18 Mayıs 2019 23:58

İnsanın değil, davanın sahibi...

İnsanın değil, davanın sahibi...
PAZAR
Paylaş

İnsan olmakla ilgili bazı doğrular vardır, kitaplar yazmaz. İnsan olan bilir. Gurbetin hasreti, ayrılığın acısı, kayıpların boşluğu, her canlının yavrusu, insan olanlar içinde hürmete tabidir.

Savaşta bile geçerli insani yasalar vardır, bunları çiğneyen savaşın kendisinden bile zalim olur. Bir evladın aile önünde infazı ya da bir ana-babanın evlat önünde katlidir bu.

Acılar vardır karşısında ancak baş eğilir. Hiçbir toprakta bir küfrün ya da bedduanın bile içinde dile getirilmemiştir “Evlat acısı çekesin.”

Öyle ağırdır yükü, bıraktığı yara öyle derin.

Su çürüdü diyordu Ahmet Telli,

…Bataklıktaki suyun da bir

su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir

kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi

artık. Küstü, öldürdü kendini su...

Su çürüdü...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

Bedenin çürüdüğünü kokusundan anlarsın, ekmeğinkini küfünden, ahlakın çürüdüğünü küfrün içeriğinden.

Ben bu toprağın insanına dair artık adımdan gayrısını bilmiyorum.

11 yaşında Ceylan Önkol karakoldan atılan havan mermisiyle öldü. Tazminat davası temyizde. 10 yıl oldu.

12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı babasıyla beraber vurdular. 14 sene oldu. Davasında tek bir tutuklu sanık kalmadı.

Berkin Elvan öleli 5 sene oldu ha keza evlat acısı çeken anası meydanlarda yuhalanalı.

Aladağ’da 11 çocuk yandı, tutuklu sanığı yoktur, 45 çocuğa tecavüz edildi Ensar’da, vakıf hâlâ çalışmakta, kapısında kilit yoktur.

11 yaşında Rabia Naz’ın babası hâlâ bedel ödüyor adil bir soruşturma istediği için. Demiyordu kimseler: 11 yaşında çocuk intihar mı eder, iyice incelemek gerekli o dosyayı.

Şimdi çıkmış bir katil zanlısı “Kızına sahip çıksaydın o zaman” diyor acılı bir babaya mahkeme salonunda.

Bir oyuncak bebekle düşüşünü anlatıyorlar, ne giymişti, ne içmişti, cebinde ne kadar parası vardı soruyorlar duruşma salonunda.

Evladını yitirmiş bir baba dinliyor bunları, kalbi taştan mı sanıyorlar? Yürek nereye kadar kaldırır bir ölümü onlarca defa yaşamayı.

Tren kazasında ölen çocukların fotoğraflarda kalan güzel yüzleri Ulaştırma Bakanlığında tek bir istifaya yetmedi.

Bir de üzerine “Daha gençsiniz, yeniden çocuk yaparsınız” denildi.

Ben evladımı elinde pet şişe ile karşıdan gelirken gördüğümde yüreğim sıkışıyor. Elinde su şişesi ile üstü çıplak, sırtından vurulan Kemal Kurkut’un son fotoğrafı gözlerimin önünden gitmiyor.

Bilmiyorum bu ana-babaların yüreği nasıl dayanıyor?

O fotoğrafı çeken gazetecinin evini bastılar bir sabah erkenden. Bu adaletle her sabah güneş nasıl doğabiliyor?

Roboski’de evlatlarının parçalarını poşetlere doldurdu analar, 7 gün yerde yattı Taybet İnan, inlemelerini duydu da yanına varamadı evlatları.

Cemile’nin cesedini buzlukta sakladı anası da geceleri çıkarıp sarıldı.

Biz ne biçim bir acıyla sınandık şunca yıldır; acıların en fenası, evlat acısı.

İnsan her şeye saygısını yitirebilir zamanla, gün gelir açlıktan ölmemek için onurundan vazgeçer, kendini sokaklarda dilenirken bulur, bir kalp kırar da pişman olmadığını fark eder, kötülüğüyle tanışır, herkes yapıyor der, enayi hisseder, gider birini ya da bir kurumu dolandırır, öfkesini tutamaz kavgaya karışır, her şey insan için.

Onur varsa onursuzluk da olduğundan, şeref varsa şerefsizlik de yaşandığından.

Tüm kötülükler insan için var, tarihin en eski öyküsü Habil ile Kabil bile kardeş kavgasını anlatır, kötülüğe dairdir.

Yine de dokunulmaz acıdır be evlat acısı, en kötüden bile karşısında boyun eğmesi beklenir.

Dişlerimi sıkıyorum “Kızına sahip çıksaydın o zaman” cümlesini duydukça, okudukça.

Onun ne demek istediğini biliyorum. Bunu diyenin bedenindeki su bile çürümüş. İnsan kendini aklamak için bin yılın doğrusuna pislik atar mı?

İnsan olmak bu acıya saygı duymayı gerektirir. Ömründe bir kez bile şefkatle başı okşanmış bir insan bunu bilir.

Ama işte geçmiş akıyor gözlerimin önünden, bizim sahip çıkamadığımız ölen çocuklarımızın davaları, onlarca yıldır süre giden.

Adliye koridorlarına sığmamalıydık.

Sokağa salarken çocuğunu, insan aklında “Canı yanar mı?” sorusuyla yaşayabilir mi? Günler böyle geçer mi?

Normal akışında, insanlar gerçekten insanmış gibi yaşamaya devam etmek kimsenin suçu değildi.

Bilemezsin, öngöremezsin kimin ne kadar şerefsiz çıkacağını. Bu ihtimal hesaplarıyla geceler güne evrilmez ki.

Canına değmesin korkusuyla yaşamı hapishaneye çevirmek makul mu? Tabii ki her insan sokağa çıkacak, istiyorsa içecek, gece dolmuşa binecek, zevkine göre giyecek, ister kel gezer ister saçını rengarenk boyar, canı çeker yolda ıslık çalar, uykusu kaçar yürüyesi gelir, kalbi birine kayar, sokakta öpüşesi tutar. İnsanız ulan bunlar olmadan yaşanır mı?

Sahip çıkmak dediğin, sahibi değiliz kimsenin. Ne ruhuna, ne bedenine, ne aklına, ne eylemine sahibiymiş gibi karışılmaz özgür insanın. Özgür bireyler yetiştireceğiz diye uğraşıyoruz biz bu topluma.

Ama sahip çıkmamız gereken bir şey var, haklısın. O da davamız.

Her davanın takibinde, her davanın içinde, her evlat acısının yanında olacağız, olmalıyız.

Bugün 19 Mayıs. Sahibi değil destekçisi olduğumuz, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür gençlere adanmış bir bayram. Önlerini açıp, yollarından çekilip, hiçbir davayı yalnız bırakmayacağımız güveni vereceğimizin bir hatırlatması olsun.

Bir zamanlar bu bayramı tüm şehirlerin en büyük statlarında, akrobasiyle, dansla, müzikle kutladığımız günleri hatırlayalım.

Grafon kağıdından mini eteklerle, sporcu şortlarıyla, rengarenk kostümlerle Anadolu’nun her şehrinde evinden çıkıp gülüşerek statlara yürüyen gençleri düşünelim -ki bizdik onlar, bizim gençliğimizdi.

Bir çocuğun, bir gencin öldürülmesinde, kendi suçunun arandığı bu günler değildi bizim ezberimiz, bu çürüyen suyu dökeceğiz.

Hukuku, adil olmaya mecbur kılacak, bu savunmaları yapanı da, dinleyeni de, kayda geçireni de, karar verecek olanı da gözümüzün içine bakmaya zorlayacağız.

Asıl karar, asıl adalet, asıl insanlık gözümüzün ferinde.

Anaların, babaların acısında buluşacağız, bu acılardan yeni bir yaşam doğurmak zorundayız.

Adalet yerini bulduğunda ancak kutlu olacak bugünkü bayram.

O zamana kadar herkese sağlam kafa, sağlam beden dilerim. Zira yolumuz uzun ve çetin.

İnsanca pazarlar dilerim.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa