13 Temmuz 2019 03:30

Plan çalışır mı?

Paylaş

Siyaset ile ekonomi kah üvey kah öz kardeş olarak yan yana yürür. Bazen siyaset ekonominin açığını kapatır, bazen ekonomi siyasetin sürdürülmesinde etkili ve yardımcı olur. Türkiye’de yaşananlar bu tiyatronun canlı örneğini oluşturmaktadır. Kimi zaman ekonomik algılamalar siyasetin hedefini perdeledi, şimdilerde de siyaset ekonomik çöküşün algılanışını geri plana atabilmektedir. Tarih bize şunu gösterir ki, hiçbir zaman siyaset ekonomiye başat olamamış, her daim ekonomi siyasetin üstünde kalarak yürüyüşe hakim olmuştur. Öyle gözüküyor ki, Türkiye’nin gelişmesinde de farklı bir tablo ortaya çıkmayacaktır.

Son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi aslında AKP politikalarının iflas etmiş olduğunu açıkça ortaya koydu. Hatta bu durumu kabul etmeyip zaman kazanmaya çalışan AKP seçimin yenilenmiş sonuçlarına göre birincisinden daha ağır bir hezimete uğradı. Çünkü artık ekonomi sinyal veriyordu ve AKP’nin şiddet ve nefret söylemi ile taraftarı konsolide etme mantığı geçerliliğini yitirmişti. İlginç olan şu ki, bugün gelinmiş olan durum geçmişteki aldatmaca hayallerin kaçınılmaz sonucu olduğu halde, hâlâ toplum olarak durumu tam anlamış durumda değiliz. Akılcı olmayan toplumların hazin kaderi olsa gerek! Demokrasinin şeytani cilvesi işte tam da bu noktada yatmaktadır.

2000 IMF-Derviş programı ile topluma sahte pembe dünya ve hayal yaşatmış olan iktidar, buna ilaveten demokratik görüntü ile aymazların da oyunu alarak aslında şimdilerde çekinmeden dillendirdiği “dava” politikasını alttan alta devreye sokmaya çalışıyordu. Ekonominin sahte parıltılarının kör ettiği gözler ne içte hedeflenen dava sürecini algılayabildi ne de varılması mukadder son durağı öngörebildi. Siyasetçi davasını sürdürmede o denli hevesli idi ki, ülkeyi tehlikeye atacak derecede dış aleme müdahaleye dahi yönelerek, dinsel ve mezhepsel çatışmalara demokrasi görüntüsü altında tarafgir olarak müdahil olmaya yeltendi. Oysa gözden kaçan şu idi; ekonomide işler iyi gitmiyordu, üretimden uzaklaşılıyor, ithal ürünlerin dış borçlarla tüketim sarhoşluğuna savruluyordu. Bu durumun gelecek nesillerin gelirleri üzerine ipotek koymak anlamına geldiğini dahi anlayamayan toplum, çocukları ve torunlarının zenginliğini tükettirerek oy bezirganlığı yapan siyasileri çekinmeden iktidarda tuttu, hatta tek hakim konuma getirdi.

Ekonomide işler iyi gitmiyor, nasıl ödeneceği bilinmeyen dış borç ve nasıl kapatılamayacağı bilinmeyen bir bütçe açığı ile karşı karşıyayız. Ekonomi alanında sağlanan pembe hayallerle perdelenmiş meşum hedef şimdilerde “dava” ifadesiyle çekinilmeden ifşa edilmeye başlandı. Hamasetle ekonominin örtülme çabası! Fakat ekonominin olumsuz gidişatı kaçınılmaz şekilde siyaseti de aşındırmaya başlayınca, plan aldatmacası devreye girdi ve 2023 yılını hedefleyen ve on birinci plan olarak bir taslak toplumun önüne koyuldu. Plan sözcüğü başlı başına büyük ve ikna edici bir kavramdır. Ne var ki artık mızrak çuvala sığmıyor. Artık dünya alem kendi halkımızdan da önce ve daha akıllıca biliyor ki ne ulusal gelirimiz ne de fert başına gelirimiz iktidar mensuplarının söylediği rakamlarda gezinmiyor. Durumun daha fazla gizlenebilir yanı kalmayınca plan çerçevesinde bazı açıklamalar kaçınılmaz oldu. İşte on birinci plan denen cetvel aslında hem bir makyaj hem de malumu bazı süslü ifadelerle boyayarak ilandan ibarettir. Ancak, işin en can yakıcı yanı şudur ki, artık iktidar erki de anlamış bulunuyor ki, işler iyi gitmedi ve kısa sürede düzelecek gibi de gözükmemektedir. Şu basit karşılaştırma dahi hemen durumun vahametini yansıtmaya yeter. Son planda gerek ulusal gelir, gerek fert başına gelir ve gerekse ihracat değerleri bir önceki plan değerlerinin yarısına çekilmiş, işsizlik zorla yüzde 10 dolayında tutulmuş. Hedefler tutturulmadı diye Merkez Bankası Başkanını görevden alan siyasilere karşı, bir yıl önce saptanmış hedefler yarıya çekilirken nasıl davranılmalıdır?

Bu tablo, hiç detaya girmeden şunu çok net ortaya koymaktadır ki, ekonomide durum vahim ve bu olumsuzluk, ağır borçlarımızın ödenebilmesi ve gerekli yatırımların yapılabilmesi için halkımızın çok büyük fedakarlığa katlanmasını gerektirmektedir. “Halk” kimdir, fedakarlığa kim katlanacaktır? Efendilere yapılan zamlar ve bankalar ve büyük şirketlerin kârları karşısında ücret ve maaş zamları ve kıdem tazminatı hakkındaki hayırlı düşünceler muvacehesinde bir emekçi sendikasında siyasetçilere bol keseden sunulan sempati anlaşılabilir mi?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa