16 Nisan 2018 03:50

Ahraz

Paylaş

Umuda en çok ihtiyaç duyulan zamanlarda yapılacak en iyi şey yüzünü işçi sınıfına dönmektir. İşçi sınıfını bütün detaylarıyla ve en dolaysız şekilde anlatan kaynaklardan biri ise işçi edebiyatı.

Yazıldığı dönemin sınıfsal özelliklerini sonraki kuşaklara aktarırken; yaşanmışlıkların ruhunu da hissetmemizi sağlıyor.

Örneğin Prof. Dr. Ahmet Makal, sosyal yaşam konusunda edebi metinlerde yer alan birçok detayın bilimsel çalışmalarda yer alamadığını, kimi zaman almasının mümkün de olmadığını belirtiyor. Edebiyatın ortaya çıkardığı ‘sahicilik’ duygusunu ve bu duygunun ona ayrı bir değer kattığını anlatıyor.

İşçi öykülerindeki sahicilik ise kapitalizmin metalaştırmasına inat sınıfın özlemlerini, mutluluğunu, korkularını, acı, endişe ve öfkesini görünür kılmaktan kaynaklanıyor. Sınıfın gündelik pratiklerini ortaya koymanın yanı sıra, çarkın dişlisinden ibaret olmayan bir potansiyeli açığa çıkaran veya etkisizleştiren tutum ve bakış açılarına mercek tutuyor.

Bu öykülerin yazarının sınıf mücadelesinden gelip bir de edebiyat eğitimi almış olması halinde ise aktarılan yaşam kesitleri ete kemiğe bürünürken, akıcı bir dil ve harika bir üslupla da zenginleşiyor.

Ümit Kartal’ın Biz Kitap’tan çıkan “Ahraz” isimli kitabı işte böylesi öykülerden oluşuyor. Okuduğunuz her öyküde fabrika yaşamını gözünüzde canlandırmakla kalmıyor, havasını da teneffüs ediyorsunuz. Bir Halim oluyorsunuz, bir Ahraz Oğlan. Bazen Tekin Abi, bazen Hanife Abla...

İşçilerin beklenti ve özlemlerine tanıklık ederken, bunlara ulaşmak konusundaki çelişki ve pişmanlıklarıyla yüzleşiyorsunuz. Bazen iliklerinize kadar hissettiğiniz çaresizlik karşısında boğazınıza bir yumruk tıkanıyor, bazense gülümsüyorsunuz. Kısacası insan olmanın her halini yaşıyorsunuz Ahraz’ı okurken.

Ama dahası da var.

Kapitalizmin sahaya sürdüğü tüm teknik ve bürokratik denetim mekanizmalarının işçinin zihnini kuşatmak konusundaki yetersizliğini de görüyorsunuz öyküleri okurken. Öldürücü mesai saatlerinin işçinin düşünmesine nasıl mani olamadığını. Böylece ideolojik denetimin amaç ve işleviyle de bir kez daha yüzleşiyorsunuz.

İdeolojik hegemonyayı kırabilmenin, sınıfın sesi soluğu olabilmenin yolu da bu yüzleşmeden geçmiyor mu zaten?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa