Seçimle olmaz mı?


04 Temmuz 2018 04:19

7 yılda 8 seçim yapacak, anket şirketleriyle oy desteğini sık sık yoklayacak kadar halkoyuna bağımlı iktidar partisi bu seçimin birinci sırada kaybedeni sayılabilir. En az yüzde 50 almak isterken yüzde 42’de demirlemiştir çünkü.

Ama bu durum öteden beri AKP’nin seçimle iktidarı bırakmayacağı kaygısında olanları sevindirmeye yetmiyor. Üstelik seçim ve sayım sürecine düşen şaibe gölgesi karşısında bir şey yapamamak da seçimle bir şeylerin değişebileceğine dair umutsuzluğu körüklemiş görünüyor.

Sadece tek adam rejimine hayır diyenler için değil, daha bir hafta geçmeden yerel seçimlerin erkene alınacağını el altından duyuran, halk oyuna dayandırmak zorunda hissettiği meşruiyetinin giderek aşındığının farkında olan AKP’nin kurumsal kütlesi için de bir sorun bu. Her defasında bir seferberlik halinde yaşanan seçimlere, değişim umuduyla katılan muhalefet seçmeninin bir sonraki seçime ertelediği kazanma beklentisi iktidar partisi için paha biçilemez değerde. Seçim, kimlik politikalarına sıkıştırılmış emekçilerin oylarındaki kontrol edilebilir kaymaların yeniden konsolidasyonu için elzem bir zemin sunuyor. İktidar partilerini bundan daha iyi besleyen bir şey yok.

Öte yandan, partinin yerel uzantılarının iktidara mensup olmanın avantajlarını nasıl sömürdüğünü her gün deneyimleyen AKP çevresindeki emekçilerin oylarındaki kısmi kaçışı önlemeye, metal yorgunluğuna maruz kalmış kadroların tasfiyesinin çare olmadığının parti kurmayları tarafından görüldüğü bir süreç bu. AKP partilerden bir parti olmadığı, devletin merkezinde, toplumun da en az yarısında örgütlenmekten vazgeçemeyeceği için “Oylar bana değil ama ortağa kaydı, olsun” diyecek bir parti olamaz. Oyun ideolojik komşuya taşınması onu hiçbir zaman rahatlatmayacak.

Bu bakımdan önümüzdeki sürecin nasıl yürütüleceği şimdiden belli oldu. İçişleri Bakanının CHP’yi cenaze protokolünün dışına atmaya yeltenmesi, Pervin Buldan’ı telefonla tehdit etmesi, oylarını MHP’lileşerek geri alacağı umudundaki AKP’nin, tek adam rejiminin inşasındaki saiklerinin niteliği hakkında bilinen ve beklenenleri teyit etmiş oldu. Yer değiştiren oylarını toparlayabilmek için CHP ve HDP arasındaki oy geçişlerini yeniden kendi kimlik hanelerine hapsetmek, bu partileri kriminalize ederek toplumu ajite etmek iktidar partisi için son derece önemli.

Kasım ayında yerel seçimlerin yapılacağı, 2020’de de genel seçimlerin yenileneceğine dair söylentiler ortada dolaştığına göre bu ayrıştırma, bölme, toplama işlemine devam edecek iktidar partisi. Muhalefet seçmenindeki bozguna uğramışlık duygusunu ana muhalefet partisinin öz eleştirel sürecine çevirerek pekiştirmek için elinden geleni yapacağı da anlaşılıyor. Önümüzdeki seçimlerin akıbetini kendiliğindenliğe bırakamaz.

Ne var ki iktidar partisine oy vermeyen seçmen kitlesinde kendiliğindenlik yaygın bir eğilim. Yaklaşan bir krizin iktidar partisine verilen desteği çözeceği, Cumhur İttifakı blokunu yönetemez hale getireceği, bu partilerin söylediği yalanların deşifre edilmesinin de aynı etkiyi sağlayacağı gibi naif bir tespit azımsanmayacak bir ilgi görüyor. Oysa ekonomik kriz emekçilerdeki radikalleşme eğilimini örgütleyecek bir alternatif oluşturulmamışsa tepki çoğu zaman milliyetçi-faşizan kanallara akıtılmıştır şimdiye kadar.

Bu yüzden ittifak içine ya da dışına oy kayışları ya da krizle yoksullaşan emekçilerin tereddütleri kendiliğinden bir olanak teşkil etmez. Bu durum iktidar partileri için de bir olanaktır çünkü. Bir potansiyelin, milliyetçi-şoven ajitasyonun dolgu malzemesi olmayı kabul etmeyen emekçilerin dinamizmine dönüşebilmesi için özel bir müdahale gerekir her zaman. Yoksa biriken tepki ufuksuz protestoları, anlamsız oy kaymalarını aşmaz ve her şey yerli yerinde kalmaya devam eder. 

Tam da kopuş ve kaçışın olduğu yerde; sandığın kurulduğu mahalde; iş yerlerinde, mahallelerde krizin faturasını en ağır biçimde yaşayacak olan işçilerin ve emekçilerin arasında yüz yüze ve kesintisiz, istikrarlı ve ısrarlı bir uğraş ile hazırlanılamayan seçimler hüsranla sonuçlanmaya adaydır. Sandıktan sandığa siyasallaşmayı esas alan bir seçimci diktatörlüğün figüranı olmaktan, yinelenen hezimetlerin ardından gelen boş vermişlikten kurtulmanın tek yolu hayatı akışına bırakmamaktan geçiyor.

Seçim seçimden önce kazanılan bir şeydir çünkü. Ne tek adamlara ne de tek adamdan kurtarıcılara ihtiyaç duyulmayan bir değişim için bu çok basit kuralı akıldan çıkarmamakta, seçim günü seçmeni olmakla sınırlı müdahilliğe itiraz etmekte yarar var. Seçimle bir şey olacaksa ancak böyle olur.

www.evrensel.net