16 Şubat 2019 09:45

Kuyruğa gir kuşa bak!

Paylaş

Kemal Derviş’in 15 günde 15 yasasından başka, son 16 yılda da tarımı ilgilendiren çok sayıda yasa çıktı. Tohumculuk Kanunu, Üretici Birlikleri Yasası; Organik Tarım, tarım sigortası, Toprak Koruma ve Arazi Kanunu, Meralarla ilgili kanun ve benzeri yasalar, geçimlik üretimi sınırlandıran, küçük üretimdeki teşvikleri ortadan kaldırarak tarımın ve yapıldığı arazilerin büyük şirketlere açılmasını kolaylaştıran hukuk düzenlemeleriydi. Bunlara tarımla ilgili kurum ve kuruluşların kapatılması, üreticiye devlet teşvik sistemlerinin giderek kaldırılması eklenebilir.

Asıl işi inşaat, tekstil, enerji, halı, ev tekstili ya da teknolojisi, şekerleme, plastik, otomotiv, maden ve hatta turizm olan birçok şirketin tarım arazilerini kapatarak ekim-dikim ve hayvancılık işlerine de el atmasının yolu bizzat AKP hükümetleri tarafından açıldı. Devlet desteğini kaybettiği için ürününü satıp geçimini sağlayamaz duruma gelen küçük üreticinin de tasfiye sürecidir bu.

Tarladan pazara gelinceye kadar bir dizi ara aşamadan geçen “domates biber patlıcan”ın ekonomik krizin simgeleri haline gelişinin asıl nedeni aracıların yürüttüğü terör faaliyetinden değil, tarımı çökerten düzenlemelere imza atılmış olmasındandır. 

Ne var ki yoksulluğu giderek derinleşen tüketicinin büyük kentlerde yaşayan kısmına, seçimlere kadar olmak kaydıyla açılan tanzim satış noktaları, bunun medyadaki “algı” tertibatı; tarımı çökerten süreçle hiç ilgili değilmiş gibi durur. Kuyrukta saatlerce bekleyenlerin şükrü de şaşırtıcıdır. Devletin, fiyatları artıran aracılara ayar çekmek suretiyle yoksulları koruduğu, “millet”i yalnız bırakmadığı mesajı her şeyin üstünü örtmüştür.

Krizin tek başına bir muhalefet partisi gibi çalışarak ‘Reisçi’ seçmenleri partilerine karşı örgütleyeceği zannında olan, iktisadi zorlanmanın kendi başına bilinç aydınlanmasına yol açacağını düşünen sosyal medya muhaliflerinin payına da bu durumdan bir hayal kırıklığı çıktı.

Soğan depolarına baskın düzenleme, manavı, marketi terörist ilan etme kolaylığından esinlenip aynısını yaparak onlar da kuyruktaki fukaraya döşendiler. Böylece krizin erittiği ücretlerin telafisi, zamların geri alınması, krizin faturasının halka kesilmemesi, ucuz besinlerin bütün yurtta ve her zaman satılmasının garanti altına alınması için iktidarı sıkıştırmak gibi daha mantıklı bir yol varken kendi iç düşmanlarını bu kez de kuyrukta buldular. “Milletin” karşısında bir elitizm balonu eksikti ki, hemen yetiştiler! Sonuçta memlekette yeşil alan bırakmazken üç beş millet bahçesiyle puan toplayabilen bir iktidarın topyekun çökerttiği tarıma rağmen üç beş tanzim satış standıyla da gemisini yürütüyor görünmesi sürpriz olmamalı.

Sebze pazara girinceye kadar süreçten nemalanan aracılara yönelmiş devlet sopası, tanzim satış kuyruğundaki yoksullar için, sadece bir piyasa düzenleme aracı kıymetinde değildir. Kuyruk, devlete aracısız ve doğrudan ulaşmanın deneyimlendiği ortamdır da. Bu anlaşılmazsa kuyrukta bekleme memnuniyetinin kaynağı da ancak sosyal medya muhalefetinin yaptığı kadar idrak edilebilir. 

O sopa, terör etiketi, esip yağmalar; aynı zamanda tarımdaki kapitalist tekelleşmeyi de gözlerden gizlemeyi başardı. Kuyruk bahsinde kimse tarım arazilerini iç eden şirketlerin adını anmıyor, kimse onlara sağlanan kolaylıkların ve iltimasların boyutunu konuşmuyor ve kimse yerli milli firmaların, dış güç parantezinde emperyalist ortakların tarım soygununu gündeme getirmiyor ya da getiremiyor. 

Hal böyleyken Abdülkadir Selvi’nin Hürriyet’teki “Gıdada Yeni Paket Geliyor” başlıklı yazısında söylediği doğruysa, kuyrukta beklemeye hazır bir haleti ruhiye ortaya çıkmışken yeni bir tarım reformu kapıda. Yani pahalı yiyecek yeni bir lütfun gerekçesi olabilir. 

Bu reforma göre büyük komisyoncular ve bazı büyük marketler üreticiye avans vermek suretiyle ekim yaptıracak. Selvi’ye göre “nükleer, santral baraj, köprü ihalesine giren büyük şirketlerimiz olduğu gibi sözleşmeli tarımla güçlü bir sermayenin sektöre girmesi amaçlanıyor.” 

Piyasanın kara düzen aracılarına yönelen sopanın anlamı açık.  Bunların miadı zaten dolmuş durumda. Aracı katmanların büyük komisyoncular olarak disipline edildiği yeni bir nizam kurgulanıyor muhtemelen. Daha önemlisi de her biri bir holdinge bağlı zincir marketlerin kendi aracılarını kendi yarattığı, üretici tekele peşin avansla üretim yaptırdığı, gerektiğinde market-aracı-tarım şirketinin hepsinin aynı holdinge tekelleştiği bir reform bu. Girişte andığımız yasalar ve düzenlemelerle birlikte düşündüğümüzde krizden çıkarılan lütfun kapsamında küçük üreticinin payına düşen yine bir hiç. Bunun tüketici emekçiler için karşılığı ise geçmediği köprünün, gitmediği yolun borcunu ödemeye nasıl devam ediyorsa tarımdaki tekelleşmenin sonuçlarını da peşin peşin ödemek. 

Yağmur çamur içinde saatlerce beklenen kuyruk peşinatın ilk payı olabilir. Bu ödemenin karşılığı olarak kesilen kupon ise aracıyı döven devlet sopasının teşvik ettiği erken bir şükür. 

Her zamanki gibi; Birileri kuşa, diğerleri kuşa bakana bakarken olan diğer şeyler gibi.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa