14 Temmuz 2019 04:30

Tartışılan S-400’ler değil Türkiye’nin ‘ulusal savunması’dır

Paylaş

Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava sisteminin parçaları Türkiye’ye gelmeye başladı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu durumu; “S-400 ile ilgili söylüyoruz. Bitmiş bir anlaşma... Herhangi bir sıkıntı yok” diyerek açıkladı.
Belki böylece, “S-400’ler alınır mı alınamaz mı” tartışması bitirildi. Ama böylece; S-400’ler üstünden başlayan tartışmanın, “Türkiye’nin ulusal güvenliği”, “Türkiye-NATO” ve “Türkiye-batı” ilişkileri... ABD ve Rusya arasında sıkışmış Türkiye’nin hangi badirelere sürükleneceğine kadar pek çok konuda yeni tartışmaların başlamasını da kapısını açmıştır.
Çünkü bugüne kadar tartışmalar yüksek gerilimli, açık tehditler içerse de karşılıklı manevralar ve söz düellolarıyla sürüyordu. Bundan sonra ise özellikle ABD-NATO ekseninden gelecek baskılar, Türkiye’nin ekonomisinden dış politikasına somut sonuçları olacak gelişmeleri tetiklerken; Suriye, Doğu Akdeniz gibi kriz bölgelerinde de Türkiye’nin işini zorlaştıracak somut sonuçları da olacaktır.

ABD VE NATO ENDİŞELİ RUSYA MEMNUN!

Son aylardaki gelişmeler dikkate alındığında; ABD ve NATO gelişmelerden hayli hoşnutsuzdur; Rusya ise çok memnun!
Oluşan tabloya bakıp tartışmayı, “S-400 alınsın mı alınmasın mı” çerçevesinde tutarsak, “Trump bile Türkiye’nin haklı olduğunu kabul etti” diyerek Türkiye’nin S-400 almasını haklı bulabiliriz. Nitekim başka alanlarda AKP’nin politikalarına karşı çıkan pek çok çevre (örneğin CHP) bile bu yaklaşımla ele aldıklarından, S-400 konusunda hükümeti destekliyor, “Milli savunmamız gerekiyorsa alınsın” gibi etkisiz şartlar koşmakla yetiniyorlar.
Son aylarda sıcak tartışmalar her ne kadar S-400’ler etrafında dönse de içerikte sorun Türkiye’nin “ulusal savunması”nın tartışılmasıdır. Dolayısıyla iç ve dış politikada oluğu gibi ekonomide de açmazları büyüyen “tek adam yönetimi”; S-400, Patriot, F-35 almak, yeni savaş gemileri, yeni savaş uçakları, yeni ve daha etkili bombalar edinmek, İHA’lar, SİHA’lar üretmek, uçak gemisi yapmak, nükleer silah üreterek... ulusal savunmanın güçlendireceği propagandasını giderek yoğunlaştırmaktadır. 
0ysa; silahlanmayı kutsayan savaşlar tarihi bile göstermektedir ki, ülkelerin güvenliklerini sağlayan ne kadar büyük silah gücüne sahip olduklarıyla değil; o ülkelerin halklarının ne kadar mutlu yaşadıkları, komşularıyla ne kadar barış içinde olduklarıyla bağlantılıdır. Tersine savunmasını silaha, en güçlü silahlar edinmeye bağlayan ülkelerin, çoğu zaman bu silahları kullanamadan çöküp gittikleri, insanlık tarihi boyunca kanıtlanagelmiştir.

DAHA ÇOK SİLAH DAHA İYİ SAVUNMA DEMEK DEĞİL 

Bugün Türkiye’nin getirildiği yer, “yeni Osmanlıcı” yayılmacı politikası doğrultusunda komşularıyla kavgalı hale gelmesidir. Örneğin son günlerin en sıcak konusu Doğu Akdeniz’deki tartışmalar içinde, bu tartışmanın tarafları olan Mısır, İsrail, Rusya, ABD, İtalya, Fransa, Ürdün, Lübnan, Katar, Kıbrıs, gibi ülkeler içinde bir teki bile Türkiye’ye destek vermemektedir. En yakın dost ilan edilen Katar bile Türkiye’ye destek vermiyor.
AKP iktidarı burada kendi politikalarına bakmak yerine geleneksel, “Etrafımız düşmanlarla çevrili. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” iddiasına sarılıp, bunu daha çok ve daha güçlü silahlar edinerek aşmayı esas alan bir “savunma” stratejisi izlemektedir.
AKP yönetimindeki Türkiye, sadece komşu ülke yönetimleriyle değil bölge halkları ve dünya demokratik kamuoyuyla da kavga eden bir mevzidedir. Kendi Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmeye yönelmemiş olması, bölge halkalarına rejim dayatması, cihadist grupları kullanarak bölgede etkinlik sağlama girişimleri, tek adam yönetimi inşa etme uğruna insan hakları ve evrensel kabul gören demokratik normları reddeden bir anlayışın savunucusu haline gelmesi,... AKP iktidarının yönettiği Türkiye’yi, dünya halklarının gözünde “yayılmacı”, “Ortaçağcı bir dünyanın savunucusu ülke” derecesine getirmiştir. Ki, AKP bütün olumsuzlukları silahlanma, daha çok ve daha yıkıcı silahlar edinmenin gerekçesi olarak kullanmaktadır.

TÜRKİYE’NİN NE S-400’E, NE PATRİOT’A,
NE F-35’E NE DE NATO’YA İHTİYACI VAR!

Oysa Türkiye ve öteki emperyalizmin kıskacındaki ülkelerin için tek gerçekçi çıkış yolu; daha çok silahlanma, emperyalistlerin ve yerel gericiliklerin çatışmalarından “ben de pay alayım” kavgasına girerek değil barışı, halkların kardeşleşmesini, iç barışını ve bölgede barışın egemen olmasının gereklerini yerine getirmekten geçmektedir.
“Ulusal savunma”yı gerçek anlamda güvenceye almanın tek gerçekçi yolu da buradan geçmektedir. 
Yani Türkiye’nin “ulusal savunması”nın layıkıyla yapabilmesi için ne S-400’e ne F-35’e, ne NATO’ya ne ABD’ye ne de Rusya’ya ihtiyacı vardır. 
Türkiye’nin tek gerçek ihtiyacı bölgede barışı, halkların kardeşliğini teşvik eden girişimler yaparken ülkenin demokratikleşmesi temelinde iç barışını sağlamaktır.
Elbette ki, bölgede egemenlik peşinde koşan ve çatışmaların kışkırtıcısı ABD ve Rusya başta olmak üzere emperyalist güçlerin emperyalistlerin girişimine de gerçek anlamda karşı çıkarak!
Tabii silahlanma için harcanan milyarları halkın refahını yükseltmek için kullanarak!

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa