Tavuk kanadı, Kayı boyu


12 Eylül 2018 04:07

Diyanet İşleri Başkanı akla aykırı, gerçeklere dayanmayan söylemler, hikayeler, rüyalar üzerinden dinin anlatılmasının halkın samimi duygularını istismar ettiğini, bu din istismarının da bir güvenlik sorunu haline geldiğini söyledi. Başkana göre inanç meselelerini, fıkhın özünü ve maksadını gözetmeksizin cedel konusu yapmak önemli bir sorun teşkil ediyor.

Cedel bir kıyaslama yöntemi. Örneğin Külliye’deki lüks harcamaları eleştirdiğinizde biri size “Ne yani CB TOKİ konutlarında mı otursun” diye yanıt verirse cedel yapmış olur!

Başkan bu açıklamayı Cübbeli Ahmed Efendi’nin Abdülkadir Geylani’den menkıbe anlattığı bir video dolaşımdayken yaptı. İzlemeyenler için videonun içeriği şu: Yanında çocuğu olan yoksul ve aç bir kadın, iştahla tavuk yiyen Geylani’ye, önlerinde nasıl böyle tavuk yiyebildiğini sorarak çıkışır. Geylani Hazretleri, etleri yenmiş tavuk kemiklerini iki el hareketiyle diriltip, tavuk haline getirir. Sonra kadına der ki “Senin çocuğun da bu makama gelsin, istediği kadar tavuk yesin.”

Böyle bir tartışma adabı içinde lüks otomobillerle dolaşan Menzil Tarikatı üyelerine laf söylemeye hiçbir kulun kapasitesi yetmez. Toplu taşıma bedelini ödemekte zorlanan Müslüman’a, ‘Sen de bu ve benzeri tarikatlar gibi holdingleşerek finans kapital bünyesinde nezih bir yer kap, paraya para deme, lüks arabaya bin’ denmez mesela, tavuğu canlandırabilen lüksü kapar gibi daha anlaşılır bir yanıt verilir! Hükme malzeme ise şeyhin hayal gücünden, rüyasından, içine doğmalardan, bazen cinlerin fısıldamalarından çıkarılır.

Diyanet İşleri Başkanı böyle akla aykırı anlatımların bir istismar ama aynı zamanda bir güvenlik sorunu olduğunu söylüyor. Gayet yerinde olarak istismar ile FETÖ, DEAŞ, Boko Haram gibi örgütlerle bağlantı kuruyor. Fakat tavuk canlandırma hikayeleriyle, ‘Koca tarikat lideri Mercedes’e binmeyecek de nereye binecek’ gibi akıl yürütme adabının nasıl bir güvenlik sorunu oluşturduğu izaha muhtaç bir konu. Başkan, kendisi de bir tür cedel yapıp top çevirdiği için istismardan terör örgütlerine nasıl varıldığı sorusunu yanıtsız bırakıyor. Zira tavsiye ettiği gibi akıl ve mantıktan yürüyüp de bu örgütlerin ideolojisiyle şeyhlerin, şıhların, tarikat liderlerinin telkinleri arasındaki kestirmeye işaret etse bağlantı daha berraklaşacak ama o durumda da, yapacağı çıkarsama bütün bir nizamı çökerterek, kendisi de bir güvenlik sorunu haline geleceğinden orada kesiyor.

Gerçekten de ister istemez fantezilerle bezeli bir dini anlatının inandırıcılığının artmasıyla bu terör örgütlerinin iddialarının yayılması arasında ideolojik bir yakınlık kurulabilir. Ancak bu yakınlık siyasi bir potaya muhtaçtır.  

Kemik artıklarından dört başı mamur bir tavuk animasyonu yapma saçmalığı ile Osmanlıyı dirilten, Selçukluyu yeniden ihya eden ve bütün nüfusu hâlâ bir uzak geçmişte yaşıyormuşçasına sürekli bir seferberlik haline sokmaya ayarlı bir siyaset tarzı arasındaki karşılıklı beslenme ilişkisi kurulmadan durum izah edilemez.  

Başkana kalırsa mantıksız dini anlatılar “fıkhın özünü ve maksadını” belirleyen bir sosyoloji gözetilmediği için ortaya çıkıyor. Fakat mevcut sosyolojiyi siyasi bir mühendislik çalışması ile düzenleyen otorite başarısını fantezilere, akla mantığa aykırı söyleme, cedel adabına fazlasıyla borçlu olduğu için şikayetin anlamı yok. Diyanetin buna katkılarını da unutmamak gerekir.  

Mevcut sosyolojinin vebalini küresel müdahalelere, sömürgeci politikalara yükleyerek işin içinden sıyrılmak mümkün değil. Gayet “içeriden” ve gayet yerli ve milli bir biçimde tesis edildi.  

Örneğin Eski Bakan Recep Akdağ’a da, oğluna Kayı düğünü yapmak suretiyle tarih animasyonu yapmasını sömürgeciler telkin etmediler. Oralara Malazgirt mitiyle, parti kongrelerinde selamlanan Alpaslanlar, Fatihlerle gelindi. Yurttaşlara hâlâ eski bir zamanda yaşadıkları duygusunu hissettirmek için kurulan siyasi dekorasyon içinde Eski Bakan’ın düğünü sadece tamamlayıcı bir parça.

Tarih ile bugün, öte dünya ile bu dünya, ölümle yaşam, gerçekle fantezinin harman olduğu bir yer burası. Gösterinin kendisinin gerçek haline geldiği, söylemin olguyla sınanmasının itibarının kalmadığı böyle bir yerde yoksulların hasedi de talebi de kıyasla ötelenir, eşitsizlik kıstaslarla desteklenir. Sadece holding tarikatlarının şeyhlerinin Mercedesleri değil, yurttaşların gözünün önünde kurulan şölenler, ziyafetler, düğünler, törenler bu ancak bu makama gelenin hak ettiği, diğerlerinin takvaları kadar yiyebileceği bir şeye dönüşür. Ara hiç kapanmaz.

Ama yalan değil, bu hakikaten bir güvenlik sorunu yaratır. Karnını fanteziyle doyuramayacak olanların azarından doğan bir güvenlik sorunudur bu ve nizamdan nemalananlar hissedebilir ancak. Tabii gayet yerli ve milli bir sonuçtur.

www.evrensel.net