Evet, hâlâ HDP'ye oy veriyorlar!


25 Haziran 2018 04:20

Daha önce de söylemiştik: 24 Haziran’da bir baskın seçim yapma kararı, Afrin operasyonunun yarattığı milliyetçi dalga tam dağılmadan ve özellikle ekonomideki kötü gidişin etkileri ciddi biçimde hissedilmeden iktidarın kendini kurtarmak için attığı bir adımdı. Seçim sonuçları ile ilgili tartışma devam etse de açıklanan resmi sonuçlar, en azından şimdilik iktidarın hesabının tuttuğunu gösteriyor. Ancak ağır OHAL koşullarına rağmen halkın geniş kesimlerinin muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde kendini gösteren mücadeleci tutumu, sonuçlar ne olursa olsun önümüzdeki dönemin tek adam rejimine karşı demokrasi mücadelesi bakımından sıcak geçeceğini de haber veriyor.
Bilindiği gibi seçimlerden önce en çok tartışılan konulardan biri de HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı ve yine bağlantılı olarak Kürtlerin seçimlerde nasıl bir tutum takınacağı idi.

HDP için söylersek; HDP bu seçimlerde genel olarak 1 Kasım seçimlerinin biraz üzerinde bir oy aldı. Ancak bu oyların dağılımına bakıldığında HDP’nin batıdan aldığı oyların 1 Kasım’ın biraz üzerinde ama bölgedeki oylarının ise, az da olsa 1 Kasım’ın altında kaldığını söyleyebiliriz. 
Peki, bu tablodan nasıl bir sonuç çıkarmak gerekiyor?

Öncelikle Kürt kentlerinde son 3 yılda yaşanan yıkımın ve bağlı olarak devam eden baskı ve şiddetin yarattığı olumsuz sonuçlar göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle bu seçimlerle ilgili bir karşılaştırma yapılacaksa 1 Kasım seçimlerinden çok, bahsettiğimiz yıkım ve baskı koşullarda gerçekleştirilen ilk seçim olan 16 Nisan 2017 başkanlık/cumhurbaşkanlığı sistemi referandum sonuçları ile yapılması daha gerçekçi olacaktır. Referandumda HDP’nin-Kürt ulusal hareketini temsil eden siyasi partinin- genellikle birinci parti olageldiği 12 kentten (Diyarbakır, Batman, Hakkâri, Van, Mardin, Şırnak, Dersim, Siirt, Bitlis, Muş, Ağrı, Iğdır) sadece Bitlis’te “evet” oyları “hayır”ın önüne geçebilmişti-ki burada muhafazakâr seçmenin belli bir etkisi vardı. 24 Haziran seçimlerine de bakıldığında bu tablonun değişmediği ve söz konusu kentlerde HDP’nin referandumdaki sonuçlara oranla kısmen de olsa oylarını arttırarak birinci parti olarak çıktığını söyleyebiliriz. Üstelik bu sonucun özellikle İçişleri Bakanı Soylu’nun belirttiğimiz kentlerin hepsini tek tek gezip seçim güvenliği toplantıları adı altında Demirtaş ve HDP’yi açıktan hedef göstermesine ve HDP’nin hemen bütün kentlerde yönetici ve üyelerinin tutuklanmasına rağmen ortaya çıktığını da belirtmek gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlerden bir gün önce (23 Haziran’da) çıktığı bir tv programında “Bu HDP nasıl oluyor da hâlâ oy alıyor, anlamakta zorlanıyorum. Ben şu anda devranın değiştiğini düşünüyorum” demişti. Oysa ortaya çıkan tablo, Erdoğan’ın beklentisinin gerçekleşmediğini ve Kürt seçmenin en önemli kesiminin hâlâ ulusal-demokratik talep ve beklentilerle HDP’ye oy verdiğini ortaya koydu. Bu seçim sonuçlarının Kürtler bakımından ortaya çıkardığı en önemli sonuç, artık bir Kürt sorunu olmadığını iddia eden ve dahası sorunu bir terörizmle mücadele sorunu olarak tarif eden Erdoğan’a karşı halkın hâlâ HDP’de ifadesini bulan demokratik taleplerinin arkasında durduğunu göstermesidir.
AKP’nin Kürtlerden aldığı oylara gelince…

Her seçim döneminde en çok dillendirilen sorulardan biri de AKP’nin Kürtlerden nasıl oy aldığı /alabildiği sorusu oluyor. Biz de her defasında belirtiyoruz: Kürtler sınıfsız zümresiz kaynaşmış bir kitle değiller. Kürtler içinde de devleti temsil eden parti ile-dolayısıyla uzunca bir süredir AKP ile- kader birliği yapan azımsanmayacak kesimler var. Bugün koruculuk sistemini sürdüren aşiretler, işbirlikçi sermaye çevreleri ve çeşitli cemaat-tarikatlar bu iktidarla kader/çıkar birliği içindeki kesimlerin en önde gelenlerini oluşturuyor.

Bölgede seçim sonuçları ile ilgili altı çizilmesi gereken bir diğer nokta da CHP’nin etkisiz olduğu Kürt kentlerinde sınırlı da olsa CHP’nin Cumhurbaşkanı İnce’ye verilen oylardır-ki cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde Demirtaş’a verilen oyların büyük çoğunluğu İnce’ye verilecekti. İnce’nin Hakkâri ve Diyarbakır başta olmak üzere bölge kentlerindeki mitinglerinde de kendini gösteren bu yönelim, Kürtlerin demokratik barışçıl çözüm ve bağlı olarak birlikte yaşam isteği ve umudunun bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır.

Son olarak HDP’nin cezaevinden cumhurbaşkanı adayı gösterdiği Demirtaş için de bir not düşmek gerekiyor. Demirtaş’ın gerek HDP’nin baraj altında kalmasına karşı verilen emanet oyların ve gerekse İnce’nin yarattığı beklentinin bir sonucu olarak HDP’den daha az oy alacağı biliniyordu. Ancak bu durum, seçim çalışmalarını dışarıdan yürütme başvurusu bizzat iktidarın talimatları ile reddedilen Demirtaş’ın bu seçim kampanyası boyunca en zor koşullara rağmen önemli bir rol oynadığı ve demokrat çevrelerin kendisine olmasa da HDP’ye oy vermesinde ciddi bir etkisinin olduğunu söylemek gerekiyor.

Toplamı üzerinden söylersek: Birinci olarak zaten uzunca bir süredir ülkeyi bir tek adam-OHAL rejimi altında yöneten Erdoğan iktidarı, bugün seçimleri kazandığını düşünebilir. Ancak halkların ülkenin dört bir tarafında demokrasiyi sahiplenme yönünde ortaya koyduğu mücadeleci tutum ve üstelik bu tutumun ilk kez bu düzeyde Kürtlerle bir arada/birlikte olma biçiminde ortaya çıkması, tek adam rejimine karşı demokrasi mücadelesinin bir kazanımı olarak değerlendirilmelidir. İkinci olarak, Kürtler, OHAL’in bölgede iki kat daha ağır olan baskı koşullarına rağmen birlikte yaşama dayalı demokratik barışçıl çözüm iradesini HDP’ye verdikleri oylarla ortaya koyarak demokrasiyi çoktan lügatinden çıkarmış olan Erdoğan’ı bir kez daha şaşırtmayı başardılar! 

www.evrensel.net