Lula ve Brezilya'da demokrasinin sonu


16 Nisan 2018 03:40

Brezilya’nın eski başkanı Lula da Silva geçtiğimiz hafta, hakkında devam eden yolsuzluk davasından almış olduğu 12 yıllık cezanın infaz edilmesi için tutuklanarak cezaevine gönderildi. Lula’nın Brezilya Yüksek Mahkemesine yaptığı başvurunun 6’ya 5 oyla reddedilmesi ile kendisinin tüm hukuki süreç bitene kadar tutuklanmamasını sağlayacak olan imkân da ortadan kalkmış oldu. Geçtiğimiz cuma günü Lula’nın savunmasını üstelenen ekip Yüksek Mahkeme’ye kararın yeniden değerlendirilmesi için yeni bir başvuru yaptıysa da bu başvurunun ne zaman ve nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek güç.

‘Araba Yıkama Operasyonu’ olarak adlandırılan yolsuzluk skandalı ortaya çıktığında, birçok üst düzey politikacının inşaat firmalarından rüşvet aldığı, devlete ait olan petrol şirketi Petrobras’ın ihalelerini kazanan inşaat firmalarının Lula iktidardayken bazı politikacılara para aktardığı tespit edilmişti. 2016 yılında aynı operasyon çerçevesinde Dilma Rousseff kendisi rüşvet almamış olmasına rağmen başkanlıktan azledildi. Operasyonun ve operasyonu yürüten savcı Sergio Moro’nun temel olarak İşçi Partisi’ni (Partido dos Trabalhadores- PT) ve onun liderlerini hedefe alması, Rousseff sonrasında başkanlık koltuğuna oturan ve hakkında ağır yolsuzluk suçlamaları olan Michel Temer’e dokunulmaması ve savcının aşırı sağcı politikacılarla yakın ilişkileri göz önüne alındığında aslında operasyonun PT’yi tekrar iktidara gelmekten alıkoymak amacıyla yürütüldüğünü söylemek mümkün. Yüksek Mahkeme Lula’nın başvurusu üzerine karar verme aşamasındayken, ordunun ileri gelen generallerinin yaptığı açıklamalar da Lula’nın tekrar seçilmesine izin verilmeyeceği –hatta ordunun müdahale edebileceği- yönündeydi. Lula başkanlığa aday olduğundan ve ülkeyi gezdiği kampanyasına başladığından beri seçimlerim en önemli adayıydı. Şimdi ise ABD ile yakın ilişkileri olan Brezilya sağının, bu süreçte etkin rol oynayan yayın organlarının ve onun koruyucusu ve savunucusu olan ordunun 13 senelik iktidardan sonra yeni bir PT iktidarına müsamaha göstermeyeceği anlaşılıyor.

Kamuoyu araştırmalarında Lula’nın 20 puan gerisinde gözüken aşırı sağcı aday Jair Bolsonaro ise, Lula’nın elimine edilmesi ile birlikte başkanlığa daha da yaklaşmış gözüküyor. Lula PT için sadece bir aday değil, aynı zamanda partinin bütünlüğü ve aldığı kararlar açısından da önemli bir isimdi. An itibariyle PT liderleri, seçimleri boykot mu edecekleri, Lula’nın adaylığını devam mı ettirecekleri yoksa Lula’nın gösterdiği başka bir aday etrafında diğer sol partileri birleştirmeye mi çalışacakları konusunda kararsız. Brezilya sağı ise bu durumdan faydalanarak aşırı sağcı Bolsonaro etrafında en azından ikinci turda birleşebilir.

Görünen o ki aşırı sağ, reel ücretlerin değer kaybettiği, ekonominin kırılgan bir yapıda olduğu ülkede yaşam şartları gün geçtikçe zorlaşan halkın temsili demokrasinin asgari şartlarının sağlandığı bir seçimde verilebileceği tepkinin kontrol altında tutulması gerektiğine inanıyor. Her ne kadar Lula, iktidarı döneminde sermaye grupları ile çatışmamış, radikal bir program takip etmemiş olsa da Brezilya sağının sınırlı bir sosyal programa, özellikle kriz döneminde neoliberal programdan milim ödün vermeye açık olmadıkları ortadadır. Hiç şüphesiz ABD de bölgedeki reaksiyoner dalganın tersine dönmesini istememektedir. Masada ise yeni bir Condor Planı dahil olmak üzere her tülü opsiyonun tutulabileceğini beklemek gerek. Yoksa ordunun 30 yıl sonra böyle bir müdahaleye böyle açık bir biçimde girişmesinin başka bir açıklaması olamaz. Lula’nın ve PT’nin önünde hâlâ manevra yapabilecekleri bir alan mevcut. Ancak aşırı sağ arkasına zor aygıtını alıp toplumun belirli bir kesimini mobilize etme kapasitesine de sahip. Bu şartlar altında da solun bütün unsurlarının birleşip bu reaksiyoner dalgaya karşı ortak mücadele etmesi hem Brezilya’daki kritik durum hem de bölgede geleneksel darbeci pratiklerini yavaş yavaş hatırlamakta olan diğer aşırı sağcı unsurların durdurulabilmesi açısından tek çıkış yolu gibi gözükmektedir.

www.evrensel.net