Sevim koş! Evimiz çukur artık


11 Nisan 2018 04:19

Ferhan Şensoy bir bakkalın süpermarketle kavgasını anlatan oyununu sahneye koyduğu sırada, Turgut Özal tapusuz ruhsatsız gecekondulara imar izni vererek asalak bir sınıfa müteahhitleri dahil ediyor; süpermarketler, alışveriş merkezleri kuruluyor, kamusal mülkiyetin her zerresinin satılacağı dönem başlıyordu. Şensoy’un Donkişot’u yel değirmenleriyle savaşında kaybeden taraf oldu. Bakkalın veresiye defterindeki kargacık burgacık yazıyla şişirilmiş borcun mükellefleri, sevgi tomurcuğu ‘Perihan Abla’nın mahallesinde hayatın akışını bozan küçük aksiyonlara müteahhit eliyle yapılmış apartmanın penceresinden seyirciydi. Gördüğünü karısıyla paylaşmadan edemeyen ‘Baykuş’un nidası çınlıyordu arada bir: Sevim koş, bak!

Güya üçkağıt nedir bilmez, konu komşunun yardımına amade esnafın sanki mahalleliyle ilişkisi nakde çevrilmemiş de malını hizmet olsun diye satıyormuş havasında belirdiği diziler kapıdan çıkar çıkmaz Gülşen Bubikoğlu’lu Tarık Akan’lı naif sokağa inecekmişiz havasını yaratmaya devam ediyorlardı. Ama Sevim, koştuğu pencerede sonu tatlıya bağlanan incir çekirdeği kavgalarına bakadursun, mahallenin ölçülü biçili paylaşımı başlamıştı bile. Bizimkiler, Perihan Abla, İkinci Bahar, Süper Baba derken… eş dostla sarıp sarmalanmanın, komşular arasındaki güvenin, apartman korunağının, ihtiyacı olana arka çıkan samimiyetin üstüne, her şeyi dejenere ederek, bir dozer geliyordu.

Sonra…bu dizileri seyredip de büyüyen çocuklar Gezi direnişine çıktıklarında çoktan yitip gitmiş samimi ilişkilerin dizi mahallelerini yeniden kurmakla mümkün olduğu zehabına kapıldılar. “Ev kira ama mahalle bizim” demenin rahatlatıcı bir yanı vardı. Nostalji bir simülasyon bile yaratamazdı ama arayışın duygusu bile güzeldi ya, yeterdi.

Şimdilerde 2000’li yıllara kadarki komünal zamanındaki(!) eşitlikçi ilişkilerinin yerine sakinlerin hiyerarşik dizilimini geçiren; onları babaların, beyefendilerin, kabadayıların, anaların inisiyatifinde yeniden konuşlandıran mahalle, sadece dizi setinde değil, gerçek hayatta da Türkiye siyasetinin küçültülmüş ölçekle yeniden üretildiği bir plato halinde. Uyuşturucu kaçakçıları ile silah tacirlerinin paylaşım savaşının öyküsü Çukur, ismiyle müsemma, mahalledeki insani ilişkilerin seviyesindeki yeni kodlardan besleniyor. Bir cephe savaşının metaforu olarak kurgulanan mahallede, sakinlerin oluşturduğu ordu; öncüleri, keskin nişancıları, lojistiği ve cephe gerisindeki tali unsurları ve yedekleriyle birlikte başkomutanın emrine amade. Mahallede yaşayabilmek için bu savaşın bir parçası olmaktan başka çare yok.

Çukur bu bakımdan mahallelinin neye mecbur kaldığının da aynası. Çünkü üç büyük kenti kaybedersek iktidarı da kaybederiz korkusundan Atlas üzerinde o semti bu semtle birleştirip nispi temsille dar bölge sisteminin bileşiminden yasada olmayan seçmen dağılımı biçimleri yaratmaya çalışan; apartmanlara uyduruk seçmen kayıtlarının yapıldığı, mahallelerin giderek fethedilecek bir toprak parçası, siyasi rant arsası muamelesi gördüğü bir tasarruf biçiminde, bir mahalle dizisinin de Perihan Abla masumiyetinden beslenmesi beklenemez.

Hem o eski, düzayak mahallelerin sakinlerinin bir kısmı devletin içine kadar uzanmış cemaatlere ya da tarikatlara dahil olmuşken, paramiliter yapılara tertip yazılır hale gelmişken, bireysel silahlanma almış başını gitmişken yasal ve yerli-milli güvenlik teşkilatları az gelip de ÖSO’ymuş Sadat’mış bir dizi oluşumla muhatap olunmuşken eski mahalle dizileriyle reyting alabileceğini düşünmek biraz ahmaklık olur!

Bundan on yıl önce Binnaz Toprak, Sevim’in penceresinden görünenleri anlamak için Şerif Mardin’in mahalle baskısı kavramına başvurduğunda medya biraz çalkalanmıştı. Haksız değildi; mahallede yeni başlayan muhafazakarlaştırma, nüfusu, iktidar nezdinde makbul olanlar ve olmayanlar olarak sınıflandırıyordu. O zamandan bu yana yurttaşlık statüsündeki derinleşen hiyerarşi, sakinlerin amorf, belirsiz telkinine, dışlama mekanizmalarına ve nihayet trol cevvalliğine kadar her şeyi içeren bu baskıya çok borçlandı. Komşu komşuyu terbiye edecekti.
Birkaç yıldır mahallenin asli unsurlarından muhtarlar da sadece ikametgah verip nüfus sureti satmakla, arada bir kolluk kuvvetlerine muhbirlik yapmakla sınırlı bir görev içinde değiller. Devlet ricalince davet edildikleri telkin toplantılarında boy gösterdikten sonra artık mahallenin sıradan günlük hayatının içinde sıradan bir figür olarak yer almıyorlar.  

Nihayet bazılarının Kalaşnikof la atış talimi yaparken çekilen fotoğraflarının medyaya düştüğü noktaya geldik. Mahallenin sakinleri uzun bir tedrisattan geçtiği, aralarındaki “Komşu komşunun külüne muhtaç” muhabbeti çoktan aşındığı için şaşırma duygusu da yitirildi.

Fakat yine de Sevim, dozer evine yaklaşırken “Koş! Bir bak şuna”

www.evrensel.net