15 Haziran 2019 04:36

Rakip sözün etrafında boğulmak

Paylaş

31 Mart seçiminde ‘beka sorunu’na sarılan ama içeriğini en fazla “bizimkisi bir aşk hikayesi” sloganıyla doldurmaya çalışan AKP şimdi bir slogan bulamıyor. Slogan üretmek için bir duygunun ve meselenin olması gerektiğini söyleyen İstanbul Milletvekili İsmet Uçma, İmamoğlu’nun ‘her şey çok güzel olacak sloganının etrafında boğuluyoruz’ derken haklı. İsteyen herkesin istediği gibi içini doldurabildiği gelecek zamanlı bir cümle bütün belirsizliğine rağmen, ‘ne dediysek yaptık yine yaparız’ gibi, tecrübeyi referans gösteren bir cümleyle yarışıyor bu seçimde. Rüzgar İmamoğlu’nun cümlesini sürüklüyor.

O halde yapılmışlar yapılacaklara ya kefil değil ya da artık bıkkınlık kaynağı. Yakın bir zamana kadar koca bir ekonomik çıkarlar paketini davaydı, bekaydı, terördü, fobiydi, alem bize düşmandı gibi ‘iri-diri’ ambalaja sarmalayıp pazarlayan siyaset kastı, bunu, seçmen beraber yürünen yoldan sapmaya başlayınca öğrenmedi aslında. ‘Çalıyorlar ama çalışıyorlar’ güvencesini kaldırabildiği kadar dava yükleyerek pohpohlarken de farkındaydılar. Seçmeni ile partisini birbirine iliştiren klişeler toplamı olarak Dava, açığa vurulmayan çıkarların üstünü örten bir çatı iken de bunun bir alışveriş olduğu biliniyordu. Biraz ekonomik konfor bolca hamaset! 

Olaylar nasıl cereyan ederse etsin, her gün kaç tane yalan deşifre edilirse edilsin, müdavim seçmen için resmi açıklamaları geçersizleştirecek güçte bir ‘doğru’nun söz konusu olamamasının nedeni de bu alışverişti esasında. AKP seçmeninin cahil ve bilgisiz olduğu için akıl dışı her şeye ve iktidar yalanlarına kandığını, memleketin uçurumun kıyısına kadar bu kesimin alıklığı yüzünden getirildiğini düşünen öteki kesim ise, küçümsediği nüfusu kültürü ve bilgisiyle döverken meselenin aydınlanma filan olmadığının farkında değildi. Su akarken kabı doldurma imkanlarını açan sistemin işleyişi veya tıkanması sırasında aydınlanma oranlarının değişebileceğini hesap etmeden debelendi durdu. Kutuplaştıkça kutuplaştı.

“Buradan aya çift şeritli yol yapacağız desek bize inanacak bir kitle” var diyen damat bakanın paylaştığı kibirli toptancılığın, diğerlerini cehaleti yüzünden küçümseyen rakip partinin elitizmiyle örtüşen yanı var. 31 Mart seçimlerinde AKP’nin kaybının bu küçümseyici zihniyetin kendisini açığa vurmasındaki payı bir tesadüf olamaz. Hem de yoksullara ağır bir yük getiren kriz paketleri açıklanırken.

AKP’nin çözülmenin sebeplerini arayan kimi endişeli kadroları bu tür yoldan sapmalar karşısında feveran eder hale gelmişse partinin ve davanın sınıf uzlaştırıcı ortak zeminini kaybetmeye başladığının artık görünür olmasından kaynaklanıyor. Durum Uçma’nın yakındığından daha vahim.

Fakat AKP sadece güncel bir mesele yoksunluğundan mustarip değil. Kendince en büyük iddiasını, davasını yitirmiş durumda. Suriye ve Kürt sorunu üzerinden iddialarını destekleyecek alarm durumuna girebilme pozisyonunda değil. Buradan kendisine yeni bir rota da çizebilmiş değil. Kendisine mesele yaratmaya çalışsa kriz nedeniyle boşalan tencerelere çarpıyor. Ve bu kez tencere tava da hep aynı hava değil. Seçmen ise davanın kırmızı çizgileri tarafından sınırlanır görünmüyor.

Bu bakımdan bu seçim döneminde epey sınır aşıldı. Üstelik tutarlılık bir kez ihlal edildiğinde tartışılmaya başlanan misyonun daha kuşkulu hale gelmesi göze alınarak yapıldı bu. İktidar partisi ve adayı seçim dönemini, sonradan iki hamasetle telafi edilebilecek bir istisna ve istismar zemini olarak görebiliyor çünkü. Fakat kısa günün karına odaklanmış faydacılığın fayda etmez hale geldiği bir noktaya da hızla sürükleniyor. AKP ve ne yaparsa yapsın, ne kadar esnerse esnesin yönetememe durumunda kalmasının koşullarını kendi elleriyle derinleştiriyor. Bir yerden sorgulamaya başlayınca elindeki çorabı sökmeye devam eden seçmen için de böyle bu. Onun da kendisine yeni meseleler araması; AKP seçmeninin daha önce pek de gündemine girmemiş hak hukuk adalet üzerine kafa yorması, bulabildiği ilk taze meseleye sarılması normaldir.

Ve bu da bir kısır döngüdür aslında; seçmen çözülür, çözülme derinleştikçe parti kendi meselesizliğinin ‘etrafında’ boğulur. Şu bir hafta içinde olanlara bakalım:

Binali Yıldırım İstanbullu muhafazakar Kürt seçmenin oyunu almak için Diyarbakır’da Kürdistan sözcüğünü kullanıp, bundan rahatsızlık belirtenlere karşı “Atatürk öyle demişti” diye kıvırırken devlet eliyle yerinden sökülen Kürtçe tabelalar. Milliyetçi muhafazakar laboratuvar haline getirilmiş ve AKP’nin en büyük oy deposu Karadeniz ahalisini küstüren Pontus muhabbeti. Reyhanlı’da IŞİD cenazesi. Devletin çeşitli katlarında sözcülüğünü ve temsilciliğini yapmış adayın ekümenlik verilip verilmediğini bilmediği Fener Rum Patrikhanesi. Rusya’dan sipariş S-400’lerle ilgili ABD ile marj yükseltme pazarlığında, ABD’nin tavrını müttefikliğimize halel getirdiğini söyleyerek yumuşatma rolündeki Hulusi Akar’ın ardından “S-400 hava savunma sisteminin 'özgürlük ve bağımsızlık' deklarasyonu" olduğunu söyleyen Süleyman Soylu…

Bunlar eskiden batmasa da şimdi batar artık. Her şey çok güzel olacak sloganı gerçekten çok güzel olduğu için değil “ne dediysek yaptık” sözündeki vaat ve çağrışım kötü olduğu için rakibini boğacak bir derinlik yarattı. Cumhur İttifakı’ndan çözülen seçmen tek adam iktidarını, bıktırıcı dava-beka hamasetini değişim talebiyle sıkıştırıyor.

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa