12 Mart 2019 04:50

‘Beka cephesi’nin doping ilacı din istismarcılığı!

Paylaş

2019 8 Martı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadınlara hediyesi, “vatan ve bayrak düşmanlığı” suçlaması oldu. Ama suçlamaları, kadınlara yönelik olmayı aşan hedefler taşıyor.

Çünkü “beka cephesi”, seçime adı adım yaklaşırken, giderek daha da ağırlaşan “Doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyor” sendromu yaşıyor!

AKP-MHP ittifakı, “beka” konusunu ne kadar sündürse de vatandaşı ikna edemiyor. Çünkü halk, boş lafın karın doyurmadığını daha derinden hissediyor. Çarşı-pazardaki yangın mutfakları, sofraları da tutuşturmuş durumda. Üstüne dökülen “tanzim suyu” da yangını söndürmediği gibi, gelecekte söndüreceğine dair inandırıcılığını da iki hafta içinde yitirdi.

Öyle ki tanzim satışın “en stratejik” iki kaleminden birisi olan soğanın bile (diğeri patates) 10 günden beri bir çok tanzim satış noktasına getirilemediği belirtiliyor.

Çünkü yok!

Hal böyle olunca “beka”ya acilen yeni bir “doping ilacı” bulunması elzemdi. Bu nedenle cephaneliklerindeki en eski, ama geçmiş yıllarda etkili olarak sıkça kullandıkları bir silaha yeniden sarıldılar: Din istismarcılığı!

DİN İSTİSMARCILIĞINDA ADIM ADIM...

Aslında bu silahı kullanmak için, camilerde AKP’ye oy verilmesine dair vaazlar, fetvalar, dini amaçlı toplantıların AKP’li adayların propaganda toplantısına dönüştürülmesi gibi dolaylı girişimler yapıyorlardı. Seçim kürsülerinden daha doğrudan girişimler de yaptılar.

Eski bakanlardan AKP Milletvekili İsmet Yılmaz; AKP’nin Sivas Belediyesi başkan adayına oy isterken, “İnanıyorum ki Hilmi Bey’e vereceğiniz destek yarın ruzi mahşerde (kıyamet günü), yine sizin berat belgelerinizden (kurtuluş) biri olacaktır” diyerek Pandora’nın Kutusu’nu açmıştı.

Erdoğan’dan Yılmaz’ı eleştirip benzer düşüncedekilere “ayar vermesini” bekleyenler hayal kırıklığına uğradılar. Nitekim AKP’nin Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar, Şanlıurfa’da yaptığı seçim konuşmasında; “Allahuteala sizden emaneti ehline vermenizi emrediyor, bu emir halk için de geçerlidir. Halk emaneti nasıl verir? Sandığın başına gider, oyunu atar ve emanetini verir... Allah o emaneti bize verdiğinizden dolayı size hiçbir hesap sormayacak” diyerek Yılmaz’ın açtığı yolu daha da genişletti!

Gülpınar, eleştiriler karşısında da, “Din bizim tekelimizde değil siz de kullanın!” diyerek, din istismarcılığını çok doğal gördüğünü göstermiş oldu.

YENİ BİR ‘KABATAŞ YALANLARI’ İLE Mİ KARŞI KARŞIYAYIZ?

Erdoğan, Yılmaz ve Gülpınar’ın girişimlerini, kişisel girişimler olmaktan çıkarıp, AKP’nin “beka” iddialarına dayanak yapmak, başka bir söyleyişle “beka” iddiasına dini dayanak yaparak inandırıcılık kazandırmak amacıyla resmileştirdi!

Adana’da yaptığı seçim konuşmasında Erdoğan, kadınların gece yürüyüşünü yasaklayan ve yürüyüş için toplanan kadınlara saldıran polisin müdahalesine düdüklü protestosunu, “Ezanı protesto ettiler” diyerek meydana yansıttı.

"Güya kadınlar günü için bir araya gelen bir grup Ezan-ı Muhammediyeye terbiyesizlik ettiler. Onlar bayrağımıza ve ezanımıza saygısızlık yaparak istiklalimize istikbalimize saldırıyor. Bunların tek ittifakı ezan bayrak düşmanlığıdır” diyerek Cumhurbaşkanı, 8 Mart’ı kutlamak isteyen kadınlara karşı da bir linç kampanyası başlatmış oldu. Nitekim Cumhurbaşkanının konuşmasını çağrı kabul eden bir grup, Taksim’de, “Ezana uzanan eller kırılır” diyerek gösteri düzenledi. Dahası, hiç ilgisi olmadığı halde, CHP ve HDP tarafından organize edildiği (Öyle bile olsa barışçıl bir gösterinin hedef saptırılarak “ezan protestosu” olarak gösterilmesine haklılık kazandırılamaz) iddiasıyla da birleştirildiğinde, Gezi’deki “Kabataş yalanları”nın bir versiyonuyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

Nitekim protesto gösterisi düzenleyen kadınlar “Ezanı protesto gibi bir şey söz konusu değildir” demelerine karşın, dün de AKP Sözcüsü Faruk Çelik, Erdoğan’ın suçlamalarını sürdürmüştür.

KADIN-BEKA-İSLAM TARTIŞMASI VE GİRİŞİMLER SÜRECEK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadınların “Ezanı protesto ettikleri” iddiası, elbette ki sıradan bir “Yanlış anlama” ya da “Hedef gösterme” olarak anlaşılamaz.

Çünkü Erdoğan;

1) 8 Mart değerlerini açıkça “batının değeri” diye dışlayarak ve kadınların “eşitlik talebi” karşısına “Ana yoksa bir şey yoktur”, “Cennet anaların ayakları altındadır” anlayışını çıkararak kadınları, açıkça ve dolaysız olarak İslami değerlerle karşı karşıya getirmek istemektedir.

2) En yukarıdan kadınların “eşitlik mücadelesi”ni, “ezan ve bayrak düşmanlığı” üstünden “beka sorunu”na bağlayarak, kıpırdayan her şeyi olduğu gibi, kadın mücadelesini de “terörle iş birliği” ve “vatan hainliği” suçlaması kapsamına almış bulunmaktadır.

Elbette ki; AKP teşkilatları, Diyanet, Aile Bakanlığı, AKP’nin yerel yönetimleri, “fetvacı” odaklar, cemaatler, “din istismarcısı vakıflar, dernekler”, tarikatlar, “havuz medyası” gibi ilgili ilgisiz her odak, Erdoğan’ın açıklamalarından kendilerine görev çıkaracaktır!

Ve elbette prim yaptığı görülürse; kadın-İslam-beka üstünden tartışmaların ve bu amaçla yapılacak girişimlerin, seçimden sonraya taşınacağını söylemek yanlış olmaz.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa