19 Nisan 2019 04:08

Dış politikadaki yanlışların faturasını halk ödüyor!

Paylaş

Erdoğan iktidarının ‘büyük güç’ olma hayaliyle Rusya’dan alma anlaşması yaptığı S-400 füze savunma sistemi, daha teslim edilmeden Türkiye’nin başına bela oldu. ABD, her fırsatta Türkiye’nin S-400 (Rusya) ve NATO arasında tercih yapması gerektiğini söylüyor. Dahası ABD Başkanı Trump, S-400 kararından vazgeçmemesi halinde Türkiye’yi açık açık yaptırım uygulamakla tehdit ediyor. Şimdi Erdoğan iktidarı, başına kendi sardığı bu beladan kurtulmak için ara formüller arıyor.

Önce S-400 anlaşmasına nasıl gelindiğini kısaca hatırlayalım.

ABD’nin Suriye’de Kürtler (SDG-Suriye Demokratik Güçleri) ile iş birliği yapma kararı sonrasında, Kürtlerin Suriye’de bir statü sahibi olmasını ülke içinde sürdürdüğü politikalar için bir tehdit olarak gören Erdoğan iktidarı, Rusya’yla yakınlaşmıştı. NATO üyesi bir ülkeyi yanına çekip ABD’ye karşı kullanmak, elbette Rusya için de kaçırılmaz bir fırsattı. Rusya, bu temelde Fırat Kalkanı’ndan başlayarak Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarının önünü açtı.

İşte bu dönemde Erdoğan iktidarı, ABD ve Rusya arasındaki çelişkilerden yararlanmak ve ABD’ye seçeneksiz olmadığını göstermek adına Rusya ile S-400 füze savunma sistemi satın alma anlaşması yaptı.

Ama ne anlaşma!

Türkiye, 2020’de teslim edilmesi planlanan S-400 sistemine ait elektronik kodların kendisine verilmesini istemiş ve Rusya bu talebi kabul etmemişti. Yani bu savunma sisteminin kurulumu ve bakımı Ruslar tarafından yapılacak ve ayrıca bu bataryalar Rusların kurup denetleyeceği radarlara göre çalışacaktı. Daha önemlisi de bu savunma sistemleri Rus radarlarının tehdit olarak kodlamadığı yerlere/ülkelere karşı kullanılamayacaktı.

Yani Rusya’ya parasını Türkiye’nin ödeyeceği bir ‘üs’ hediye ediliyor. Bu ‘hediyenin’ maliyeti ise, 2 buçuk milyar dolar!

ABD ise, Türkiye’yi bu anlaşmadan vazgeçirmek için yeni nesil savaş uçağı olarak tanımlanan F-35 savaş uçaklarının teslimi konusunu bir koz olarak kullanmaya çalışıyor. ABD ile yapılan anlaşmaya göre, bir tanesinin maliyeti yaklaşık 100 milyon dolar olan F-35’lerden Türkiye’ye 100 savaş uçağı verilmesi planlanıyor.

Sadece F-35’ler değil, ABD, zaten ekonomik kriz nedeniyle oldukça sıkışmış olan Erdoğan iktidarını yeni ekonomik yaptırımlar uygulamakla da tehdit ediyor.

Yani son birkaç yıldır ABD ve Rusya arasındaki çelişkileri kullanarak kendine manevra alanı yaratma siyaseti bir bumerang gibi bu siyasetin sahiplerine dönmüş görünüyor.

ABD, Erdoğan iktidarının Fırat’ın doğusuna müdahale girişimlerine karşı Suriye’de Kürtlerin varlığını kabule dayanan bir ‘tampon’/’güvenlikli bölge’ öneriyor. Öte yandan belirttiğimiz gibi Rusya ile yapılan S-400 anlaşmasının iptalini istiyor.

Rusya, Türkiye’yi yanında tutmak istese de Suriye’de kendi politikaları ve desteklediği Suriye rejimi için yeni sorunlar doğuracak olan Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahale girişimlerini desteklemiyor. Fakat Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarında ele geçirdiği bölgelerdeki askeri varlığını ve yine ciddi bir açmazla karşı karşıya bulunduğu İdlib’e olası operasyonu da Türkiye’ye karşı koz olarak elinde tutmaya devam ediyor.

Bu durumda Türkiye’deki iktidar bir yandan ABD ve NATO’yu, batılı emperyalistleri tamamen karşısına alacak bir güce sahip olmamasının ve öte yandan da Rusya’yı karşısına almasının Suriye’de bugüne kadar sürdürdüğü politikanın çökmesi anlamına geleceği bir açmazla karşı karşıya bulunuyor.

Şimdi bu açmazdan bir süre daha kurtulmak için S-400’leri Azerbaycan ya da Katar’a yerleştirmeyi tartışıyor.

Ülkenin ciddi bir ekonomik kriz ile karşı karşıya olduğu, İşsizlik fonunun yıllardır patronlara yağmalatıldığı ve işçilerin kıdem tazminatına göz dikildiği bugünlerde Erdoğan iktidarının dış politikasına bir de buradan bakmak gerekiyor. S-400, F-35 derken bu ülkenin milyarlarca dolarlık kaynakları silahlanmaya yatırılıyor. Üstelik bu silahlanma, ülkeyi bırakın güvenli hale getirmeyi, emperyalistler arasındaki çelişki ve çatışmaların ortasına doğru sürüklüyor.  

Milyarlarca dolara kumandasının/denetiminin Ruslara bırakıldığı bir savunma sistemi (S-400) satın alma ve sonra NATO’ya, batılı emperyalistlere bağımlı olduğu için bu savunma sistemini kendi ülkesine yerleştiremeyecek duruma gelme, Erdoğan iktidarının ‘büyük ülke’ olma adına sürdürdüğü dış politikayı özetliyor.

Buna ‘beka’ denilerek bu silahlanmanın en büyük gerekçesi yapılan Kürt sorununun, barışçıl yöntemler yerine savaş politikaları ile çözümü adına ülke içinde bugüne kadar harcanan yüzlerce milyar doları da eklemek gerekiyor.

Bugün karşımızda işçi-emekçilerin her türlü kazanımına göz diken ama öte yandan da büyük ülke olmak adına halkın milyarlarca dolarlık kaynaklarını çarçur eden bir iktidar bulunuyor. Dolayısıyla ülkeyi yeni tehditlerle yüz yüze bırakan silahlanmaya karşı çıkmak; ülkede demokrasi ve bölgede/dışarıda barışçıl bir politikayı savunmak, artık işçi-emekçilerin kendi ekmeklerini savunabilmesi sorunu haline gelmiştir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa