Herkese kayyum... Kişiye özel


25 Temmuz 2018 04:10

OHAL boyunca çıkarılan kararnamelerle kapatılan yayın organları, tutuklanan gazeteciler, görevlerinden uzaklaştırılan kamu emekçileri, açığa alınan akademisyenler, hakkında şu veya bu nedenle soruşturma açılanlar, iddianameleri hazırlanmadığı için niçin tutuklandıklarını bilmeden aylarca hapishanelerde tutuklu kalanlar… Herkes haklarını arayacakları yargı yolunun OHAL’den sonra açılabileceği söylenerek oyalandı. İki yıl süren OHAL kalktı. Ama kimsenin gözümüz aydın diyeceği bir haber değil bu. OHAL’in kaldırılışına denk gelen Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile OHAL’den çok daha ağır koşulların tesis edilmesinin yolu açılıyor. OHAL’de verilen bütün “karar”lar ağırlaştırılarak hükümsüz bırakılıyor.

Savaş bir sağlık sorunudur açıklaması yaptıkları için yönetim kurulu gözaltına alınan TTB gibi bir kurum, kentsel ranta itiraz eden TMMOB’ye bağlı meslek odaları, işçi sendikaları, çok sayıda üyesi açığa alınmış olan KESK, herhangi bir vakıf, dernek ve ne kadar kitle örgütü, sendika, kurum varsa, artık bütçelerinden faaliyetlerine kadar her yönleriyle, Devlet Denetleme Kurulunun gözetimine bırakılıyor. Kitle örgütlerinin özerk, toplumun belirli kesimlerinin çıkarlarını gözeten, haklarını savunan, devletle pazarlık örgütleri olmaktan çıkarılıp, yönetici organlarının üzerine Demokles Kılıcı sallandırmak suretiyle kötürümleştirilmesinin yolunu açan “karar”, bu kurumları kapatılmaktan beter hale getiriyor. Yeni olağan dönemin bir kayyumlaştırma dönemi olduğu söylenebilir. Böylece yerel yönetimlere tek tek kayyum atamayla başlatılan süreç, kurumları toptan bir üst kayyumun denetimine bırakmak suretiyle derinleştirilmek üzere. Ama kayyumlaştırma kurumlara yönelik bir müdahaleden ibaret değil.

Mustafa Ceceli ile boşandığı eşi Sinem Gedik’in çocuklarına kayyum atanmasıyla suyu çıkarılan bir müessese, neredeyse bireysel uzlaşmazlıklara, ailevi sorunlara kadar devlet müdahalesinin bir aracı haline getirilmek üzere. Herkese, bir kişiye özel bir Big Brother kulağa espri gibi gelebilir, ama değil. Devletin yurttaşı sıkı takibe alarak kuşattığı, ağırlaştırılmış müebbet bir OHAL rejimi bu.

Bu “karar”lar arasında valilerin, hüküm sürdükleri kentlerin birer vassalı, yurttaşın da tebaası haline dönüşmesini öngören uygulamanın da yolu açılıyor. Bir kente kimin girip girmeyeceğine, istenmeyen kişinin 15 gün kente sokulmayabileceğine karar verme yetkisi şimdi bir feodal yurtluk muamelesi gören kentlerin mülki amirine emanet.

“Büyük kapatma” kapsamında tek tek herkes gündelik hayat kayyumlarının nezareti altında. Devlet her yerde, her nefeste!

Herkes kurumsal veya şahsi olarak, artık nasıl denk gelirse Big Brotherlarla muhatap. Onun karşısında tek başına. İşten atıldım mı atılmadım mı korkusuyla resmi gazetede yayımlanan kararnameleri didik didik eden kamu çalışanları için iyi haber ise, muhtemelen infial dozunu artıracağı için, toplu isim listelerinin yayımlanmayacağı. Böylece kimse kimseyle dayanışmasın, kimse kimseyle kader ortaklığı yapamasın diye önlem de alınıyor!

Yeni Eğitim Bakanı eğitim sistemi hakkında konuşurken “Tuzluğu değil masayı toptan değiştireceğiz demiş” ve dezavantajlı çocuklar bahsinde adaleti eşitliğe öncelemişti. Bal tutanın parmağını yaladığı bir rejimin eşitlik diye bir mefhuma sahip olmadığı zaten açık. Adalet algısının ise, emekçi yurttaşların, talepkar kesimlerin kayyumlanmaktaki “fırsat eşitliği”nden ibaret olduğu görülüyor.

Ne diyor Edip Cansever

Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu...

Aynen böyle. Masa da masaymış ha. Distopyanın sonraki sahnesinde, her vatandaşa bir numara aşamasına da geliniyor…. Akıllarına gelmesin!

www.evrensel.net