27 Haziran 2019 04:48

Gaza for sale*

Paylaş

“Ortadoğu’da yeni bir gerçekliği hayal edin. Gazze ve Batı Şeria’da finans merkezi ve hareketli bir turizmi hayal edin.” 
Bu ‘hayalin’ sahibi ABD Başkanı Trump’ın, kendisi kadar meşhur damadı Jared Kushner.

Bahsettiği harikalar diyarı potansiyeli taşıyan yer de yaklaşık 2 milyon insanın havadan, karadan, denizden kuşatma altında yaşadığı Gazze. 
Kushner bu sözleri Bahreyn’in başkenti Manama’da ABD ve bölgedeki ortağı Suudi Arabistan tarafından düzenlenen “Refah için Barış” adlı ‘workshop’da sarf etti.

Toplantıya katılanlar Kushner’in Gazze’de bir finans merkezi hayalini akıllarında canlandıramamış olacak ki bu sözler pek heyecan yaratmadı. Sadece Suudi Arabistan devlet bakanı “Bu plan gerçekleşebilir, inanırsak neden gerçekleşmesin?” şeklinde daha çok kendini ikna etmeye çalıştığı izlenimi veren bir açıklama yaptı.

Bahreyn’de yapılan toplantının amacının ABD’nin “Yüzyılın Planı”, “Yüzyılın Anlaşması”, “Yüzyılın Barış Planı” gibi isimlerle lanse ettiği sürecin ekonomi boyutunu açıklamak olduğu duyuruldu. 
Kushner’in açıkladığı plana göre bölge ülkelerinin bağışları ile sağlanacak kaynak sayesinde 10 yıla yayılacak şekilde birçok proje hayata geçirilecek. 50 milyar dolarlık plan enerji, teknoloji, eğitim gibi birçok projenin gerçekleşmesini sağlayacak. Bu sayede Filistinlilere iş imkanları yaratılacak, yeni yatırımlar yapılacak, refahın yükselmesi sağlanacak. 

Kushner’e göre Filistin-İsrail sorunun çözülebilmesi için öncelikle ekonomik boyutunun ele alınması gerekiyor. 

Ancak Kushner’in toplantı boyunca ısrarla değinmediği hayati bir konu var; hangi Filistin? Hayalindeki harikalar diyarının da içinde yer aldığı Filistin’in sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? O Filistin nasıl yönetiliyor?
Aslında Kushner bu sorulara cevap olabilecek bir açıklama daha yaptı ve 2002 yılında Beyrut’ta gerçekleşen zirvede duyurulan iki devletli ve 1967 sınırlarını esas alan çözümün kullanım süresinin bittiğini söyledi. Kushner’e göre, BM ve bölge ülkeleri dahil geniş bir kesim tarafından desteklenen, ABD’nin de Trump dönemine kadar Filistin-İsrail politikasının temelini oluşturan planı işlevsel değil.
Kushner’in “İşe yarasaydı şimdiye kadar sorun çözülürdü” dediği plan İsrail’in kuruluşu ile birlikte göçe zorlanan Filistinlilerin geri dönüşünü ve Golan dahil işgal altındaki bölgelerden İsrail’in çekilmesini de öngörüyor.

Trump’ın ve Kushner’in politik çözüme dair kısmını sır gibi sakladıkları ancak Filistin-İsrail sorununu çözeceğini savundukları yeni planının ne getireceği belirsiz ve Filistinliler açısından tedirginlik sebebi.

Nitekim resmi açıklamalarda Filistinlilerin selameti için de endişe duyulduğu belirtilse de ABD’nin son 2 yıl içinde attığı adımlar ortada.
Mesela, Filistinlilerin yok sayılarak Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ve ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınması. Aynı günlerde Filistinlilerin başlattığı ‘büyük geri dönüş’ yürüyüşüne İsrail tarafından kanlı bir şekilde müdahale edildiğini canlı olarak izledik.

ABD’nin soruna bakış açısını ortaya koyan bir başka gösterge ise, hem Gazze ve Batı Şeria’daki hem de Lübnan-Ürdün dahil bölge ülkelerindeki Filistinlilerin eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını sağlayan UNRWA’nın ve yardım kuruluşlarının bütçelerinin kesilmesi… ABD, ajansın bütçesine yaptığı katkıyı ekonomik zorluklar gibi bir gerekçeyle kestiğini duyurdu ancak gerçek sebebin topraklarına geri dönme hakkı olan Filistinli sayısı ile ilgili olduğu gayet açık. 

ABD ve İsrail hâlâ 1948’de göçe zorlanan yaklaşık 500 bin Filistinlinin geri dönüş hakkı olduğunu savunuyor. Bu kesimin büyük kısmının hayatta olmadığını elbette biliyorlar ancak ‘geçici’ olarak bölge ülkelerine yerleştirilen ve bu ülkelerde vatansız olarak yaşayan çocuklarını, torunlarını Filistinli saymıyorlar.

UNRWA’ya öfkeleri de bundan kaynaklanıyor. Çünkü UNRWA, 1948’de göçe zorlananların çocuklarını ve torunlarını da Filistinli olarak kaydediyor. Bu da topraklarına geri dönüş hakkı olan Filistinli sayısını ‘artırıyor.’

UNRWA dahil Filistinlilere yönelik çalışan yardım ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik bu cezalandırma hâlâ sürüyor. Zaten ‘Yüzyılın Barış Planı’ gibi iddialı isimlerle zikredilen yol haritasının hazırlanması aşamasında Filistinliler yer almadı. Filistinlerin yok sayıldığı bir Filistin-İsrail barış planının neler öngöreceğini tahmin etmek zor değil.

Bahreyn’deki toplantıyı Filistinliler protesto etti. Birkaç gündür Arap medyasında sert eleştirilerin, tartışmaların olduğu programlarda Bahreyn’deki toplantı ve ABD’nin hâlâ detaylarını açıklamadığı plan konuşuluyor.

Toplantıya Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Ürdün katıldı. Filistin ve İsrail’den resmi temsilcinin olmadığı toplantıda Lübnan ve Irak da yoktu. Katar ve Türkiye de muhtemelen Suudi Arabistan’ın varlığı nedeniyle temsilci göndermedi. İsrail’den ve bölge ülkelerinden iş çevresinin katıldığı toplantının ‘Başarısız olduğu’ yorumları yapılıyor.

Ancak ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınması, İsrail ile bölge ülkeleri arasında temasların başlaması/yoğunlaşması, ABD’nin İsrail lehine girişimlerde bulunmasına tepki gösterilmemesi gibi gelişmeler göz önüne alındığında bir bölge ülkesinin ev sahipliğinde böylesi bir toplantının yapılması oldukça önemli. En azından 3-5 yıl önce böyle bir şeyin yapılabilmesi pek mümkün değildi. Toplantı kadar toplantıya katılan ülkeleri de sert bir şekilde eleştiren Filistinliler ‘Bir sonraki adımın ne olacağı’ konusunda oldukça tedirgin.

Bir de Doğu Akdeniz’deki gaz yatakları meselesi var. Gaz yataklarının bir kısmının Gazze açıklarında yer aldığı biliniyor ancak bu konu Kushner’in büyük hevesle anlattığı “Filistinlilerin refahı için hazırlanmış olan” planda da yer almadı. Önümüzdeki günler Filistinliler için muhtemelen çok daha kötü gelişmelere gebe ve Filistin meselesini uzunca bir süre her yönüyle sömüren bölge ülkeleri için Filistinliler gerçekten ‘Atılması gereken yük.’

*Satılık Gazze

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa