14 Ekim 2018 04:40

Sizin basın özgürlüğü ile ne alakanız var sayın dolar?

Paylaş

Televizyonda hükümet yandaşı dört erkek yorumcu hararetle tartışıyor “Brunson’ı bıraktık, bu dolar halâ niye yükseliyor?” Kıdemli olan diğerlerini çok sert ifadeler kullanmamaları konusunda uyarıyor, “birkaç gün içinde bir şeyler değişebilir”. Sağındaki itiraz edecekken yanlışlıkla “sayın dolar” diye söze başlıyor. Gülüşmeler, “çok değerlisiniz ondan ağzımdan öyle kaçtı” diye şakaya vuruyor. Alt yazılarda “Ajan Brunson” yeniden rahipliğe terfi etmiş. “Arada ilk uçakla ABD’ye kaçıyor” başlığıyla gölge boksu yapanlar var.

Diğer tarafta bir haftadır Suudi Arabistan Konsolosluğu önünden ayrılmayan muhabirler, giren, çıkan araçların çetelesini tutmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Türkiye’den bir takım yetkililer yalnızca bazı uluslararası ajanslara Jamal Khashoggi ya da Cemal Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünün “kesin” olduğu bilgisini yayıyorlar. Bu kadar göz göre göre kaybedilmenin bir mesajı olmalı. Kimse açıktan bilgi vermiyor, Türkiye, kendi ülkesinde yaşanan bu skandal hakkında gazetecilere bir açıklama yapma, ulusal ve uluslararası kamuoyunu bilgilendirme gereği duymuyor. Kaşıkçı’nın içeride başına bir şey gelirse nişanlısına haber vermesini istediği AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Yeni Şafak’taki köşesinde resmi bir açıklama gelmedikçe ihtiyatlı davranmak gerektiğini, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu yazıyor. Kader demek para demek bu devirde. Aktay’ın ihtiyata davet ettikleri esasen yine hükümete yakın kalemler. S. Arabistan’dan gelen 15 kişilik heyetin portrelerini yayımlayan, Konsolosluk’tan ellerinde bavullarla çıktıklarını iddia eden onlar. Başkalarının öyle bir bilgiye erişim imkanları zaten yok. Gazetecilik ve siyasi danışmanlık arası bir yerde bulunduğunu anladığımız Kaşıkçı’nın ölümü ile ilgili, ortak araştırma komisyonuna dair “memnuniyet verici”açıklamalara referansla, karşılıklı bir pazarlık yürütüldüğüne ilişkin yaygın bir kanı varsa nedenini en başta sağlıklı bilgilendirme yapılmamasında aramak gerekiyor.

Kaşıkçı ile ilgili dehşet hikayelerinin sosyal medyada yayıldığı sabaha karşı saat 4’te, Diyarbakır’da çok sayıda eve baskın yapıldığı bilgisi düşüyor Twitter’a. Sabah olduğunda siyasetçi, sivil toplum kurulu üyelerinin yanı sıra aralarında Kemal Kurkut’un öldürülmesinden hemen önce fotoğraflarını çeken Abdurrahman Gök’ün de olduğu sekiz gazetecinin gözaltına alındığını öğreniyoruz. İddia o ki ne dediği belirsiz bir ihbar sebep olmuş 100 küsur kişinin evinin basılmasına. Gök’ün de aralarında olduğu üçü gazeteci 20 kişi serbest bırakıldı, 13 kişi tutuklandı. Hatırlarsanız gazeteci Nedim Türfent’le ilgili ifade veren tanıklar, Brunson’dakiler gibi “yanlış anlaşılmışız” demek yerine işkence altında alındığını söyleyerek geri çekilmişlerdi, Türfent sekiz yıl dokuz ay hapis cezası aldı. Tutuklu gazeteci Zehra Doğan’ın Mardin’in Nusaybin ilçesinde 23 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmasına sebep yine gizli tanık beyanlarıydı. Ülkede özellikle de doğuya ilerledikçe, başka ülke vatandaşı değilse, dolara endeksli rehine değeri düşüyor malumunuz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay önceki hafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrukulu’nun ülkenin basın özgürlüğü sıralamalarındaki yerine dair sorusuna verdiği cevapta basın özgürlüğü konusunda uluslararası kuruluşların “ülkelerin içinde bulundukları özgün koşulları göz ardı ettiğini”, ideolojik ve metodolojik hatalar olduğunu söylemişti. Oysa kriterler ve metodlar gayet şeffaf ve net. Brunson kararı sonrasında Trump’ın tweetlerine cevabı Cumhurbaşkanlığına bağlı ülkenin hem propaganda faaliyetlerinden hem de gazetecilere basın kartı dağıtımından sorumlu olan İletişim Başkanı’nın vermesini, aynı kararla ilgili yaptıkları haberler nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi muhabirleri Alican Uludağ ve Duygu Güvenç hakkında ‘yargıyı aşağılama’ suçundan dava açılmasını, batıyla rehine, doğuyla kayıp / cinayet pazarlığı yapılmasını, 7,5 yıl ceza alan gazeteci Seda Taşkın hakkındaki suçlamayı karar sırasında öğrenmesini, bir iddianame dahi olmadan Osman Kavala’nın 348 gündür cezaevinde tutulmasını hangi ideoloji ve metodla açıklayabilirsiniz? Ülkede basının özgür olduğuna, yargının tarafsız ve bağımsızlığına herkes gibi sayın dolar da inanmıyor işte...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa