İşçi sporları hareketi –2: İşçi olimpiyatları


27 Mart 2018 04:52

1931 Viyana Olimpiyatları, işçi sporları tarihinin zirvesiydi. 2 bin 500 işçi sporcunun katıldığı oyunlar, 4 bin emekçinin, işçi sınıfının tarihini canlandırdığı gösteriyle başlamış, performans kodaman bir kapitalistin dev başının parçalara ayrılmasıyla sona ermişti. Sosyalist Viyana Konseyinin inşa ettiği stadyum, 100 bin kişiye ev sahipliği yapıyordu. Viyana’da oyunların futbol finali, 65 bin kişi tarafından izlenmişti.

2 milyona yakın üyesi olan Sosyalist İşçilerin Spor Enternasyonalinin (SWSI) düzenlediği ilk işçi olimpiyatı olan 1925 Frankfurt’ta olduğu gibi, proletaryanın şöleninde milliyetçiliğe yer yoktu. Ulusal bayraklar taşınmadı, ulusal marşlar okunmadı.

Tüm bunlar fazla “politik” geldiyse ve biraz da kulak tırmaladıysa bunun nedeni dört bir yanımızın çok uzun süredir yalnızca burjuva ideolojiyle sarılı olmasındandır. Egemen sınıfın, egemen dünya görüşünün sporu, turnuvalarında siyasi mesaj vermeyi boşuna yasaklamıyor. Günümüz olimpiyatlarında -eğer John Carlos ve Tommie Smith gibi kahraman atletler isyan etmezse- yalnızca hakim ideolojinin makbul gördüğü mesajları alabilirsiniz! Milliyetçilik, cinsiyetçilik, militarizm, kapitalizmin sorgulanamazlığı… Toplumsal mücadelenin birikimiyle elde edilmiş tüm kazanımlar (Irkçılığın, cinsiyetçiliğin sözde kabul edilemezliği) pamuk ipliğine bağlıdır. Genel olarak burjuvazi, özel olarak oyunlara ev sahipliği yapan ülkenin egemenleri, sporu, çıkarları için sonuna kadar kullanır.

Ve haklısınız, 1931 Viyana İşçi Olimpiyatları da epey politikti. İşçi sınıfının mesajı taşıdıkları “Faşizm Kızıl Viyana’da asla gol atamayacak” pankartında olduğu kadar netti. 

Ne yazık ki görkemli kapanış seremonisinde taşınan “Dünyanın tüm proleterleri sporun etrafında birleşin” mesajı, fiiliyatta hayat bulamaz haldeydi. Burjuvazi, işçi sınıfının üzerine faşizmi salmaya hazırlanırken dünya genelinde işçi sınıfı siyaseti bölünmüştü. Bu bölünme spora da yansıyordu.

SİYASİ BÖLÜNME VE SPORDAKİ KARŞILIĞI: SWSI VS RSI

Dünya Savaşı’ndan ağır bir ideolojik yenilgiyle çıkan sosyal demokrasinin önderleri, partilerini milliyetçiliğe, reformizme ve nihayetinde on yıllardır tanıklık ettiğimiz açık kapitalizm savunuculuğuna sürüklerken Avusturya Sosyal Demokrat Partisi bundan uzun süre kaçınmayı başardı. Murray Bookchin’in deyimiyle Avusturya Sosyal Demokrat Partisi, Bolşevizmle reformizm arasında üçüncü bir yol tesis etmeye çalışıyordu. Parti, Ekim Devrimi sonrası diğer ülkelerdekine benzer bir çözülme yaşamamıştı ve Avusturya Komünist Partisi, 1920’de Lenin  tarafından “Kitleler içerisinde desteği olmadığı halde komünist olduğu iddiasıyla siyasi bir güç haline gelebilecekleri hayaline kapılmışlar” sözleriyle eleştirilmişti. Avusturya Sosyal Demokrat Partisi, önde gelen liderleri saflarında tutması ve ülkenin ekonomik/kültürel/siyasi başkenti Viyana’da iktidarı elinde bulundurmasıyla ciddi bir bölünme yaşamaktan kurtulmuştu ama saflarındaki işçileri kaybetmemek için de Avrupa’nın en “radikal” sosyal demokrat partisi olmak zorunda kalmıştı. Öyle ki 1926’daki Linzer Programı ile “gerekirse/burjuvazi mecbur bırakırsa” proletarya diktatörlüğünün inşa edileceği kabul edilmişti.

Velhasılıkelam, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi, -dolayısıyla ASKÖ*, dolayısıyla Sosyalist İşçilerin Spor Enternasyonali- daha az hissetse de işçi sınıfının bölünmüşlüğü belirgindi.

Sovyetlerin öncülüğünde 1921’de kurulan Kızıl Spor Enternasyonalinin (RSI) üyelerinin çoğunluğu devrim topraklarındaydı. SSCB dışında yalnızca Almanya, Çekoslovakya ve Norveç’te ciddi bir örgütlenmeden söz edilebilirdi.

Nitekim, RSI üyesi işçi atletlerin 1925 Frankfurt ve 1931 Viyana İşçi Olimpiyatlarında mücadele etmesi yasaklanmıştı. RSI ile esas hedef komünist parti üyesi işçilerin ötesinde parti üyesi olmayan emekçilere ulaşmaktı. Ancak dönemin sert “sınıfa karşı sınıf” şiarı ve sosyal demokrasiyle rekabeti hesaba katarsak, RSI üyelerinin SWSI izin verse dahi oyunlara katılmasının zor olacağını söyleyebiliriz.

İŞÇİ OLİMPİYATLARI VE SPARTAKİAD’LAR

RSI, SWSI’nın işçi olimpiyatlarına benzer şekilde adını Spartaküs’ten alan Spartakiad’lar düzenledi. 1928’de Moskova’da ve 1931’de Berlin’de Yaz Oyunları, 1928 ve 1936’da Oslo’da Kış Oyunları düzenlendi.

RSI ve SWSI üyesi atletlerin birlikte mücadele edebildiği tek oyunlar 1936 Barcelona’nın İç Savaş nedeniyle ertelenmesi üzerine organize edilen 1937 Antwerp’ti.

Ne yazık ki bu dönem aynı zamanda faşizmin azgın saldırıları ve Avusturya dahil pek çok ülkede iktidarı ele geçirmesi sebebiyle işçi sporları hareketinin de gücünü kaybetmeye başladığı bir süreçti. İki kampın da katılmasına rağmen Antwerp’e gelen sporcu sayısı 6 yıl önce Viyana’ya katılanların yarısı kadar oldu. 

DÖNÜM NOKTASI: 1936 BARCELONA, 1936 BERLİN

Hemen belirtelim İç Savaş sebebiyle ertelenmese,1936 Barcelona, tarihin en geniş katılımlı olimpiyatı olmaya adaydı. SSCB dahil 22 ülke ve mültecilerle birlikte toplam 6 bin işçi sporcu, katılım için oyunlara kaydolmuştu. İç Savaş’ın başlaması sonrası 200 kadar sporcu, İspanya’da kalarak faşistlere karşı savaşmıştı.

1936-37 süreci, dünya için olduğu kadar işçi sporları tarihi için de bir dönüm noktası oldu. 1931 Viyana, popülarite bakımından bir yıl sonra düzenlenen 1932 Los Angeles Yaz Oyunlarıyla başa baş bir görüntü çizerken burjuvaziye güçlü mesajlar vermişti. Bir dönem sonra ise 1936 Berlin, Nazilerin propaganda sahası olmasıyla burjuvazinin içinde bulunduğu sefaleti yansıttı. Aynı dönemde 1936 Barcelona, bir başka faşist güç tarafından engellendi. 1937 Antwerp ise 1936 Berlin’in gölgesinde kaldı. Nitekim, faşizmin yükselişini simgeleyen bu olaylar dizisi, 1939’da 2. Paylaşım Savaşı’nın başlamasıyla zirveye çıktı. SWSI ve RSI kısa süre içerisinde tarih oldu. Faşizm, savaştan yenilgiyle ayrılsa da 1945 sonrası artık başka bir dünyada yaşanıyordu. 

İŞÇİ SPORLARI İDDİASININ TERK EDİLMESİ

SSCB’nin, IOC’nin 1952 Helsinki Olimpiyatlarına katılmayı kabul etmesi, proletaryanın ‘işçi olimpiyatları’ ve aslında tüm politik manalarıyla işçi sporları iddiasından da güçlü bir geri adımı işaret ediyordu. Sonraki süreçte SSCB ve diğer sosyalist ülkelerin, -kapitalist ülkelere göre sporu tüm halka yayma konusunda daha ilerici bir pozisyona sahip olsalar da- bir zihniyet yenilgisi aldığına tanıklık ettik. Evet, sosyalist ülkeler sporda çok başarılıydı, pek çok madalya kazanılıyordu ama işçi sporlarının ayrıksı niteliği “rekabet, “kazanmak”, ve “madalya” mıydı? Aksine bunlar, ilk yazıda da vurguladığımız üzere işçi sporları hareketinin mahkum ettiği unsurlardı.

Bu noktada sözü ASKÖ’nün Başkanı Julius Deutsch’a bırakalım: “İşçilerin her spor etkinliği işçi atletlerin kültürel hedeflerinin de bir göstergesidir. Etkinlikler sadece atletlerin sosyalizm, barış ve halklar arasında eşitlik gibi hedeflerini ortaya koymaz aynı zamanda geçmişle bilinçli bir kopuşu ve yeni bir kültür yaratma arzusunu simgeler.”

NOT: Yazıda, Gabriel Kuhn’un PM Press’ten çıkan ‘Antifascism, sports, sobriety: Forging a militant 
working-class culture’ kitabından yararlanılmıştır.
*Avusturya İşçileri Spor ve Beden Eğitimi Birliği

İşçi sporları hareketi - 1: Burjuva ve işçi sporu ayrımı

www.evrensel.net