Seçim analizleri


04 Temmuz 2018 04:20

Seçimin ilk sıcaklığı geçtikten sonra daha serinkanlı analizler yapılmaya başlandı. Hangi partinin nerede oyunun azaldığı, nerede arttığı, hangi partinin genel olarak başarılı olup olmadığı aşağı yukarı belli. Artık bunlara girmeye gerek yok. Bir sonraki seçimlerde partilerin bu konularla uğraşan yetkilileri detaylı olarak değerlendirip, kendi lehlerine çözümler bulmaya çalışır.

Seçim analizlerinde seçmenlerin sosyolojik davranışlarını inceleyen ilginç değerlendirmeler var. Seçmenlerin mensup oldukları sınıfların çıkarlarına göre değil; din, milliyet, mezhep, yaşama biçimi, kültürel şekillenme vb. saiklerle oy kullandıkları değerlendiriliyor. Bu değerlendirmede ortaklaşılıyor. Seçmenin üç küme olarak kamplaştığı söyleniyor. Birincisi, Kürtler (Buna çeşitli sol örgütler ve kişiler dahil). İkincisi,. muhafazakar kesim (AKP-MHP Koalisyonu ve bu koalisyona giren-çıkan bazı parti, örgüt ve kişiler). Üçüncüsü, modern kesim (CHP, sol parti ve solcu kişiler).

Analizlere göre bu kümelerin oy oranları birkaç puan değişebiliyor ama büyük değişiklikler (5 puan ve üstü) gerçekleşmiyor. Kümeler adeta kemikleşmiş. Kümelerin üye ve sempatizanları futbol taraftarları gibi; partilerin seçim vaatlerinden, seçim sürecinde ortaya çıkan skandallardan ya da olumlu şeylerden fazla etkilenmiyor. Takımı kötü oynasa da, yenilse de futbol taraftarı takımını nasıl terk etmezse, hatta bazen takımı kötü yöneten başkan etrafında nasıl kenetlenirse, partinin ve liderinin etrafında öyle kenetleniyor.

Bu durum şöyle açıklanıyor. Seçmenler arasındaki bölünme sınıf çıkarlarına göre bir bölünme değil; din, milliyetçilik, mezhep, yaşama biçimi vb. eksenli taraftarlık düzeyinde bir bölünme. O nedenle, Türkiye’nin gelir ortalaması en yüksek semtlerinde (Şişli, Beşiktaş,Sarıyer, Kadıköy vb.) sol varsayılan CHP’ye (ve hatta HDP’ ye) fazla oy çıkarken, gelir seviyesi en düşük yerlerde sağ, patronlardan yana, liberal parti ya da partilere oy çıkıyor. 1960-1980 arası yoksul semt ve kentlerde TİP, CHP gibi partilere daha fazla oy çıkarken, şimdi tam tersi oluyor diyorlar.

Yine bu analizlerdeki yazılanlara bakıldığında sınıf eksenli bir bölünmeyi muhalefet partileri başaramadığında, bu kemikleşmiş kümelenmenin değiştirilmesi imkansız denecek kadar zor.

Örneğin CHP hem işçiden, hem patrondan yana imiş gibi görünmeyecek. “Ey TÜSİAD, ey MÜSİAD” diyecek sık sık. HDP’lileri tutuklamak için getirilen dokunulmazlıkların kaldırılmasına hayır diyecek göğsünü gere gere. Sağdan, İslamcılardan oy alacağım diye Ekmelettin gibi, Abdullah Gül gibi adaylar çıkarmaya çalışacağına; sağcılardan milletvekili çıkaracağına; açıkça demokrasi güçleri ile ittifak yapacak; HDP ile ittifak yapacak korkmadan. Herkese bol keseden seçim vaatlerinde bulunacağına ekonomik krizin patronların sırtına yıkılmasını içeren programını ve demokrasi programını izah ederek açıklayacak ve tavizsiz savunacak.

Muharrem İnce yüzde otuz barajını aştı falan deniyor ama CHP’nin yüzde kırk iki oy aldığı 5 Haziran 1977 seçimi hatırlanmak istenmiyor.

Emperyalizmin iş birlikçisi, emperyalist güçler tarafından kurdurulmuş parti, sanki en büyük antiemperyalist imiş gibi kendini takdim ediyor seçmene. Üstelik emperyalizmi bir sömürü-finans kapital olgusu değil de Türk-İslam kültürünü yok etmek isteyen “Tek dişi kalmış canavar” gibi göstererek ; modern yaşama, modern kültüre karşı insanları örgütlüyor.

Analizlerde solcuların (kastedilen daha çok CHP) fabrika ayarlarına geri dönmesi. Solcu gibi davranması. Emeğin haklarını, demokrasiyi tavizsiz savunması.

Tabii, bu analizlerden, emeğin haklarının ve demokrasinin daha yüksek sesle savunulması açısından CHP’nin daha solunun da alacağı dersler var.

www.evrensel.net