27 Nisan 2019 00:50

Yumruklu musafahalaşmalar, istikşafi temaslar

Paylaş

Osman Sarıgün’ün, üyesi olduğu partinin başkanı, ‘musafahalaşma ve kucaklaşma dönemi’ni açmışken, o gidip sarılmalar barışmalar için kullanacağı uzuvlarını Kılıçdaroğlu’ya yumruk atmak için kullandı. Tokalaşmak için açılan parti elinin çok kısa bir sürede yaralayıcı bir yumruğa dönüşmesi aynı partinin başkanını hiç yadırgatmadı. Neden? Çünkü gaz sıkışması vardı, doğaldı. Seçim döneminde gazın nasıl sıkıştırıldığına “82 milyon” olarak şahit olduğumuz için hep birlikte ne denmek istediğini elbette anladık!

İki dakika daha uzadığında mecburen koyun pazarlığına dönecek olan musafahalaşmanın sonucunda bağıtlanacak bir ‘Türkiye İttifakı’ uğruna, biriken metanı serbest bırakan bir yumruğun lafı mı olurdu!

Erdoğan, kucaklaşıp, hep birlikte ‘asıl meselemiz olan ekonomiye ve güvenliğe odaklanalım’ istiyordu. Ne var ki sandıkta olmadık kesimlerle ittifak kuran, kazanmakla kalmayıp bir de bununla şımarmış bir CHP’nin az nimete, çok külfete rıza gösterecek biçimde hizaya getirilmesi gerekiyordu. Seçim bildirgesine “rant her zaman vardır önemli olan onu paylaşmaktır” notu düşmüş bir CHP’nin açık yarasına çalışacak Osman Sarıgün’ler nasılsa her köşede bulunuyordu. İlk pazarlık yumruğu gecikmedi.

Damat bakanla yürüyemeyen ekonominin. TÜSİAD, TOBB ve MÜSİAD’ın krizin yükü sızlanmadan taşınsın diye şart koştuğu “toplumsal uzlaşma” meselesinin. “Alacağız” diye ABD’ye kafa tutulduktan sonra nereye konulacağı bilinemeyen S-400’lerle biriken gerilimin. İçinden çıkılamaz hale gelen Suriye politikasının toplamından doğan kaosla baş edemeyeceğinden endişelenen, üstelik son seçimlerde irtifa kaybetmiş iktidar partisinin sessiz sedasız CHP’ye götürdüğü teklif elbette o kadar kolay satılmayacak; biraz kafa göz yarmak gerekecekti. Belediyeleri kazansa da rakibinin topal ördek olmasına sevinen, ben izin vermeden hiçbir şey yapamazsın diyen, ama kendi aksayan ayağını da ona tamir ettirmekten başka şansı kalmayan iktidar partisinin eldekini kurtarma operasyonu sert geçecek belli ki.  

Eski AKP Milletvekili Emin Şirin’in Çağlar Cilara’ya anlattığına göre AKP CHP’ye ekonomideki sorunların çözümü için birlikte hareket etme teklifi götürdü. Daha önce hisseleri CHP’ye miras kalan İş Bankası’na göz diken Erdoğan’ın önerisi, ekonominin bankanın yönetim kurulundan yakın bir zamanda istifa eden Ersin Özince’ye veya ortaklaşılan başka bir isme bırakılmasıydı.

Rakibe enkaz kaldırma işini yüklemeye çalışırken bile burnundan kıl aldırmayan iktidar partisine ait, Odatv’nin yayınladığı 8 maddelik ittifak metninin son maddesinde “Türkiye’nin siyasal icrasındaki cumhurbaşkanlığını ülke liderliği olarak kabul etmek ve konumlandırmak. Cumhurbaşkanının hükümet etme görevinin yanı sıra devletin başı olma ve devleti temsil etme ödevi kapsamında ülke liderliği olarak yürüttüğü faaliyetleri desteklemek ve güçlendirmek” yer alıyor. Metnin ruhu, AKP’nin kuruluş ayarlarına dönebileceğini zanneden ve ondan kapsama alanı geniş bir Medine Vesikası bekleyen Davutoğlu ve benzerlerini hayal kırıklığına uğratacak biçimde, hiçbir siyasi oluşumun bağımsız var oluşuna imkan tanımamak üzere kurulu; Bütün partilerin yolu haşmetmaapa çıkıyor.

Türkiye İttifakının baş koşulunun, kolu kanadı kırıldıktan sonra biata mecbur bırakılmış bir CHP’yle bazı şeyleri paylaşmak olduğu anlaşılıyor. 31 Mart sonrası istikşafi münasebetlerin seyri bir yumruk bir musafahalaşma, bir yumruk bir kucaklaşma, bir ötekileştirme bir sarılma biçiminde bu yüzden sürüyor. Yerel seçimlerden başarıyla çıkan CHP’nin ve üç büyük şehirde AKP’nin geriletilmesinden moral bulan toplam muhalefetin gardının düşürülmesi lazım sonuçta.

AKP-MHP çizgisinin sadece devletin değil aynı zamanda halkın da tek ve biricik siyaseti olabildiği, Türkiye’yi Türkiye yapan her şeyi imha pahasına hayal edilen böyle bir ittifakın cilvesi, Cumhur bloğunu geriletmek için yola çıkan CHP’nin oklarının AKP’yi güçlendirmek için büzülmesi. Haliyle sadece CHP’ye değil memleketin bütün emekçi nüfusuna peşin kesilen bir fatura bu.

AKP’nin önerdiği ‘Türkiye İttifakı’ konusunda MHP ile düştüğü ayrılık, siyasetin seyrine ilişkin bir ayrılık değil. Bu trafiğin AKP’nin istediği gibi sorumluluğun dağıtılmasıyla mı yoksa MHP’nin dilediği gibi kendisine mecbur bıraktığı bir AKP ile mi yürütüleceği gelişmelere ve yüksek katlardaki çatışmaların sonucuna bağlı olarak şekillenecek görünüyor.  

Böyle ince mesajları alan sadece Hulusi Akar değilse ana muhalefet partisi nasıl bir senaryonun parçası olduğunu idrak ediyor olmalı. Her şeyde gizli ellerin senaryosunu görenler, bu yetilerini senaryo yazmadaki ustalıklarından almıyorlar sadece, aynı senaryoya defalarca düşebilme potansiyeline sahip muhataplarına da çok şey borçlular.

Gerilimden bıkmış kitlesinin oyuyla verdiği mesajı doğru algılamayıp eski tas eski hamam yürümeye devam eden AKP’nin kelepir mal için istediği fiyat elbette ödenmemeli. 

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına, teskereye yol veren ve her sıkıştığında AKP’nin yolunu açan CHP, ufuksuzluğunun sonuçlarını hem kendine hem topluma çektirdi. Seçim zaferindeki en büyük payın kendisine verilen stratejik oylara, emanet desteklere ait olduğunu ve ona oy veren kesimlerin de kendisiyle zaten bir pazarlık yapmış olduğunu unutmaması kendi hayrınadır. Aksi taktirde ondan geriye kül kalır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa