18 Haziran 2019 03:40

"Yüzyılın anlaşması": Barış değil, işgal planı!

Paylaş

ABD Başkanı Trump, İsrail-Filistin barışını sağlamak iddiasıyla “Yüzyılın Anlaşması” adını verdikleri bir plan hazırladıklarını açıklamıştı. İçeriği daha resmen açıklanmayan bu plana göre işgal altındaki Batı Şeria’nın Yahudi yerleşim yerleri dışında kalan toprakları ile Gazze Şeridi’nde “Yeni Filistin” adı altında bir “devlet” kurulacak. Kudüs, her iki ülkenin (İsrail ve Filistin) başkenti olarak kabul edilecek ama İsrail’in elinde kalmaya devam edecek. Ayrıca sayıları 6 milyonu bulan Filistinli mültecilerin ülkelerine dönüşlerini içermeyen bu plana göre Mısır, Yeni Filistin’e fabrika ve ticaret amaçlı toprak kiralayacak ancak bu topraklar Filistinliler için yerleşime açılamayacak.

Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” adını verdiği bu plan için söylenebilecek ilk şey, İsrail’in Filistin’deki işgallerini meşrulaştırmayı ve Filistin’i Vatikan gibi sembolik bir ülke haline getirmeyi amaçlayan bir plan olduğudur. Dolayısıyla batılı emperyalistlerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyeceklerini ilan ettikleri 1917 tarihli Balfour Deklerasyonu’ndan yüz yıl sonra adına “Yüzyılın Anlaşması” denilen plan ile bu kez Filistin’in ölüm fermanı ilan edilmek isteniyor. Başka bir deyişle Balfour Deklerasyonu’nun başlattığı süreç, “Yüzyılın Anlaşması” ile tamamlanmak isteniyor.

‘Yüzyılın Anlaşması’ için hazırlık süreci olarak tanımlanabilecek ilk toplantı, 25-26 Haziran’da Bahreyn’in başkenti Manama’da yapılacak. ‘Refah için Barış’ adı verilen çalıştay ABD ve Bahreyn tarafından düzenleniyor. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Hamas’ın boykot çağrısına rağmen bu çalıştaya S.Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Mısır, Ürdün ve Fas katılacaklarını açıkladılar. İsrail’in de yer alacağı bu çalıştaya katılan Arap rejimleri sadece bugüne kadar savunduklarını söyledikleri ‘Filistin davası’ konusunda ikiyüzlülüklerini göstermiş olmakla kalmayacak aynı zamanda Filistin’de Siyonist işgalin meşrulaştırılması planına ortak olacaklar.

Peki, neden böylesi lanetli bir role soyunuyorlar?

Çünkü bu rejimler bölgede (Ortadoğu) İran’ın güçlenmesini kendileri için bir tehdit olarak görüyorlar ve buna karşı ABD emperyalizminin planı etrafında İsrail ile birleşmek için Filistin sorununu bir şekilde çözüp gündemden çıkarmak istiyorlar.

Bu planın daha iyi anlaşılması için adım adım gidelim.

Suriye savaşı, ABD ve müttefiklerinin beklentilerinin aksine Rusya ve İran’ın bölgesel etkisini arttıran bir sonuç ortaya çıkardı. Rusya karşısında bölgesel hegemonyası gerilemeye başlayan ABD, bu durumu değiştirmek için Rusya’nın en önemli bölgesel müttefiki olan İran’ı kuşatmak istiyor.

Şii İran ve S. Arabistan, BAE, Mısır gibi Sünni Arap rejimleri arasındaki gerilim mezhepsel bir görünüm kazanmış olsa da bu mezhepsel gerilimin arka planında bölgenin enerji kaynakları ve bunların geçiş yollarının denetimi bulunuyor. 2011’de Türkiye’deki Erdoğan iktidarı ve S. Arabistan’ın öncülüğüne soyundukları ve ABD tarafından desteklenen Suriye’ye müdahale politikası, Esad rejimini devirerek İran’ı kuşatmayı ve İsrail için bir tehdit olarak görülen Lübnan Hizbullahı’nı yalnızlaştırmayı amaçlıyordu. Daha önce belirttiğimiz gibi bu plan ters tepti ve İran, sadece Suriye’de değil; Irak, Lübnan ve Yemen başta olmak üzere bölgede etkisini önemli oranda arttırdı. Bölgedeki petrol ve LNG transferi bakımından hayati önem taşıyan Yemen’deki Bab’ül Mendeb Boğazı’ndan Basra Körfezi’ndeki Hürmüz Boğazı’na kadar enerji geçiş yollarının denetimi konusunda avantajlı bir duruma geldi.

Sonuç olarak ABD, bölgesel egemenlik mücadelesinde Rusya’yı geriletmek ve yine enerji konusunda dışa büyük oranda bağımlı durumda olan rakibi Çin’i durdurmak için başını Körfez ülkelerinin çektiği Arap rejimleri ve İsrail’i İran’ı kuşatma stratejisi etrafında birleştirmek istiyor. S. Arabistan ve BAE gibi Arap rejimleri de kendi enerji kaynakları ve geçiş yolları için bir tehdit olarak gördükleri İran’ı kuşatmak için ABD’yi kurtarıcı olarak görüyorlar.

Bu strateji kapsamında Trump, Mayıs 2017’de ziyaret ettiği S. Arabistan Kralı Selman’la 350 milyar dolarlık silah anlaşması yapmış ve yine S. Arabistan, BAE, Mısır ve Ürdün’ün öncülüğünde bir ‘Sünni Arap NATO’su (askeri gücü) kurulması kararı alınmıştı.

Bu strateji en çok kime/hangi ülkeye yarıyor derseniz, İsrail’e yarıyor. Çünkü İran’ın kuşatılması ile Filistin davası en önem-li destekçisini kaybedecek ve İsrail’e karşı direnişin en önemli parçalarından biri olan Lübnan Hizbullahı da yalnızlaşacak. Yani Siyonist İsrail’in güvenliği önünde engel olarak görülen güçler ortadan kaldırılmış olacak. Dahası, bu strateji İsrail’i, İran’ı tehdit olarak gören Arap rejimlerinin gözünde meşru bir rejim haline getirip İsrail’le işbirliği yapmalarının önünü aça-cak.

İste ‘Yüzyılın Anlaşması’ adı verilen plan, İsrail’e yönelik “tehdit”leri ortadan kaldırmayı amaçlarken aynı zamanda İsrail ve Arap rejimlerini ABD politikaları etrafında birleştirme stratejisinin bir parçası olarak da işlev görüyor.

Bahreyn’deki çalıştayın ‘Refah için Barış’ başlığını taşıması, aslında bunu boykot eden Filistin yönetimi ve diğer bölge rejimlerine bu planı kabul etmezlerse ekonomik baskı ve ambargoya maruz kalacakları tehdidini de içeriyor.

Emperyalistler Ortadoğu’da yüz yıldır ne zaman bir “barış anlaşması”ndan söz ettilerse bu “anlaşma” bölge halklarına daha fazla etnik ve mezhepsel boğazlaşma, sömürü ve yoksulluk, göç ve ölümden başka bir şey getirmedi. Bu nedenle Trump’ın ‘Yüzyılın Anlaşması’ sadece Filistin için değil, bütün bölge halkları için büyük bir tehdittir. Bu tehdidi bertaraf etmek için bölge halklarının, ABD ve işbirlikçi bölge gericiliklerine karşı aralarındaki etnik ve mezhepsel ayrımları aşarak demokratik ve anti-emperyalist bir mücadele hattında birleşmelerinden başka bir çıkış yolu yoktur.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa