16 Temmuz 2019 05:00

Darbe girişiminin 3. yılında da laf çok, en önemli sorulara yanıt yok

Paylaş

15 Temmuz darbe girişiminin üstünden üç yıl geçti.

Dün, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere pek çok merkezde, darbe girişimi lanetlendi. Darbe girişiminin baş sorumlusu olan ‘FETÖ’cülere üç yıldır yapılan suçlamalar bir kez daha yapıldı.

Ama, “FETÖ’cü darbe girişimine, önceki ve ondan önceki yıl dönümlerinden farklı olarak ne söylendi?” denirse; “Yeni olarak şunlar da söylendi” diyecek bir şey söylenmedi. Bu yüzden de darbe girişiminin 3. yıl dönümüne ilişkin açıklamalar, etkinlikler, üç yıldır söylenenlerin ve bilinenlerin yinelenmesi, hamaset, hamaset ve dozu artırılmış hamasetten ibaret oldu!

Sadece “yeni bir şey söylenmedi” de değil; aynı zamanda, darbenin hemen arkasından sorulan sorular da yanıtlanmamış, yanıtlanmadığı için de daha da büyümüş olarak ortada durmaya devam etmektedir.

ÜÇ YILDIR YANIT VERİLMEYEN SORULAR BÜYÜYOR

‘FETÖ’cü darbe girişiminin hemen arkasından gündeme gelen ama yanıtı verilmeyen, verilmeden de darbe girişimi ve darbecilerle gerçek bir hesaplaşmanın yapılamayacağı açıkça görülen soruların başlıcaları şunlar:

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, Meclisteki bütün partilerin oy birliği ile kurulmuş olmasına karşın, komisyonun başkanlık divanı AKP’li üyelerden oluşturulmuştur. Komisyonun sağlıklı biçimde çalışması AKP’li üyeler tarafından engellenmiş, raporu adeta AKP’li üyeler istedikleri gibi hazırlamıştır. Nihayet, AKP’li üyelerin “eklemeleri”yle rapor, Meclis gündemine getirilmeden kamuoyuna açıklanarak, tümüyle etkisizleştirilmiş ve itibarsızlaştırılmıştır. O günden beri de “darbe girişimi ve arkasındaki güçlere ışık tutabilmek için bir fırsat olabilecek raporun neden oldu bittiye getirildiği” sorusu sorulmaktadır. Darbe girişimiyle ilgili her bilginin merkezinde olan en önemli iki kişi, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda ifade vermesi dönemin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından neden engellenmiştir? Ordu, polis, yargı başta olmak üzere başlıca devlet kurumlarında yıllardır adım adım örgütlenen darbe hazırlığından MİT ve Genelkurmay istihbaratı tarafından neden haber alınamadığı (ya da alınıp saklandığı) hala meçhuldür. MİT’in ve Genelkurmay’ın kendilerine son gün gelen darbe ihbarını değerlendirmediğine; darbeyi Cumhurbaşkanının “eniştesi”nden, Başbakanın akrabalarından, diğer üst düzey görevlilerin eş dosttan ya da “TV’lerdeki darbe görüntüleri”nden öğrendiğine kimse inanmamaktadır. Böyle bir rezalete yol açan MİT Müsteşarının bugün MİT Başkanı, Genelkurmay Başkanının da Milli Savunma Bakanı olarak ödüllendirilmesinin nedenleri, aradan geçen 3 yılda da anlaşılmış değildir. Bu darbe girişiminin siyasi ayağının kimler olduğu, 3 yıldır herkes tarafından sorulmasına karşın, mırın kırın ötesinde bir yanıt alınamamıştır. Ama iktidara muhalefet eden her siyasi ‘FETÖ’cülükle suçlanmış, Akşener ve Babacan için savcılar bile harekete geçirilmiştir. Ama, en az iktidarı boyunca FETÖ’nün bir dediğini iki etmeyen AKP’den üst düzey bir tek siyasetçi bile “FETÖ ile siyasi bağlantılı” diye yargı önüne çıkarılmamıştır! Ve bu soru aradan geçen üç yılda büyümüştür.

BELİRSİZLİK ‘TEK PARTİ YÖNETİMİ’NİN DAYANAĞI OLARAK KULLANILIYOR

Bu soruların yanıtlarını vermek çok zor, hatta hiç zor değildir. Tersine devletin elindeki istihbarat ve öteki imkanlar dikkate alındığında, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındakileri açığa çıkarmak işten bile değildir. Ama iktidar, darbe girişimi etrafında oluşturduğu belirsizliği, “Allah’ın lütfu”na dönüştürerek; TSK, emniyet ve yargı başta olmak üzere kamu alanını sürekli operasyonlarla kendi kurumlarını (politize edilmiş, AKP’lileştirilmiş kurumlar) oluşturmak amacıyla kullanmaktadır. Dahası “tek parti tek adam yönetimi”nin inşası adımlarında muhalefeti sindirmenin dayanağı olarak kullanılan “FETÖ” suçlaması, “tehlike hala devam ediyor” gerekçesiyle, anti demokratik uygulamalara “meşruiyet” kazandırmak için de kullanılmaktadır.

Bütün bunların ötesinde 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki güçlerle ilgili soruşturma derinleştirilirse, ucu zülfüyare dokunacağından korkulduğu da anlaşılmaktadır.

Bu yüzden de geçen 3 yıla karşın; bir bölümü önemli ölçüde sorumlu ama çoğu sıradan on binlerce kişi yargılanırken, üst düzey birçok ‘FETÖ’cünün “itirafçılık” yaptıkları, birçoklarının “milyon dolarlık ödemeler” yoluyla “özgürlüklerini satın aldıkları” gerçeğinin ötesine geçilememiştir. Dahası “FETÖ’nün siyasi ayağı kimdir sorusu”, yasak soru olmaya devam etmektedir.

AKP iktidarda kaldıkça da yukarıdan beri sorulan sorulara kamuoyu vicdanını rahatlatacak yanıtlar verilmesi kolay görünmemektedir.

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa