, devlet ve belediye kaynaklarının dağıtılmasından, klientalist ilişkilerin kadrolaşmanın temeli haline getirilmesinden yararlanan seçmen kitlesinin onayıyla sürdürebildi. ‘Sürdürülebilir yoksulluğun’ konusu olan yurttaşlar için, resmen önerilmiş kimlik çatısının altında istikrarlı bir biçimde toplanmak ayakta kalabilme stratejilerinin bir parçasıydı ve epey işlev gördü.  

Bu çatı altında beka sorunu sadece devletle ilgili bir soruna işaret etmiyordu, cılız emekçinin kulağında kendi gelecek kaygısıyla birlikte çınlıyordu. Köprü ve yollar eldeki para düzeyinin işareti, dava ise yukarıdan aşağı doğru işletilen bir bölüşüm sisteminin devamındaki ısrarın adıydı. 

Ne var ki AKP’nin tek kimlikli, iki partili çatısı bu bölüşüm sistemini taşıyamaz durumda. İstanbul seçimleri ve ardından Konda’nın yaptığı çalışma partinin en dış çeperlerinden başlamak üzere merkeze doğru bir çözülmeye işaret ediyor. Bu çözülme aynı zamanda bir retoriğin çözülmesidir. Beka ve davanın, öbür büyülü sözcüklerin emekçilerin ortak geleceklerine dair vizyon önerilemediğini göstermektedir.

Tam da bu noktada AKP’nin içinden çıkmış, kendileri birleşemeyen iki eğilimin ikisi de, dört eğilimi birleştirmek iddiasıyla yola düşmüş durumda. Daha doğrusu ne Babacan’ın ne de Davutoğlu’nun henüz açıkladıkları bir şey olmasa da bu harekete kıyafet biçmeye çalışanların ezberindeki ilk madde “eğilimler birleşmesi” olunca bu bir vaat gibi görünüyor. Bu iyi bir şeymiş, bütün zamanlar için en doğru siyaset buymuş gibi.

Halbuki eğilimleri aynı çatı altında toplamaya çalışırken de kimlik evleri kurarken de bu siyasetin başarısını iyi kötü işleyen bir bölüşüm sistemine borçlu olan yönetim tarzı artık krizde.

İşsiz sayısının yüzde 14’e, bu yıl kapanan dükkan sayısının 500 bin küsura çıktığı otomotiv ve inşaat sektörünün kan kaybettiği, borcun bini aştığı bir krizden iktidarın dört eğilim hikayesi çıkarması o kadar kolay değil artık.

Sorun artık gayet ‘duygusal’ çünkü.

Duygusal demişken yalnız şu var: Babacan’ın ekibinin yaptığı “Kendime kastım Ali, Dağlara küstüm Ali” şarkılı videodaki gibi bir duygusallığı anlamamak gerekiyor.

Küsmek, bir zamanlar bu yollarda beraber yürüyenlerin “bizimkisi bir aşk hikayesi”ne dahil çünkü; ne kendisi bir eğilim ne de diğer eğilimlere makul bir çatı. 

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa