Boğaziçi, komünistler ve haklar


28 Mart 2018 04:55

Bir vakitler üniversitelerde, türbanlı kadınların da okuyabilmesi için eğitim ve insan hakları, fırsat eşitliği gibi temel haklara bolca referans vererek, genç kadınları mobilize eden parti, Boğaziçi Üniversitesinde komünist öğrencilerin “okuma hakkı”nı tartıştırdığı bir noktaya geldi. AKP, daha önce yapabileceği halde ancak iktidarının geç bir döneminde kaldırdığı türban yasağının nimetlerinden epey yararlanmıştı. Çünkü mağdur kesimlerin sözcüsü olabilme iddiasının altını, eşitsizliğin bu görünür sonucunu sömürmek suretiyle doldurabiliyordu. 

AKP’nin, evrensel insan haklarını ve bunları güvenceye alması gereken yasal müktesebatı, zayıf noktalarını vesile ederek kanırtması sadece türban sorununa özgü olmadı. Bunca yıl boyunca pek çok konuda aynı şeyi yaptı. Ne var ki her yasal müdahale hakların genişlemesini değil, büyük ölçüde daralması sonucunu verdiği gibi, yasal zemin milliyetçi-muhafazakar ayrıcalıkların öne çıktığı bir ölçü sistemine alan açmak için de kullanıldı. Giderek tanımı değiştirilen insan, siyasi iktidar mensuplarının millet ya da ümmet dediği, temsil edilebilir kitlenin içinde eriyerek bireysel haklarından feragat eden yurttaş anlamına gelmeye başladı.      

Böylece hakkından-hukukundan bahsedilemeyen, neyi yapıp yapamayacağı konusunda bir üst aklın kanaatini arayan, fetva bekleyen insan tipi ortaya çıktı. Bu insanın kurumlarla ilişkisi artık eşitlik kriteriyle belirlenmiyor. Millet iradesinin icazet makamına devredildiği bir düzen adım adım inşa edilirken iktidara yakınlık düzeyi en önemli ölçü aracı haline getirildi.

Üniversitelerde türban yasağının kaldırılması ve bir haksızlığın giderilmesi konusunda vaktiyle Komünistlerin önemli bir bölümü, demokratlar da mutabıktılar. Eşitlik ve adaletin tutarlı savunucuları olduklarından, istismar edilebilir açıklar bırakan mevcut anayasal sistemin zorlanmasına katkıda bulundular. Elbette kimse, türbanı başlıca sorun bellemiş olan iktidar partisinden bu yüzden bir vefa da beklemedi. Çünkü toplumsal eşitlik uğruna mücadele bir ilke sorunudur ve bunu kendisine sahici bir biçimde sorun edinen başka bir kesim de yoktur.  

Ama Cumhurbaşkanı, Boğaziçi’deki Komünist olduğunu öne sürdüğü bir grubun, Afrin harekatı ile ilgili lokum dağıtan bir başka öğrenci grubunu protesto etmesi üzerine “Komünist ve vatan haini öğrenciler”e üniversitede okuma hakkı verilmeyeceğini ilan etti. Söz konusu olan, bir zamanlar faaliyeti yasaklı, yönetici ve üyelerinin 141-142’den ağır cezalar aldığı bir partinin uzun zamandır yasal olduğunun unutulması değildir. Komünist öğrencilerin bir sözle vatan haini ilan edilebileceğine ve eğitim haklarının bir sözle iptal edilebileceğine vurulan mühürdür. İdeolojisi, dünya görüşü ne olursa olsun eğitimin tüm yurttaşlara anayasal bir hak olarak tanındığı zeminin biraz daha kaydırıldığı anlamına geliyor bu. Oysa haklar, şu veya bu yetkili tarafından tanınan, geri alınabilen, üzerine karar verilen bir şey olamaz. 

AKP her seçim döneminde ve seçimler arasına denk gelen olağanüstü siyasi sarsıntılar sırasında toplumun birbirinden yalıtılmış kutuplar halindeki güncel varlığını perçinleyen söylemlerde bulunuyor, politikalar üretiyor. Ama aynı zamanda karşı kutuptaki ideolojik hanelerin söylemlerinden destek almayı da ihmal etmiyor. İki gün öncesine kadar, ABD ile yaşanan gerilimleri en geniş kesimle karşılayabilmek için, komünistlerin antiemperyalizmini, ulusalcıların Kemalizmini pohpohlarken bunu yapıyordu. Şimdi ise tutmayan bu politikanın hıncını komünistlere fatura ederek almaya çalıştığı görülüyor.

Eski iç düşmanın yani komünistlerin yeniden keşfedilmesi onların bugünkü güçleriyle oransız bir tehdit halinde olmalarından kaynaklanmıyor. Tersine, kimliklerine hapsedilmiş bir seçmen kitlesini stabil tutabilmek için eldeki malzemenin tükendiğini, eski veya kadim düşmanın göze her dem yeni görünebileceğini de gösteriyor.

Peki üniversiteden şu grubu, kültür sanat kurumlardan ötekini, devlet işletmelerinden başka birilerini sırayla göndererek kendine göre bir ülke kurabilir mi AKP? Kendi idealine uygun bir tek parti iktidarında bile sadakat-biat sistemindeki hiyerarşiden eza görenler için eşitliğe, fırsat eşitliğine, insan haklarına bunu şimdi hiç aklına getirmeyenlerin de ihtiyacı olacaktır. Ve tabii o emekçiler, yanlarında her zaman önce komünistleri bulacaktır. 

www.evrensel.net