29 Haziran 2019 08:45

Ne yereli genel bu genel!

Paylaş

Geçen yıl, AKP’nin manifestosu ile beyannamesini açıklayacağını duyurduğu 24 Haziran seçimlerinden kısa bir süre önce, Cumhurbaşkanı, güçlü, müreffeh ve daha özgür bir Türkiye için seçimin bir kırılma noktası olacağını, yeni bir dönem başlatacağını söylemişti. 24 Haziran seçimleri bir yıl önceki referandumda seçmenden kıl payı onay alınmış başkanlık sisteminin başlama vuruşuydu. Ne var ki Özal’ın rüyası, Erdoğan’ın hasreti 2.5 partili başkanlık sistemi 24 Haziran seçiminden bir yıl bile geçmemişken bir kırılma noktasında sınandı. Belediyelere kayyım atamalarla, görevden almalarla geçen kısa zamanın ardından 31 Mart’taki yerel seçimleri, tek adam rejiminin kent düzlemindeki inşası için sıçrama tahtası olarak gören Erdoğan rejimi halkın vetosunu gördü. Fakat seçimin tekrarından az önce Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu ortak programa çıkmak üzereyken Erdoğan yine bir kırılma noktasından söz etmeye devam ediyordu.

Kırılma noktalarının arka arkaya dizildiği bir parkurda “Müreffeh ve daha özgür bir Türkiye’ye doğru yürüyüşün” kısa gündeki bilançosu CB’nin umduğu gibi olmadı. Partisi şimdi ikna gücü zayıf, kendi kendini bile sarsamayan bir siyasi aparat olarak Erdoğan’ın avucunda duruyor. Kendi partisinden ve dışından AKP’yi rahat bırakarak tarafsız bir bölgeye çekilmesi talebinin yüksek sesle dillendirilmeye başladığı şu günlerde mevcut ittifakın koruyuculuğu altındaki bir tek adam rejiminin sürmesini Bahçeli ve kendisinden başka isteyen de yok. Bu nedenle hem siyasal hem toplumsal akışın önünde, geciktikçe pahalıya mal olacak bir restorasyon ihtiyacının taşlaşmış bir gerekçesi olarak durmaya devam ediyorlar.

12 Mart darbesinden önce “Sosyal uyanışın ekonomik gelişmeyi aşmış durumda” olduğunu söyleyen Memduh Tağmaç’ın sözünü “Sosyal uyanışın siyasi gelişme düzeyini aştığı” biçiminde güncellersek, sözün en iyi AKP ve müttefikini ifade ettiğini söyleyebiliriz.

İktidar partisi, siyaseti aşan sosyoloji sorununu parti mekanizmasında yukarıdan aşağı tasfiyeler ve kabine değişikliğiyle çözme arayışında. Zaten başka bir şey de elinden gelmez. Eldekileri kurtarmak için kendi kendisiyle uğraşmaya mecbur olduğu bu kırılma noktasını aşmaya gücünün yetmeyeceği de açık.

Siyasi gelişme düzeyini aşan sosyal uyanış hali sadece AKP’nin sınırlarını çizmiyor. Yerel seçimleri perde arkasında geçiren CHP’nin yönetici erki, İmamoğlu’da beden bulmuş ve karşılığını da almış kutuplaştırma karşıtı siyasetin samimiyetle test edileceği bir noktada duruyor. Referandumda ve Adalet Yürüyüşü’nde yan yana gelen; 23 Haziran’da aynı adayın etrafında buluşan İstanbul emekçileri, sürtündükleri komşu bloktan da hatırı sayılır kütleyi kaldırıp aralarına dahil ederek sandıktan çıkarmayı başardıkları sonucun elle tutulur getirisini elbette görme arzusunda.

Kürtlerin CHP’de ve İyi Partide kümelenmiş Türk milliyetçileriyle; muhafazakar ve dindar emekçilerin kültürel değerlerini paylaşmadıkları “laiklerle”; bölünmüş bütün kimliklerin diğerleriyle sandıktaki teması bu taleplerin unutulması ya da bağra taş basmak pahasına değil, balık değil halik bilsin diye hiç değil tersine bunlara yol açmak için gerçekleşti. 

7 Haziran’da bastırıldıktan sonra şimdi daha güçlü dönen bir talep orta yerde duruyor. Kürtler çözüm kartını açtılar. Ama 7 Haziran’a işaret etmek sadece Kürtleri hatırlamak anlamına gelmiyor. Mesela DİB Sözcüsü Rıza Türmen yeni bir toplumsal sözleşmeden bahsediyor ve kent konseyleri ile güvence altına alınmış demokratik katılım temelinde örgütlenmiş bir düzen öneriyor. Sermaye örgütlerinin programında restore edilmiş bir cumhurbaşkanlığı sistemi var. Kendisini yeni bir rejimin kurucu öznesi olarak gören CHP ise yerel seçimde kurulan, sosyolojik tabloyla uyumlu esnek ve adsız ittifakı genel seçimlere kadar taşımak eğiliminde. Başarabilirse, Babacan-Davutoğlu’nun hazırlığını yaptığı partinin, miadı dolan bir AKP’nin değil, yeni nizamın kurucusu olmaya aday eski devlet partisi CHP’nin bir seçeneği olarak siyaset sahnesine çıkacağını söylemek yanlış olmaz.

Şu bir haftalık gelişmeler bile yerel seçimler için bütün olguların ‘nesi yerel, genel bu genel’ diye bağırdığının işareti. Seçim, iktidarı zorla, baskıyla, kaba ajitasyon ve goygoyla yatıştırdığı bütün çelişkilerin çözülmek üzere üstüne hücum ettiği bir noktaya savurdu. Ama biriktirdiği çelişkilerin çözüm adresi kendisi değil artık. Fakat sistem, tam da o uyanış nedeniyle, restore edilmediği takdirde maraz çıkarmaya vesile olacak durumda.

Peki ama bütün bu gelişmeler; modifiye edilmiş başkanlık sistemi ya da eski parlamenter sisteme geri dönüş, artık kendisine daral gelmiş sosyolojik kesimlerin önünü açmaya yeter mi?

23 Haziran’da toplumsal uyanışın sandığa yansıyan gelişmesiyle uyumlu bir nizam mümkün mü?

Bu kesimlerin dile getirilmiş talepleri; baskı ve şiddet gören kesimlerin siyasete örgütlü katılımı, Kürt sorununun eşit haklar temelindeki çözümü, emek eksenli mevzuat ve yasalar; ezilen tüm kesimlerin eşit katılımını gözeten siyasi mekanizmaların varlığı; krizin yükünün emekçilere yıkılmaması ise sandıktaki birliğin ortak tutumunu kışkırtmayan hiçbir önerinin sosyolojiye denk düşmesi kolay olmaz.

Şimdi bütün mesele talep paketleri ve beklentileri ellerinde bekleyen halk kesimlerinin egemen güçlerin hazır formatlarına mı bağlanacağı yoksa onsuz hiçbir formatın yapılamayacağını deklare mi edeceğine bağlı. Bir kırılma noktası varsa o, burası. 

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa