Seçimin üç bloku


25 Nisan 2018 03:15

Önümüzdeki seçim sıradan, herhangi bir seçim değil. Partisinin genel başkanlığını yürüten, bakanların ve Meclis çoğunluğunun kendisine bağlı olduğu, yargı kurumları üstünde yönlendirici bir etkiye sahip, YÖK’ün, YSK’nin ve daha birçok kurumun vasiliğini yürüten bir, tek kişinin iktidarına meşruiyet kazandırmayı amaçlayan, erken ilan edilmiş kritik bir eşik. İktidar koalisyonu bu eşiğin aşılabilmesi için gerekli yüzde 51’i garantileyebilmek adına, kamuoyunun gözü önünde kendisine yontan düzenlemeler yaptı. Uyum yasaları da bugün yarın çıkarılacak.

Düzenlemeler, Cumhur İttifakı dışındaki kesimlerin parçalı yapısının hiç değişmeyeceği baz alınarak yapılmasına rağmen iktidar rahatlamış değil. Üstelik 15 CHP vekilinin İYİ Partiye katılması, iktidar için, çalışmadığı yerden gelen yeni bir soru oldu. Şimdi Cumhur İttifakı partileri buna nasıl yanıt vereceklerini ince ince, kara kara düşünüyorlar. Düşünsünler. Doğrusu mevcut yasaların boşluklarından ve yeni çıkan ittifak yasasının imkanlarından yararlanılarak yapılan vekil transferinin başarılı bir taktik olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ne var ki siyasetin, boşlukları değerlendirmek, karşıtının çelişkilerini derinleştirerek kendine alan açmak gibi meşguliyetler de içerdiğinin farkında olmayan bazı kesimler, biri sosyal demokrat diğeri milliyetçi iki partinin ittifakına genel “ilkeler” uğruna baştan gard aldı. CHP’nin neden sol tandanslı, hatta HDP’li bir ittifak kurmaktansa milliyetçi bir partiye koltuk çıktığı çokça soruldu.

Oysa milliyetçi kulvarda pek de yavaş koşmadığına, iktidarın işini kolaylaştıracak kararlar aldığına defalarca tanık olunan CHP ile İYİ Partinin iktidar bloku dışındaki, sağ-milliyetçi-devletçi muhalefeti birleştirmeye aday, Cumhur İttifakı’nın karşısına başka bir seçenek olarak çıkması iyidir. Bunun emek ve demokrasi güçleri için yaratacağı olanaklara odaklanmakta yarar var.

Öncelikle; Meclise daha fazla siyasi partinin girebilmesi; erken seçim önerisi daha Meclise götürülmeden “Biz erken seçim kararı aldık” diyebilen bir tekçi iradeyi sınırlama potansiyeli taşır. Şimdiye kadar, kararların alındıktan sonra onaya sunulması biçiminde yaşanan demokrasi parodisine son verme, zaten yasayla işlevsizleştirilmiş Meclis faaliyetini canlandırma olasılığı küçümsenecek bir şey olamaz. Kamuoyuna istikrar olarak sunulan tekçi ve bağımlı parlamento bileşiminin değişmesi de demokratik istikrarı en azından vaadeder.

CHP ve İYİ Partinin gösterecekleri aday ya da ayrı ayrı adayların kimliği bu seçimde elbette önemli. Ama bu blokun aday ya da adaylarına oy verecek seçmenin onlara sorması gereken asıl soru şu: İktidardaki tek adam yerine ondan biraz daha hallice; daha esnek, daha laik, daha kanuni bir tek adama mı fit olunacak? Yoksa mevcut haliyle iğdiş edilmiş parlamentonun, esamesi okunmayan kuvvetler ayrılığının yeniden tesisi mi esas alınacak. Cumhurbaşkanlığının olanakları OHAL ve KHK düzeniyle uzlaşmak için mi, yoksa tahrip olmuş hukuk sistemini onarmak için mi kullanılacak?

Bu sorunun yanıtı adaydan/adaylardan bekleniyorsa zaten orada bir sorun var demektir. Sorunun muhatabı, seçimler için ortak davranma eğilimine giren partilerdir. Onlardan beklenen de memleketin, “O değil de bu olsun” diyebileceği bir tek adama ihtiyacı olmadığının teyididir.

CHP ve İyi Parti yakınlığının bu konuda henüz bir “bildiri”si yok.

Öte yandan bu yakınlaşma referandumda ortaya çıkan enerjinin ancak bir kısmını karşılıyor. Seçmenin geri kalan ve sayıca hiç de önemsiz olmayan, içinde sosyalistlerin de bulunduğu bir kesimi, yani emek demokrasi güçleri için İYİ Parti ve CHP dayanışması kendilerini temsil edecek bir nitelikte değil.

Bu kitlenin reflekslerine yanıt verebilecek bir demokrasi bloku henüz ortada yok. Ama 15 yıllık erozyonun sonuçlarının eleştirisi ve asgari demokratik talepler etrafında bir araya gelebilecek, en geniş toplumsal ve siyasi kesimleri bir araya getirmeye aday bir demokrasi kümelenmesine ihtiyaç olduğu da açık. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turu için, iki blokun da etki alanı içinde yer almayan oyların toparlanmasını sağlayacak bir kümelenme elzem görünüyor. Kuvvetler ayrılığının yeniden tesisi, parlamentonun işlev kazanması, tek adam yönetiminin inşasının durdurulması, temel haklar ve özgürlüklerin teminat altına alınması ve yargı bağımsızlığı gibi alt başlıkları olan, kutuplaştırma siyasetini reddeden bir ortaklık bildirisi etrafında güç birikimi oluşturulabilir ve gereklidir de.

24 Haziran tek adam rejiminin meşrulaştırıldığı bir dönüm noktası değil, kaybedilenlerin yeniden kazanılabileceği bir gün olabilir. Gerisi, seçimler öncesinde bir araya gelen kesimlerin seçimlerden sonra da devam edecek, birlikte ya da ayrı ayrı ısrarlarına bağlı kalır.

www.evrensel.net
ETİKETLER 24 Haziran, erken seçim