Dip dalga


13 Haziran 2018 04:26

Her gün birbirini tutmayan anket sonuçları seçimde kimin, neyin kazanacağını ölçmeye çalışıyor. Günlük ya da anlık indi-çıktıları hesaplarken bir borsa gibi çalışan anket firmaları arasındaki yarışın partilerin yarışından aşağı kalır yanı yok. Millet ittifakı partilerinin, gelişine selam çaktığı “dip dalga”nın veya ateşi hiçbir dereceyle ölçülemeyen “gri alan”ın niteliği de, nihai refleksi de tanımlanamıyor.

Çünkü işyerlerinde, evlerde, eş-dost ahbap arasında yapılan stratejik hesapların, taktik oy dağılımlarının, emanet oy hareketinin şimdiden doğru ölçülmesi o kadar kolay değil. Yurttaşın taktik hesapları, yıllardır ideolojik bariyerlerle ayrılmış seçmen bloklaşmasının dışındaki bir çözüm arayışına odaklanmış durumda. Bu yüzden oy dağılımını milliyetçiliğin, laikliğin, muhafazakarlığın bildik adreslerinde sınamanın eski getirisi yok. İstikrarsız bir genişleme, dip dalga şekilsiz bir kabarma halinde olsa da hiçbir partide yerleşik değil. Onun reflekslerini belirleyen beka sorunu acil sınıfsal ihtiyaçlarıyla da ilgili. 

Gri alanda yığılan kitle, kendi sınıfsal taleplerine yanıt ararken elbette mevcut seçenekleri kafasında evirip çeviriyor. Asgari ücret ve bayram ikramiyesi vaatlerini, krizi en az badireyle nasıl atlatacağını tartışıyor. Kendi kişisel bekası ile rejimin bekası arasında sayısız olasılık ilişkileri kurarak oyunu kendince en isabetli biçimde belirlemeye çalışıyor. 

16 yıldır kendi seçmenini bir biçimde blok halinde tutmak için her fırsatı, lütfu değerlendiren, diğer seçmenleri de parçalı bloklara hapsetmek için elinden geleni yapan siyasi iktidar, bu istikrarsız biçimde gelişen, belli belirsiz bir sınıfsal ayrışmaya da işaret eden dip dalgasının, çalışmadığı yerden gelen bir soru’nun etrafında kaynadığını görüyor. Bu soru parti tercihlerine bakmaksızın yoksul emekçilerin ortak yanıtını arıyor: Geleceğim ne olacak?

AKP’ye oy vermiş yoksulların evlerinde de“Dört kişi asgari ücretten çalışıyoruz, geçinemiyoruz” şikayeti daha yoğun işitiliyorsa, açlık ve yoksulluk öncelikli ve temel bir sorun haline gelmişse, iktidarın hamasi destanlarını dinlemekten yorgun düşmüş sınıfın“Aya duble yol yapacağız desek inanırlar” kafasıyla bir hesabı olur gibi görünüyor.

Bu yaşamsal soruya hamasi cevaplar vermeye devam eden birinin dili sürçmesin de ne olsun. Buzdolabını, Süleyman Demirel Üniversitesini, 3. köprüyü, yolları ve havaalanlarını vb. biz yaptık diyerek istenen oy diyeti, boş dolaplar ve köprü borcunu ödemek için hayata geçirilen organize cep soygunu gerçeğiyle sınandıkça 16 yıldır masallarla yönetilen kitlenin alacak hesabı da kabarıyor.

Saray şatafatının maliyetini eleştirenlere daha geçen yıl “İtibardan tasarruf olmaz” diye yanıt veren Erdoğan şimdi klozetlerin altından değil de pirinçten yapıldığını açıklamak zorunda kalıyorsa, yoksul emekçilerdeki gri bölge göçünün pekala farkında olduğu düşünülebilir. Fakat temsil ettiği siyasetin doğası gereği yapabileceği bir şey yok. Önceki gün sarayda yapılan iftarda Cumhurbaşkanının masasını diğerlerinden ayıran şerit, şehir hastanelerine müşteri (hasta değil) taahhüdünde bulunduk derkenki hoyratlık, atanamayan öğretmenlere başka iş bulmalarını söylerkenki halden anlamazlık bunun göstergesi.

Millet İttifakı partileri de bu gri bölgeyi çeşitli yöntemlerle genişletmeye çalışıyor. İnce’nin “O beyaz Türk, ben zenci” ironisi, Akşener’in saray ve bürokrasi harcamalarına yönelik eleştirisi, bu sınıfsal olarak stabil olmayan kitlenin gönlünü çelmeye yönelik.

Ama dip dalga olarak hareket eden istikrarsız nüfus, İnce’nin eğitim sistemini parlamento içi ve dışı partilerle müzakere ederek restore edeceği taahhüdünü anayasanın hazırlanmasına, rejim sorununun çözülmesine kadar genişletmeyi talep edecek bir “sınıf bilinci”ne ulaşmadıkça hiçbir zaman bir iç huzuru bulamayacak.

Sadece parlamento içi-dışı partilerle sınırlı olmayan, toplumun bütün örgütlü kesimlerinin dahil olduğu ve bir kurucu meclis rolü oynayacak demokratik zeminlerin oluşturulması, sınıfsal beka sorununun çözümü haline gelmedikçe, siyasete doğrudan müdahale etme bilinci gelişmedikçe cumhurbaşkanlarının en iyi niyetlileri bile en az onları yukarı taşıyan dip dalga kadar amorf, onun kadar istikrarsız kalır. Üzüm üzüme baka baka kararır çünkü.

www.evrensel.net